Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Sisi Paşa ile el sıkışmaktan murat ne olabilir?Türkiye Gazetesi (27.11.2022)

İleride bir gün siyasi hatıraları yazıldığında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en istemeyerek yaptığı işlerin arasında sayılacağından emin olabileceğimiz bir tablo Katar’da ortaya çıktı. Darbelere ve kumpaslara milletiyle birlikte karşı durmuş, hayatı boyunca demokrasiyi ve millî iradeyi savunmuş, bu değerlere sahip çıktığı ölçüde küresel itibarı yükselmiş bir siyasetçi ve devlet adamının, ülkesinin millî menfaatleri adına darbeci bir cunta lideriyle kameralar önünde el sıkışmak durumunda bırakılması kendisi için -en hafif ifadeyle- can sıkıcıdır. Darbe karşıtı mitinglerde meydanları doldurarak, kendisiyle birlikte Rabia işareti yapan milyonlar için de üzücüdür.

Uluslararası ilişkilerde, ebedî dostlukların ve düşmanlıkların olamayacağını, her zaman geçerli olanın millî menfaat olduğunu savunan realist akla mensup uluslararası ilişkiler uzmanları için Erdoğan’ın bu hareketi gayet tabiidir. Eski ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile el sıkışırken, bunu ülkesinin çıkarları için yaptığını söylüyordu. Şimdiki ABD yönetimi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman aleyhine açılmış ve onu Kaşıkçı cinayetinden sorumlu tutan davaları, yine aynı gerekçeyle, ulusal çıkarları öyle gerektirdiği için, düşürmeye çalışıyor. Dolayısıyla, “şartlar değişir, eski hasım ortak, eski müttefik ise düşman olabilir.” Tarih bu türden manevraların örnekleriyle doludur.

Mamafih realist uluslararası ilişkiler uzmanlarının “eşyanın tabiatı” gereği normal bulduğu, “oyunun kuralı” olarak nitelendirdiği bu hareketler, sokaktaki insanlar için aynı manayı ifade etmeyebilir. Halk “menfaat” kelimesine, devlet adamının ya da uzmanın yüklediği anlamı yüklemez. Sosyal münasebetlerde, “menfaat / çıkar” alerjik bir kelimedir. İnsanı rahatsız eder. Oportünizmin ve pragmatizmin millet nezdinde karşılığı yoktur. Hele “değerler siyasetinin” geçerli olduğu ve karşılık bulduğu toplumlarda, “dün dündür, bugün bugündür” cümlesi ikna edici değil, ürkütücü bir cümledir. Neyin, neden yapıldığının halka çok iyi izah edilmesi gereklidir. Savunduğu değerler ve onlara sahip çıkan tavırları sebebiyle küresel çapta nam yapmış olanların davranışlarından kaynaklanan algının da küresel çapta yönetilmesi gerekir.

Seçim sath-ı mailinde siyasi muarızların istihza ederek mütemadiyen kullanacağı, en gözü kara taraftarların dahi savunmakta zorlanacağı bu pozun verdirilmesinin nasıl bir sebebi olabilir? Seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin çok kısa iktidar dönemi hariç, krallık döneminde de cumhuriyet döneminde de Türkiye ile samimi bir iş birliği içine hiçbir zaman girmemiş bir devletten bahsediyoruz. Kahire, İstanbul’u ve ardından Ankara’yı, Mehmet Ali Paşa döneminden beri hep rakip gördü. Arap dünyasının liderliğine soyunan Nâsır için Osmanlı geçmişi, Batıkların sömürgeci döneminden bile karanlıktı. Laikçi-Devletçi Mısır siyasi entelijansiyası için

Türkiye karşıtlığı vazgeçilmez bir fabrika ayarıdır. Bunlar koro hâlinde, Türkiye’yi zayıflatıcı her türlü mekanizmanın içinde yer almak gerektiğini savunurlar. Libya’da istikrarı temin eden Türkiye’nin politikaları Kahire’yi rahatsız eder. Yunanistan’la, Türkiye’nin hoşnut olmadığı manevralar yapmaktan çekinmezler. Mısır bürokratik oligarşisine ve siyasi entelijansiyasına yerleşik bu Türkiye karşıtlığı, Sisi’nin isteğiyle oluşmadığı gibi, Sisi istedi diye de değişmez. Kaldı ki, Sisi de böyle bir şeyi zaten istemez.

Dahası ekonomik krizin her geçen gün derinleştiği, ekim ayında IMF’den 12 milyar dolar daha borç alarak bu kuruma olan toplam borcunu 52 milyar dolara çıkaran Mısır’da, Sisi Paşa’nın siyasi geleceği parlak gözükmüyor. Devletçi ekonomiyi kontrol eden Ordu içinde Sisi’nin başarısız yönetiminden duyulan rahatsızlık artıyor. Suudi Arabistan ve BAE’nin de yalnız bıraktığı Sisi’nin koltuğunu terk etmeye zorlanabileceği söylentileri dolaşıyor. Sisi giderse, o tokalaşma pozunun Mısır’da hiçbir kesimde zerre kadar karşılığının kalmayacağını tahmin etmek için “darbeci paşalar iktidardan düşünce bunların duvarlardaki resimlerine ne olur?” başlıklı bir literatür taraması yapmaya gerek yok herhâlde.

Erdoğan’ın Sisi’yle el sıkışmasını, Mısır’ın tek taraflı beyanıyla inkıtaya uğrayan normalleşme sürecini yeniden başlatma yönünde bir adım olarak yorumlayanlar var. Mısır tarafı “önce en üstteki soğukluk giderilsin” diyerek, tokalaşma konusunda ısrarcı olmuş olabilir. Doğruysa, Dışişleri Bakan Yardımcıları başkanlığındaki heyetler arası müzakerelerin bu sefer Dışişleri Bakanları Başkanlığında kısa süre içinde yeniden başlatılması ve hâlen maslahatgüzarlık seviyesinde olan iki devlet arasındaki diplomatik ilişkinin yeniden büyükelçilik seviyesine çıkarılması beklenebilir. Bu gelişmelere paralel olarak, Mısır’ın Doğu Akdeniz ve Libya konularında Türkiye’nin beklentilerini tatmin edecek bir tutum içine gireceğini beklemek gerçekçi olmaz. Yakın vadede en muhtemel sonuç, ikili ilişkilerdeki problemlerin dondurulması ve ilişkileri daha da kötüleştirecek söylem ve eylemlerden her iki ülkenin de uzak durmaya başlaması olabilir. Kahire’nin, Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Protokolü’nü tanıması bile Ankara için çok büyük bir kazanım olacaktır. Mısır’ın Yunanistan’la anlaşma yaparken, Atina’nın ısrarına rağmen, Meis’i sınırlandırma hesabına katmaması, Türkiye’ye müzakere için açık kapı bıraktığı şeklinde yorumlanmıştı. Öyle olup olmadığını ileriki günlerde göreceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sisi Paşa’yla tokalaşmasının muhafazakâr kitlede yol açtığı teessürün, müşahhas maddi semereleri henüz alınmamış gerekçeler ileri sürülerek ve muhayyel bakiyeler işaret edilerek izale edilmesi çok zor. Hâl böyle olduğundan, Mısır’la elle tutulur sonuçlar alınacak bir sürece derhal ivme kazandırılacağı beklenmelidir.

Pin It on Pinterest