Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Artık büyük balık küçük balığı yutmasın-Türkiye Gazetesi(27.02.2022)

Görün bakın. Boşuna mı yüzlerce kez söylenmiş, “Dünya beşten büyüktür” diye? Uluslararası ilişkilerde maalesef “orman kanunu”nun geçerli olduğuna Rusya Ukrayna’ya saldırınca bir kez daha şahit olduk. Dünyada barış ve güvenliği temin etmek için kurulduğu söylenen bütün teşkilatlar Rusya’nın pervasız davranışı karşısında çaresiz kaldılar. Saldırgan, BM Güvenlik Konseyi üyesi, üstelik nükleer silahlara sahip bir devlet olunca, ona karşı uygulamaya sokulan müeyyideler, “dostlar alışverişte görsün” kabilinden oldu.
Mevcut BM yapısında, bırakın bir devletin diğerine saldırmasını, saldırı tehdidinde bulunması bile yasak. Kuvvet kullanma yoluyla toprak elde etmek de yasak. Fakat, George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” adlı siyasi hiciv romanında yer verdiği bir cümle, herhâlde BM’nin yazılı olmayan işletme kurallarından biri: “Tüm hayvanlar eşittir. Ama bazıları daha eşittir.” Yani, “normal” BM üyeleri arasındaki bir ihtilafa, teşkilatın bakışı ve yaklaşım tarzı ile, BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin ya da onların himaye ettiklerinin dâhil oldukları ihtilaflara karşı takındığı tavır birbirinden ayrılıyor. Yıllar evvel, ABD’nin Irak’a gerçek dışı bazı gerekçelerle saldırması esnasında, uluslararası ilişkiler uzmanları “Vestefalya Düzeni”nin yok olduğunu dile getirmişlerdi. Esasen, “devletlerin egemen eşitliği” prensibine dayanan Vestefalya Düzeni belki de zaten hiçbir zaman kurulmamıştı.
Uluslararası hukukta savaşla ilgili sözleşmelere ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nı kuran uluslararası antlaşmanın lafzına bakıldığında aslında Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığına benzer saldırılara karşı ne şekilde davranılacağının düzenlenmiş olduğu görülür.
BM Antlaşmasının “Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Tehdidi Durumunda Alınacak Önlemler” başlığını taşıyan yedinci bölümü tamamen bu konuyla ilgilidir. Buna göre, “Güvenlik Konseyi, barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da bir saldırı eylemi olduğunu tespit eder ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için tavsiyelerde bulunur veya önlemler alır. […] Bu önlemler, ekonomik ilişkilerin ve demir yolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini içerebilir. […] Bu önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda Güvenlik Konseyi, hava, deniz, ya da kara kuvvetleri aracılığıyla gerekli saydığı her türlü girişimlerde bulunabilir.”
Elbette bu yaptırımların saldırgana karşı uygulanabilmesi için öncelikle Güvenlik Konseyi’nin karar alması gerekir. Şayet uluslararası barış ve güvenliği tehdit ederek bir başka devlete saldıran devlet, Güvenlik Konseyi üyesiyse ne olur? Bu devletin veto hakkı olduğuna ve kendi kendisine yaptırım uygulatmayacağına göre, yaptırım kararı BM Güvenlik Konseyinden çıkamaz.
Ama BM -kâğıt üzerinde- çaresiz değildir. Genel Kurul’un 3 Kasım 1950 tarihli ve 377 (V) sayılı Barış İçin Birleşme Kararı uyarınca, bir daimî üyenin Güvenlik Konseyi’nde karar alınmasını engellemesi durumunda (saldırganın bizzat o üyenin kendisinin olabileceği o zaman düşünülmemiş), ya Güvenlik Konseyi’nin 7 üyesinin oyuyla ya da BM üyesi ülkelerin salt çoğunluğunun girişimiyle Genel Kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. Bu toplantıda Genel Kurul, aslında Güvenlik Konseyi’nin yetkisine giren saldırgana karşı müşterek zorlayıcı tedbirler uygulanması hususunda üye ülkelere tavsiyelerde bulabilir.
Barış İçin Birleşme Kararı, Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması olan Kore Savaşı sırasında, SSCB’nin ısrarlı engelleme girişimleri karşısında alınmıştır. Bu kararın bir benzerinin, bazılarına göre “yeni Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması” olan Ukrayna savaşı sırasında, saldırgan Rusya’ya karşı alınmasının önündeki tek engel Güvenlik Konseyi’nin üç Batılı daimî üyesi olan ABD, İngiltere ve Fransa’nın isteksizliğidir. Bu devletler isteseler, Güvenlik Konseyi’nden 4 üyenin daha oyunu alır, Genel Kurulu acil toplantıya çağırabilirler. Bırakın böyle bir teşebbüsü, sözünü dahi etmiyorlar. Çünkü ileride kendilerine karşı bir yol olmasını da istemiyorlar.
O hâlde geriye tek bir seçenek kalıyor. BM üyelerinin yarısının yani 97 ülkenin Genel Kurulu toplantıya davet etmesi. Peki buna liderlik edecek ve Rusya’nın muhtemel öfkesini de göğüsleyerek onlarca ülkeyi arkasına almaya soyunacak bir ülke var mı? Bu soruya olumlu cevap vermek mevcut şartlarda mümkün değil.
Realpolitik Ukrayna savaşında, bir kez daha uluslararası hukukun, adaletin ve ahlaki değerlerin önüne geçiyor. BM sisteminin acilen reforme edilmesi gerektiği çok acı şekilde bir kez daha görülüyor.

Pin It on Pinterest