Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Baş gider taç kalır-Türkiye Gazetesi(11.09.2022)

İngiltere tarihinin en uzun süre tahtta kalan hükümdarı II. Elizabeth’in 70 yıl hüküm sürdükten sonra 96 yaşında ölümüyle ilgili haberler dünyanın her yerindeki basın organlarında üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Kraliçe’nin ölümü İngiltere’de monarşi tartışmalarını -henüz- alevlendirmedi. Fakat III. Charles’ın taç giymesinden sonra bu türden tartışmaların yaşanmasını bekleyebiliriz. Charles İngiltere’nin son kralı olur mu?

Kral Charles zaten kamuoyunun hakkında kutuplaştığı figürlerden biri. İlk eşi Lady Diana ile evliliğinin her aşaması İngiliz ve dünya kamuoyu tarafından büyük ilgiyle takip edilmişti. İngiliz halkının, en sevdiği kraliyet mensubu Diana’nın mutsuzluğunun faturasını Charles’a kestiği geçmişte yapılan birçok kamuoyu yoklamasında görülmüştü. Dahası Charles’ın ikinci eşi Camilla Parker Bowles’un popülerliğinin çok düşük oluşu, kendisinin kraliçe unvanıyla ne ölçüde tasvip göreceğiyle ilgili ciddi şüphelere yol açıyor.

Kraliçe II. Elizabeth, İngiltere basınıyla sıcak ilişkiler kurabilen danışmanları vasıtasıyla geçmişte radyoyu ve gazeteleri, daha sonra televizyonu, 21. yüzyılda da sosyal medyayı son derece etkili şekilde kullanıyordu. Henüz birçok Avrupa başbakanı konunun farkında bile değilken, Buckingham Sarayı yüksek maaşlarla sosyal medya uzmanları istihdam etmeye başlamıştı. Bu iletişim başarısı sayesinde II. Elizabeth hem kendisini Windsor ailesi skandallarının dışında olabildiğince tutabildi, hem de monarşi tartışmalarını frenlemeyi başardı. Hiç de olmadığı hâlde, kendisini “sıradan” bir İngiliz annesi, babaannesi hatta kayınvalidesi çerçevesine oturtmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu zamanlar oldu.

Elizabeth’in, iletişim kadar başarılı olduğu bir diğer alan ise pazarlamaydı. Kraliçe’nin şahsi tercihi ya da cesaretlendirmesi olmasaydı, II. Elizabeth İngiltere’nin en önde gelen pazarlama unsuru olamazdı. Kraliçe’nin Saray’a giriş çıkışlarından, taşıdığı çantalara, şapkalarından, gençlik fotoğraflarına kadar her şey İngiltere ekonomisine gelir getirici bir unsur olarak kullanıldı. İngilizler, dünyanın neresinde olursa olsun “kraliçe” denildiğinde önce Elizabeth’in akla gelmesini sağladılar. Şimdi de belki de dünya tarihinin gelmiş geçmiş en fazla izlenen cenaze törenini yayınlamak için hazırlık yapıyorlar.

Sonuncusunu küresel pandemi sırasında yaptığı televizyon konuşmasında gördüğümüz gibi -siyasete müdahale etmese de- İngiltere toplumunu bir arada tutan, dayanışma, birliktelik ve fedakârlık gibi duyguların dile getirilmesine ihtiyaç hasıl olduğunda kendisine müracaat edilen kişiydi Kraliçe. Senaryosu gerçek hayatla ne kadar örtüşüyor bilemeyiz ama II. Elizabeth’in hayatını konu alan ve adı geçen kurumlarca yalanlanmayan Crown dizisine bakılırsa, çalıştığı başbakanlardan (toplamda 15 kişi) bazılarına toplumu ilgilendiren kritik konularda çeşitli telkinlerde bulunduğu da anlaşılıyor. İngiltere hükûmetlerinin de özellikle dış politikayla ilgili bazı konularda Kraliçe’nin ve çeşitli kraliyet mensuplarının desteklerinden yararlandıklarını okuyoruz. Belki ileride kendi dönemine ait arşiv açıldığında II. Elizabeth’in İngiltere iç ve dış siyasetine ne ölçüde tesir ettiğini daha yakından görme imkânı bulunacak.

Yazının başındaki soruya geri dönelim: III. Charles son kral olur mu? Annesinin siyaset dışı tutumunu devam ettirir ve eşiyle birlikte, İngiltere halkıyla iyi bir diyalog kurmayı başarırsa, bu sorunun cevabı hayır. Tüm küresel “Z kuşağı” dayatmalarına ve teknoloji temelli toplum mühendisliği girişimlerine rağmen, İngiltere toplumumun genelinde var olan “muhafazakârlık” ve “geleneklere bağlılık”, monarşiye karşı olmamayı da beraberinde getiriyor. Parlamentodaki siyasi partilerin gündemlerinde de monarşinin kaldırılması yer almıyor. Yeni kral kendisi için yasalarca çizilen sınırları ihlal etmediği, yüz kızartıcı suçlar işlemediği, vatana ihanet içine girmediği müddetçe ve kendisine ihtiyaç duyulan anlar hariç annesi gibi siyasetin tamamen dışında kaldığı müddetçe monarşi ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya kalmayacaktır.

Diğer taraftan kraliyet ailesinin fertlerinin özel hayatları İngiltere bulvar basınının özel ilgi alanına girmeye devam edecek. İngiltere’nin en çok satan markası olan “kraliyet” temalı ürünler İngiltere ekonomisine katkı yapmayı sürdürecek. Londra, sadece kraliyete duydukları ilgiden dolayı bu şehre gelen milyonlarca turisti ağırlayacak. İngilizler 70 yıl boyunca monarşinin sembolü olan II. Elizabeth’in ölümünden sonra onun hatırasının marka değerinden de en verimli şekilde yararlanmaya çalışacaklar.

III. Charles ne kadar tahtta kalır, annesi gibi hak vaki olunca mı yahut kendi arzusuyla mı hükümdarlığı son bulur bilinmez. Lakin şu bir gerçek ki, 73 yaşında taç giyecek olan yeni kral, II. Elizabeth kadar uzun süre Buckingham Sarayı’nın ev sahibi olamayacak.

Pin It on Pinterest