Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Müttefik-Türkiye Gazetesi (26.06.2022)

İspanya’nın başkenti Madrid, 29-30 Haziran tarihlerinde tarihî nitelikte bir NATO liderler zirvesine ev sahipliği yapacak. Zirvede NATO’nun 2030 stratejik konseptinin onaylanması, Rusya’nın “düşmanca” hareketlerine karşı alınacak tedbirlerin belirlenmesi ve Çin’e karşı takip edilecek siyasetin ana hatlarının çizilmesi bekleniyor. NATO’ya üye olmak için mayıs ayında başvuran Finlandiya ve İsveç’in durumlarına dair müzakereler de Zirve’nin önemli konuları arasında yer alacak.

Şayet Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 24 Şubat’ta Rus ordusuna Ukrayna’ya saldırı emri vermemiş olsaydı, NATO Zirvesinin tek konusu hazırlıkları iki yıl öncesine kadar giden 2030 Stratejisi olacaktı. Rusya ve Çin ile ilişkiler yine ele alınacak ama bu iki ülkenin, “düşman” ve “tehdit” olarak nitelendirileceği çok sert kararlara imza atılmayacaktı. İttifak’ın “açık kapı” siyasetinden yine dem vurulacak ama biri 200 diğeri 100 yıldır tarafsız olan iki İskandinav ülkesinin üyeliği tartışılmayacaktı. Putin verdiği emirle, NATO’nun önemini kaybetmeye yüz tutan beşinci madde, sorumluluklarını yeniden varlığının en önemli sebebi olarak tanımlanmasını temin etti. Yoksa Madrid’de “postmodern bir güvenlik örgütü” olarak NATO’nun küresel ısınma, iklim değişikliği, salgınla mücadele, cinsiyet eşitsizliği, enerji vb. “soft” konulardaki rolü bol bol konuşulacaktı.

Putin, NATO’ya “beşinci madde” sorumluluklarını yeniden hatırlatırken, aslında bugüne kadar “ittifak” ve “müttefik” kavramlarının örgüt içinde hiçbir zaman derinlemesine tartışılmamış olduğu gerçeğini de su yüzüne çıkardı. Gerçekten de, içinde tek bir kez bile “ittifak” ya da “müttefik” kelimesinin geçmediği 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşmasından, hemen her paragrafında “ittifak” ve “müttefik” kelimeleri geçen 2021 tarihli “Güçlendirilmiş Dayanıklılık Taahhüdü”ne kadar hiçbir NATO belgesinde bu kavramların ne anlama geldiğinin tarif edilmemiş oluşu dikkat çekici değil mi?

Bir kavramın hiç tarif edilmeden kullanılışının iki sebebi olabilir. Birincisi, söz konusu kavramın ne manaya geldiği şüphe götürmeyecek kadar açıktır ve herkes o kavramı aşağı-yukarı aynı ifadelerle tanımlar. Mesela “ticaret” ya da “ticari ortaklık” kavramları böyledir. İkinci sebep ise tam tersidir. Şayet bir kavram herkes tarafından aynı şekilde tarif edilemiyor ve müşterek bir zemine oturtulamıyor ise “tarife takılmayalım, içeriğe yoğunlaşalım” yaklaşımıyla tanımlama hususu atlanır. Mesela, tüm devletlerin üzerinde anlaştığı müşterek bir tarifi olmayan “terörizm” ve “terörist” kelimeleri böyledir. Herkes için terörizm kötüdür ama kiminin teröristi, diğerinin özgürlük savaşçısı olabilir.

“İttifak” ve “müttefik” kavramlarının NATO’nun herhangi bir belgesinde tanımlanmamış oluşu, yukarıdaki ikinci sebeple açıklanabilir. Yani kurulduğu günden bu yana NATO “müttefiklerinin” nezdinde “ittifak”ın değeri ve manası çok faklıdır. Öyle olduğu için de, “Müttefik kimdir? İş birliği yapılan sıradan ortaklardan farkı nedir?” sorularına belgelerle net cevaplar verilmez. Daha da önemlisi, “müttefikler arasında geçerli bir hukuk var mıdır?” sorusunu cevaplamaya kimse cesaret edemez.

NATO antlaşmasının en önemli maddesi olarak bilinen beşinci madde bile aslında kelime kelime okunduğunda “müttefiklik” ilişkisinin ne kadar da pamuk ipliğine bağlı olduğunu sergilemektedir. Zira söz konusu madde, saldırıya uğrayan bir müttefike diğer müttefiklerin “…silahlı kuvvet kullanımı da dâhil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak…” yardım etmelerini öngörmüştür. Yani otomatik olarak müttefiklerin, saldırıya uğrayan NATO üyesine “tüm güçleriyle” yardım etmeleri diye bir zorunluluk yoktur. Keza NATO antlaşmasının dördüncü maddesinde de, bir üyenin “toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı veya güvenliği” tehdit altındayken, diğer üyelerin birbirleriyle danışmalarda bulunmaları düzenlenmiş ama bu danışmalardan nasıl bir sonuç hedeflendiği netliğe kavuşturulmamıştır.

İşte Putin’in saldırı emriyle başlayan “yeni dönemde” NATO’nun asıl tartışması gerekenler bunlardır. Madrid’de ve sonrasında NATO liderleri, “müttefik kimdir?” ve “ittifak nedir?” sorularına cevap aramalıdır.

Bir ülke diğerinin müttefikiyken, o ülkeyi açıkça hedef alan, insanlarını öldüren terör örgütlerine kamyon kamyon silah gönderir mi? Bir ülke diğeri için “benim müttefikim” derken, diğerinin kırk yıldır mücadele ettiği, on binlerce masumun kanına girmiş teröristlerin posterlerinin ve paçavralarının kendi başkentinin sokaklarında taşınmasına müsaade eder mi? İki ülke “biz müttefikiz” diyorsa, bunların birbirlerine silah ambargosu uygulaması normal midir? İki ülke müttefikse, bunların ordularının tatbikatlarında, diğerini -adını tam vermeden- düşman olarak tanımlayan senaryolar kullanılabilir mi? Müttefiklerin siyasileri ve bürokratları birbirlerini rencide edici ve karalayıcı sosyal medya paylaşımları yapar mı? Bir ülkede darbeye karışan kişiler, devlete ait helikopterle “müttefik” bir ülkeye kaçıp, ardından da serbest bırakılabilir mi?

Günümüzde NATO müttefikleri arasında yukarıdakilerin tamamı olmaktadır. Ve maalesef bu tür davranışların çoğunun muhatabı da Türkiye’dir. NATO Zirvesi yaklaşırken Türkiye’nin davranış biçimini, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine karşı olup-olmaması olarak değil, kendisine karşı yapılan müttefikliğe yakışmayan muameleye güçlü bir dille “artık yeter” diyen bir devletin haklı duruşu olarak yorumlamak en doğrusudur.

Pin It on Pinterest