Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Birimiz ikimiz, ikimiz birimiz için-Türkiye Gazetesi(04.07.2021)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından imzalanan Şuşa Beyannamesi’yle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ittifak perçinlendi. İki devlet, “bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü, uluslararası düzeyde tanınmış sınırların dokunulmazlığı, devletlerin iç işlerine karışmama ilkelerine dayanarak müttefiklik ilişkilerinin kurulmasının siyasi ve hukuki mekanizmalarını” belirledi. Beyannamenin girişinde iki devlet arasında evvelce yapılan 1921, 1994 ve 2010 antlaşmalarına atıf yapılarak her iki ülkenin iç hukuku açısından gerekli dayanak oluşturuldu. Şuşa Beyannamesi’nin yeni bir anlaşma olmadığı, her iki ülkenin meclislerinden geçmesine gerek bulunmadığı yorumu yapılabilir.
 
Bugüne kadar Türkiye ile Azerbaycan arasında kurulmuş en üst seviyedeki ilişkiyi gözler önüne seren Şuşa Beyannamesi’nde yer alan müşterek savunmayla ilgili uzun paragrafın çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Paragraf aynen şu şekildedir:
“Taraflardan herhangi birinin kanaatine göre onun bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine karşı üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleştirildiğinde, taraflar, ortak istişareler yapacak ve bu tehdit veya saldırının önlenmesi amacıyla BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine uygun girişimlerde bulunacak, birbirine BM Şartı’na uygun şekilde gerekli yardımı yapacaklardır. Bu yardımın kapsam ve biçimi ivedi yapılan görüşmeler yoluyla belirlenerek ortak tedbirler alınması için savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına karar verilecek ve silahlı kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır.”
 
Benzer hükümler 2010 tarihli Türkiye-Azerbaycan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının birinci ve ikinci maddelerinde de yer almaktadır. Hem 2010 anlaşmasında hem de Şuşa Beyannamesi’nde geçen “tarafların herhangi birinin kanaatine göre” kelimeleriyle başlayan ifade doğrudan doğruya Kuzey Atlantik Antlaşması’nın (NATO) 4. Maddesinden mülhemdir. Bu ifadeyle, aralarında kurulan ilişkinin ne şekilde bir ittifak olduğunu tanımlamış olan iki devlet, bu ifadenin ardından, kendilerine yapılacak bir tehdit veya saldırı karşısında BM Şartı’na uygun şekilde hareket edeceklerini belirtmektedirler.
 
Bu husus, NATO Antlaşması’nın 5. Maddesiyle çok büyük benzerlik içermektedir. NATO Antlaşmasının 5. Maddesinde, BM Şartı’nın “kolektif nefsi müdafaa”, diğer adıyla “kolektif meşru müdafaa” mekanizmasına açık bir şekilde atıf yapılırken, Şuşa Beyannamesi’nde söz konusu 51. Maddenin adı geçirilmemekte ama “BM Şartı’na uygun şekilde yapılacak yardımdan” söz edilmektedir. 2010 anlaşmasının 2. Maddesinde ise BM Şartı’nın 51. Maddesine zaten atıf vardır. Bu da ortak savunmadan başka bir şey değildir. Kaldı ki, Şuşa Beyannamesi’ndeki cümlenin devamında “silahlı kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır” denilmektedir.
Uluslararası hukukta, barış ve güvenlikle ilgili en temel belge olan BM Şartı’na atıf yapan, NATO Antlaşmasını çağrıştıran 2010 Anlaşmasının ilk iki maddesinin ve Şuşa Beyannamesi’ndeki bu uzun paragrafın tek cümlelik özeti şudur:
Türkiye ile Azerbaycan, “birimiz ikimiz, ikimiz birimiz için” demişlerdir.
İçlerinden birine yapılacak tehdit ya da saldırı karşısında, diğer devlet tereddütsüz yardıma koşacaktır.
Türkiye ve Azerbaycan barış zamanında, iki ülke silahlı kuvvetlerinin çağın gereklerine uygun olarak yeniden yapılandırılması ve modernizasyonuna yönelik olarak çaba göstermeyi sürdürmeyi de taahhüt etmektedirler. 2010 antlaşmasının dördüncü maddesinde geçtiği gibi, Şuşa Beyannamesi’yle de her iki ülkenin “güvenlik konseylerinin düzenli olarak ortak toplantılar yaparak, bölgesel ve uluslararası güvenlik konularını müzakere etmeleri” düzenlenmiştir. Ortak askerî tatbikatlar yapılması ve savunma sanayiinde kapsamlı iş birliği konuları da Şuşa Beyannamesi’nde yer almaktadır.
 
Ankara ve Bakü arasında kurulan ittifakın, bu iki devletin topraklarında gözü olmayan herhangi bir tarafı endişelendirmemesi beklenir. Seçimden galip çıkarak bir kez daha yönetime gelen Paşinyan’ın bu bilinçle hareket etmesi halkının ve ülkesinin hayrına olacaktır. Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne ve sınırlarına saygılı olduğu takdirde Ermenistan’ın Kafkasya’da oluşturulmaya çalışılan huzur ve refah alanının bir parçası olmasına ne Ankara’nın ne de Bakü’nün itirazı olur.

Pin It on Pinterest