Prof. Dr. Çağrı ERHAN

ABD ile dip noktası-Türkiye Gazetesi (25.04.2021)

Tarihte ABD ile bir kez savaştık. O da 19. yüzyılın başında İmparatorluğumuzun Kuzey Afrika’daki toprakları olan Garp Ocakları üzerinden. Bu olay dışında iki devlet arasındaki çeşitli gerilimlere rağmen tetiğe hiç basılmadı. Birinci Dünya Savaşı’nda farklı taraflarda yer alan Osmanlı ile ABD birbirleriyle olan diplomatik ilişkilerini kesti ama hiçbir zaman birbirlerine savaş ilan etmedi. Bu yüzden Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye ile ABD arasında bir barış antlaşması yoktur. Savaşmayan iki devletin barış antlaşması yapması gereksiz olduğu için. Bugün ise ikili ilişkilerin en kötü dönemlerinden birini yaşıyoruz.
Osmanlı döneminde ABD ile yaşadığımız en büyük problemler, Amerikalı misyonerlerin gayrimüslim tebaayı kışkırtmalarından kaynaklandı. Önce 1870’lerdeki Bulgar ayaklanması ardından da 1890’larda Ermeni ayaklanmaları esnasında Amerikan okulları ve kiliseleri başroldeydi. Bulgar isyanının lider kadrosunun büyük bir bölümü Robert Kolej mezunuydu. Robert Kolej’deki hocaları, ayaklanmanın dünyaya –özellikle İngiliz ve Amerikan gazetelerine- aktarılmasında önemli işlevler gördüler. Ermeni ayaklanmalarında ise daha da ileri giden Amerikalı misyonerler, ayaklanmacılara lojistik destek ve barınma imkânı sağladılar. Ermeni konusunun Türk-Amerikan diplomatik gündemine bir problem olarak girişi Amerikan misyonerlerinin çabalarıyla olmuştur. 1915 olaylarını ve Ermeni tehcirini, devlet eliyle yapılan planlı, sistematik ve kitlesel bir katliam olarak ilk kez niteleyen de ABD’nin Osmanlı Devleti nezdindeki son büyükelçisi Henry Morgenthau’dur.
Amerikan misyonerleri ve Morgenthau gibi Türk düşmanları Amerikan kamuoyunda Türk imajının olumsuz şekilde oluşmasında en büyük paya sahiptirler. Yine de, 1980’lere gelene kadar Ermeni meselesinin ikili ilişkilerde öncelikli bir yer tuttuğu söylenemez. Türkiye ile ABD arasındaki en büyük problemler, Kıbrıs meselesi, haşhaş meselesi ve silah ambargosuydu. 1980’lerden itibaren Ermeni soykırımı yalanları ilişkileri zehirlemeye başladı.
Rahmetli Özal başbakanlığı sırasında, Türk-Amerikan ilişkilerinin sağlıklı ilerleyebilmesi için Ermeni ve Rum lobilerinin etkisizleştirilmesi gerektiğini görmüş ve Yahudilerle temasa geçmişti. Böylece, Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi karşılığında Yahudi lobisi de ABD’de Türkiye’ye destek vermeye başladı. Neredeyse 2010’a kadar da bu formül işledi.
Günümüzde ABD ile tüm zamanların en büyük krizlerinden birini yaşıyoruz. İş birliği alanlarımızın çok ötesinde problemli alanlarımız var. Söz konusu problemlerin tümü de Türkiye’nin hayati çıkarlarıyla ilgili. En öncelikli beşi şöyle:
-15 Temmuz ihanetinin lider kadrosunun ve FETÖ elebaşının ABD’de misafir ediliyor oluşu.
-Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG terör örgütüne ABD tarafından silah ve mühimmat desteği verilmesi.
-Türkiye’nin parasını vererek ortak olduğu F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılması.
-Türkiye’ye, ‘ABD’nin düşmanları yasası’ kapsamında yaptırımlar uygulanması.
-1915 olaylarının ABD yönetimi tarafından Türkiye’ye bir baskı aracı olarak değerlendirilmesi.
Daha birçok problemimiz var ama sadece bu beş başlık bile Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin dip noktada olduğunu açıkça gösteriyor.
ABD Başkanı Joe Biden 23 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı. İki lider, ülkeleri arasındaki anlaşmazlıkların görüşmeler yoluyla çözüleceği yeni bir süreç başlatmak konusunda mutabık kaldılar ve haziranda Brüksel’de yapılacak NATO Zirvesi esnasında yüz yüze görüşme kararı aldılar. Fakat bu görüşmeye dair iki tarafın yaptığı açıklamalarda bile ortak bir dilin olmayışı görüş ayrılıklarının ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
İkili ilişkilerde bu tablo ortadayken NATO içinde müttefik olan Türkiye ve ABD’nin ilişkilerinin kısa sürede normalleşmesi çok zor gözüküyor. Seçim taahhütlerinin ve sloganlarının aksine Biden’ın Amerika’sının küresel liderlik pozisyonuna ‘geriye döndüğünden’ söz etmek de şimdilik mümkün değil. Türkiye gibi bir müttefiki bu kadar yabancılaştırmak ancak stratejik körlükle izah edilebilir. Hele Türk milletine ‘soykırım’ iftirası atarak Türk-Amerikan ilişkilerinin ilerlemesini beklemek herhâlde en hafif ifadesiyle saflıktır.
 

 

Pin It on Pinterest