Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Bir yumuşak güç unsuru olarak uluslararası mezunlar-Türkiye Gazetesi(18.12.2022)

Devletler uluslararası sistemin temel aktörleridir. Uluslararası alan anarşiktir. Devletlerin temel amacı ulusal çıkarlarına ulaşmaktır ve bunu yaparlarken de güçlerine dayanırlar. Fakat modern uluslararası ilişkilerde devletlerin gücü sadece sert güç unsurları üzerinden tanımlanmıyor. Ne kadar güçlü bir orduya veya ekonomiye sahip olursa olsun, etkili kullandığı yumuşak ve akıllı güç unsurlarından mahrum olan devletler küresel siyasetin sonuç alıcı oyuncuları hâline gelemiyor.

1980’lerde Joseph Nye tarafından kavramsallaştırılan yumuşak güç; siyasi, ekonomik ya da askerî manada fiilî müdahale içermez. Yumuşak güç bir devletin bölgesinin ya da dünyanın şekillendirmesine yardımcı olan kültürel, ideolojik veya kurumsal bileşenlerdir. Yumuşak gücün “sihirli dokunuşu”, muhatap devletlerde ya da insan topluluklarında fail devletin eylemlerinin meşruiyetini tasdik hissiyatım artırır. Sert güç unsurları, asker, silah ya da mühimmat sayısı gibi tek tek sayılabilen şeylerken, yumuşak güç çoğu zaman hibrit veya çoklu formlarda, tedricen ve mücerret bir mahiyette tezahür eder. Dahası yumuşak gücün tesirinde kalanın muhatap devlete yaklaşımında gönüllülük vardır. Rıza devreye girer. Zaten bölgesel ya da küresel güç olmakta kilit rol oynayan unsur da bu rıza mefhumudur.

Fransa ya da Britanya’yı bir zamanlar, ABD’yi elan küresel oyun kurucu yapan güç, orduları ve ekonomileri kadar dünyaya yaymaya muvaffak oldukları dilleri, değerleri, kültürleri ve hukuk sistemleridir. İnsanların bazı ülkelerin dillerini öğrenmeye kitlesel olarak yönelmeleri, o ülkelerin kültürleriyle ilgilenmeleri, o ülkelerin mallarını tercih etmeleri, o ülkelere seyahat etmeleri ve belki de en önemlisi, çocuklarını o ülkelere okumaya göndermeleri sözünü ettiğimiz “gönüllü” davranışlardır. Bu gönüllülük seviyesinin artışı, o ülkenin yumuşak gücün etkisinde kalış derecesi bakımından da bir göstergedir.

Bir devletin eğitim kurumlarında okuyarak mezun olan uluslararası öğrencilerin o ülkenin “gönüllü elçileri” olmaları kadar tabii bir şey olamaz. Bu mezunların gelecekteki hayatlarında, iş yapmadan, turizme, sağlıktan çocuklarının eğitimine kadar birçok alanda o devletle sürekli ve sarsılmaz bağlar kurma potansiyelleri vardır.

Yumuşak güçlerini akıllı kullanan, vizyoner devletler söz konusu potansiyeli belli programlar çerçevesinde çok iyi işlerler. Günümüzde bunu en iyi yapanlar ABD, İngiltere ve Fransa’dır. Bu devletlerin okullarında okuyanlar veya öğrenim hayatlarının bir döneminde bu devletlerin okullarında araştırma projelerine / ziyaretlerine katılanlar bizzat o ülkelerin dışişleri bakanlıkları ya da kamu diplomasisi kurumlan tarafından yönetilen ağlara alınırlar. Bahsettiğim ağlar, kişilerin mezun oldukları üniversitelerin mezunlarla etkileşim ağları değildir. Devletlerin profesyonel servislerince yönetilen ağlardan ve çok katmanlı mezun takip

sistemlerinden bahsediyorum. İletişim içinde kalan mezunlar, o devletin kültürel ve eğitimle ilgili faaliyetlerinden haberdar edilir. Mezunlara iş ilanları yollanır. Mezunların davetli oldukları çeşitli aktiviteler icra edilir. Mezun zaman zaman o devletin diplomatik temsilciliğinde düzenlenen resepsiyonlara -eşiyle- çağrılır. Böylece, mezunu olduğu devleti her zaman yanında hisseder. Unutmasına veya yumuşak güç halesinin dışına çıkmasına asla müsaade edilmez. Psikolojik detaylarla desteklenmiş bu tür programlara muhatap olan mezunlar öylesine şartlanırlar ki, şu veya bu sebeple birkaç ay kendileriyle iletişime geçilmese, neden ağın dışına “itildiklerini” sorgulamaya başlarlar.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2030 yılında Türkiye’de 1 milyon uluslararası öğrenci olması için gerekli çalışmaların yapıldığını kısa süre önce bildirmişti. Bugün 300 bin olan uluslararası öğrenci sayısının 7 yılda 3 kattan artırılabilmesi için ilgili tüm kurumların uyumlu şekilde çok çalışması gerektiği ortada. Ama bence bu öğrencileri Türkiye’ye getirmekten çok daha önemli olan, mezun olduktan sonra onlarla irtibatı koparmamak.

Üzülerek ifade edeyim, ABD, İngiltere, Fransa ve yavaş yavaş Avustralya, Yeni Zelanda ve Malezya’nın devreye aldıkları takip sistemlerine benzer bir sistemimiz yok. Bu işten münhasıran sorumlu bir devlet kurumumuz da yok. Her üniversitenin kendi mezunları için ağlar oluşturması ve geriye dönük olarak mezunlarının verilerini toplaması yeterli değil. 15 yıldır uluslararası öğrencilerle ilgili çok sayıda faaliyetin içinde oldum. Birçok kurumla istişare toplantılarına katıldım. 15 yıldır tek bir devlet kurumunun,

1990’dan bu yana Türkiye’ye, hangi ülkelerden kaç öğrenci geldiğini, bunların kaçının burslu, kaçının burssuz olduğunu, mezun olan veya eğitimlerini yarıda bırakanların sayısını eksiksiz paylaşabildiğim görmedim. Bırakın Türkiye mezunlarının bugün hangi ülkelerde hangi görevlerde bulunduklarının envanterini, bırakın Türkiye büyükelçiliklerinde Türkiye mezunlarının güncellenmiş iletişim bilgilerini havi rehber olup olmadığını, “kaç uluslararası öğrenciyi Türk vatandaşlarının vergileriyle okuttuk?” sorusuna dahi kesin cevap alamıyoruz. Veriler ya hiç yok ya da sağlıklı tutulmamış. Kapkara bir FETÖ tahribatı var. Var olan veriler, yapay zekâ tabanlı akıllı programlarla işlenmemiş vs.

Türkiye’nin küresel güç olma hedefi var. Bunun için yumuşak gücümüzün ne kadar önemli olduğunun bilincinde kurumlanınız da var. O hâlde bu hedefe ulaşmamızda çok büyük katkısı olacak olan uluslararası öğrenci stratejimizde paradigma değişikliğine gitmek gerekir. Türk bürokrasisinin müzmin illeti olan “kurum taassubu” ile malul mevcut kurumlarımızla böyle bir paradigma değişikliği yapılması zor. Öğrenci seçme ve kabulden, mezun olduktan sonra takibe kadar tüm basamaklarıyla bu öğrencilerle ilgilenecek Uluslararası Öğrenci Ajansının kurulması artık şarttır.

Pin It on Pinterest