Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Avrupa ile ilişkilerimizde Avrupa dışı alanların etkisi-Türkiye Gazetesi(21.11.2021)

Türkiye son 20 yılda farklı kıtalardaki ülkelerde en fazla diplomatik temsilcilik açan devlet oldu. Türk Hava Yolları dünyanın en fazla uçuş noktasına uçan hava yolu. 175 ülkeden gelen 250 binden fazla yabancı öğrenci Türkiye’de bulunuyor. Türkiye’nin ticaretinde Avrupa dışı ülkelerin payı hızla artıyor. Ülkemiz GSMH’ya oranla en fazla insani yardım yapan, yani “en cömert ülke” konumunda. Türk Silahlı Kuvvetleri ikili anlaşmalar, BM ve NATO görevleri kapsamında 3 kıtada 12 ülkede birlik bulunduruyor. Maarif Vakfı’ndan Kızılay’a, AFAD’dan hükûmet dışı sivil toplum kuruluşlarına, dünyanın her yerinde Türk bayrağı eşliğinde yürütülen sosyal sorumluluk projelerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin dış politika faaliyetlerinde, Avrupa dışı ülkelerin görünürlüğü geometrik şekilde artıyor. Acaba, başka yerlerdeki mevcudiyetimizin ve ağırlığımızın artması Avrupa Birliği ile ilişkilerimize nasıl yansıyor?

Önce tüm ülkeler için geçerli üç tespiti yazalım:

Birincisi, hiçbir devlet dünyanın her köşesinde eşit derecede varlık gösteremez.

İkincisi, hiçbir devletin dünyanın farklı yerlerindeki çıkarları birbiriyle eş değer önemde değildir.

Üçüncüsü, devletlerin uluslararası alandaki etki derecesi, askerî ve ekonomik gücü ile itibar seviyesinin toplamıyla orantılıdır.

Şimdi bu üç tespiti Türk dış politikasının mevcut durumuna, bir soru etrafından uyarlayalım: Türkiye’nin dünyada en güçlü varlık gösterdiği bölge/alan neresidir?

Son dönemdeki farklı eğilimlere rağmen, bu sorunun hâlen cevabı Avrupa’dır. 2020 yılı rakamlarına göre, Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 143 milyar dolar mertebesindedir. Türkiye’nin ihracatından AB ülkelerinin aldığı pay %41’e ulaşmaktadır. Türkiye’nin ithalatında ise AB % 33,4’lük bir yer işgal etmektedir. Henüz AB’ye üye olmamış, başta Batı Balkanlar olmak üzere diğer Avrupa ülkelerini de hesaba katarsak bu rakamlar daha da yükselmektedir. Diğer taraftan Türkiye’deki yabancı sermayeli yatırımların neredeyse %70’i AB ülkelerinden gelmektedir. Batı Avrupa’daki yaklaşık 6 milyon Türk vatandaşı, Türkiye ile yaşadıkları ülkeler arasında köprü oluşturmayı sürdürmektedir. Pandemi dönemindeki istisnayı dışarıda tutarsak, Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin Yaklaşık %45’i Avrupa’da ülkelerinden gelmektedir.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın yeniden şekillenmesi sırasında kurulan uluslararası kurum ve kuruluşların tamamına ya üye ya da -AB örneğinde olduğu gibi- bunlarla çok güçlü bağları bulunuyor. Avrupa Konseyi kurulduğunda Türkiye oradaydı. AGİK’in de AGİT’in de kuruluş belgelerinde Türkiye’nin imzası vardır. OECD’nin atası Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın (OEEC) kurucularından biri yine Türkiye’dir. 2022 itibarıyla Türkiye, büyük oranda Avrupa’nın savunulması için kurulmuş olan NATO üyeliğinde 70. yaşını doldurmuş olacak. Bu listeyi uzatmak mümkündür.

Türkiye’nin Avrupa’daki güçlü varlığı, bu alanın Ankara için taşıdığı önemin de açık göstergesidir. Türkiye küreselleşmeyle birlikte klasik alanının dışına çıkarak, Güney Amerika’dan Uzak Asya’ya, Afrika’dan Yeni Zelanda’ya dünyanın her yerinde ekonomik ve siyasi varlık göstermeye başlamış olsa da, bu bölgelerin hiçbiri Avrupa’nın Türkiye için ifade ettiklerini ikame edemez.

Bununla birlikte, Türkiye-Avrupa ilişkileri çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya bulunmaktadır. Sorumsuz siyasetçilerin körüklediği İslam düşmanlığının yükselişiyle birçok Avrupa ülkesinde Türkiye karşıtlarının sayılarında da artış olmaktadır. Avrupa başkentlerindeki Türkiye düşmanı lobiler, bulundukları ülkelerin Türkiye ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini baltalamaktadır. Türkiye ile bazı Avrupa ülkeleri arasında, esas itibarıyla dünyanın çeşitli yerlerindeki ticari rekabetten doğan gerilimler, zaman zaman ikili ilişkilerde donmalara yol açabilmektedir.

Türkiye, dünyada en güçlü şekilde varlık gösterdiği Avrupa’da, yukarıda sayılan ve diğer farklı sebeplerden dolayı hak ettiği oranda etkili olamamaktadır. Hâlbuki Türkiye’nin Avrupa dışındaki uluslararası alanda artan etkisinin, “ortak çıkar” kavramsallaştırması üzerinden okunduğu takdirde, Avrupa’yla ilişkilerine de olumlu etki yapması beklenir. Bunun gerçekleşmemesinin, Avrupalı muhataplarımızın yaklaşımları kadar, bazı yönlerden Türkiye’nin tutumundan da kaynaklandığını göz ardı edemeyiz. Mesela Türkiye’nin bazı Afrika ülkelerinin kamuoylarına seslenirken dillendirdiği, “biz sömürgeciler gibi değiliz” gibi ifadeler, eski sömürgeci bazı Avrupa ülkelerini tabiatıyla memnun etmemekte, muhtemel iş birliği imkânlarını da peşinen ortadan kaldırmaktadır.

Türkiye’nin dış politikadaki stratejik öncelikleri arasında Avrupa ülkeleriyle ilişkiler hâlen baş sıralardaki yerini muhafaza etmektedir. Dünyanın diğer yerleriyle ilişkilerimizin çeşitlenmesi ve oralardaki mevcudiyetimizin perçinlenmesi, Avrupa ile yeni bir etkileşim ve iş birliği fırsatına dönüştürülebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için aslında ortak bir tehdit algısı da kendiliğinden gelişmektedir. Çin’in Türkiye’nin ve AB ülkelerinin dünyanın çeşitli yerlerindeki girişimlerini değersizleştirici eylem ve davranışları, Ankara ve Brüksel’in 21. Yüzyıldaki ortak geleceklerini yeniden yorumlamalarına yol açabilir.

Pin It on Pinterest