Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Çankırılı Boris’e parti içi infaz!-Türkiye Gazetesi(10.07.2022)

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’un Muhafazakâr Parti’nin Genel Başkanlığından istifa etmesi ve başbakanlıktan da istifa edeceğini açıklaması dünyada olduğu kadar ülkemizde de yakından takip edildi. Johnson; Damat Ferit Hükûmetinde Maarif ve Dâhiliye Nazırlıkları görevinde bulunmuş, Millî Mücadele aleyhine sert bir tutum takınmış Çankırı Ortalı Ali Kemal’in torununun oğlu olması hasebiyle bir tarafından Türk’tü. Ali Kemal, ihaneti dolayısıyla tutuklanmış ve İzmit’te Sakallı Nurettin Paşa’nın emriyle linç edilmişti. Suçun kişiselliği ilkesini benimsemiş olan Cumhuriyet idaresi, Ali Kemal’in oğlu Zeki Kuneralp’in ve onun oğlu Selim Kuneralp’in büyükelçilik ve hatta bakanlık müsteşar yardımcılığı gibi görevlere gelmelerine engel olmadı… Millet de, Ali Kemal’in soyundan olduğu gerekçesiyle, Çankırılı Boris’e sırtını dönmedi. Bilakis, soyundaki Türklük Johnson’un dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı dönemlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile samimi bir diyalog içinde olmasını kolaylaştırdı. En son NATO’nun Madrid Zirvesi esnasında Erdoğan ile Johnson arasındaki samimiyet ekranlara yansımış, Erdoğan’ın dokunuşuyla ayağa kalkan ve onu selamlayan Johnson’un “NATO içindeki gerçek Türk dostu” olduğu yorumları yapılmıştı.
Uluslararası ilişkilerin temel kaynaklarını az çok okumuş olanlar iyi bilir ki, aslında ne Johnson döneminde Türkiye ile İngiltere arasında sıcak rüzgârlar esmesinin kendisinin Çankırılı olmasıyla alakası vardır ne de ani istifasının salgına rağmen konutunda parti düzenlemesiyle. Devlet işleri kişisel özellikler ya da özel hayat ayrıntıları üzerinden yürümez. Bu hususlar -işlerin gerektirdiği zamanlarda- birileri tarafından devreye sokulur ancak. Çankırılı Boris için de öyle oldu.
2019’da İngiltere’nin Brexit çalkantısını yaşadığı dönemde başbakan Therasa May’i istifa ettiren ve İngiltere’nin AB’den çıkmasını destekleyen Dışişleri Bakanı Boris Johnson’u başbakanlık koltuğuna oturtanlar kimlerse, bugün de onun altından koltuğunu çekiverenler onlar. Ne İşçi Partisi ne de İskoçlar Johnson’u alaşağı edebilirdi. Ama kendi partisinden çok sayıda bakanı da içeren 61 üst düzey ekip arkadaşı istifalarını sununca, Johnson’un “kendilerine hizmet etme şerefini yaşattıkları için Britanya halkına” teşekkür edip, ayrılmaktan başka seçeneği kalmadı. Peki bu kadar çok kişi kendi kendilerine harekete geçerek istifa edebilir mi? Hem de Johnson’un güvenirliğini kaybettiği ortak gerekçesiyle. Tabii ki, bu mümkün değil. Tarihteki en uzun süreli parlamenter demokrasi tecrübesine sahip Britanya’da, başbakanın hem de Thatcher’den beri -Muhafazakâr Parti’ye en büyük seçim zaferini yaşatmış bir başbakanın- yakın adamlarından birinin ahlaki olmayan eylemlerini görmezden gelmesi sebebiyle istifaya zorlanması siyasi hayatın olağan akışına aykırı.
Johnson’u istifa ettirme kararının aslında çok önce verildiği ama eyleme geçilmesi için NATO Zirvesinin bitmesinin beklendiği anlaşılıyor. Johnson’u zorunlu istifaya götüren sürecin tarihi bir süre sonra yazıldığında da görülecektir ki, Boris’in ipini çeken partidaşları üç temel saikle harekete geçirildiler:
İlk olarak, Alman muhafazakârlarından alınan dersin etkisi göz ardı edilemez. Hristiyan Demokrat Partinin anketlerde hızla oy kaybetmesine rağmen, Şansölye Merkel’in görevini devretmekte geç kalışı ve onun yerine geçen Armin Laschet’in Hristiyan Birlik Partilerini ikinci sıraya düşürmesiyle, Berlin’de “trafik lambası koalisyonu” kurulmuştu. Muhafazakâr partinin önde gelenleri, Covid-19 ve Ukrayna krizi gibi dışsal sebeplerden kaynaklansa da ülkedeki ekonomik durgunluğun faturasının Johnson’a kesileceğini düşünmeye başladılar. Lider ve söylem değişikliği yapmakta gecikilmesi durumunda, Almanya’da olana benzer bir akıbetin kendilerini beklediğini biliyorlardı.
İkincisi, Ukrayna meselesidir. Johnson’un Rusya karşısında takındığı çok sert ve tavizsiz tutum birçok Avrupalı liderin çok ötesindeydi. Birleşik Krallık neredeyse Rusya’ya karşı yaptırımların şampiyonu hâline geldi. Johnson yönetimi ülkedeki Rus yatırımcılarına âdeta cehennemi yaşattı. Rus sermayesinin Britanya’dan hızla kaçmaya başlaması, bunlarla ortaklık ve kâr paylaşımı modelleri içinde olan İngilizleri son derece rahatsız etti. Tabiri caizse Johnson, Putin’i hedef alırken kendi burjuvazisine de silah sıkmış oldu!..
Üçüncüsü ise, artık yılan hikâyesine dönen İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılma talebidir. 10 gün önce İskoçya başbakanı (birinci bakan) Nicola Sturgeon, Londra’nın onayıyla, 2023 sonbaharında bir kez daha ayrılma referandumu düzenlemek istediğini açıklamıştı. 2014’teki son referandumda %45 oy alan ayrılıkçılar kaybetmişti. Ama o zaman İngiltere henüz AB üyesiydi. Brexit’in doğurduğu rahatsızlık ve diğer sebeplerin bu kez İskoçya’nın ayrılma ihtimalini yükselttiği söyleniyor. Johnson, Sturgeon’un bu talebini resmî bir mektupla reddetmiş olsa da o başbakan kaldığı müddetçe İskoç ayrılıkçılığının yükselişinin süreceği endişeleri Muhafazakâr çevrelerde yaygın.
Şüphesiz, kendi partilileri tarafından siyasi infaza uğrayan Johnson’un yerine kimin geleceği sadece Birleşik Krallığı ilgilendirmiyor. İmparatorluğun üzerinde güneş batalı çok olsa da, ofislerinde Kraliçe’nin resmi asılı 15 hükûmet başkanının var olduğu bir dünyada, nükleer güce sahip ve hâlâ uluslararası finansa yön veren bir ülkeden söz ediyoruz…
Tüm İslam âleminin ve sizlerin mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum.

Pin It on Pinterest