Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Ege’de muhatap AB değil, Yunanistan’dır

Ağustostan bu yana, Türkiye ile Yunanistan arasında Ege problemleriyle ilgili istikşafi görüşmelerin ne zaman başlayacağını tartışıyoruz. AB Dönem Başkanı sıfatıyla Almanya Başbakanı Merkel Yunanistan’ın görüşmeye hazır olduğunu ifade etmişti. Türkiye de Yunanistan’a hiç zaman kaybetmeden masaya gelmesi için defalarca davette bulundu. Önce bu davete olumlu yaklaşan Yunanistan -Fransa’nın da akıl hocalığı sayesinde- bugüne kadar masaya oturmuş değil. Atina muhtemelen mart ayındaki AB Zirvesi’ne kadar Türkiye ile görüşmemek için çeşitli bahaneler üretmeye devam edecek…
Yunanistan’ın oyun planı aslında çok net. Ege’yle ilgili konuları Türk-Yunan ikili ihtilafı olmaktan çıkarıp, Türkiye ile AB arasında bir problem hâline getirmek. Yunanistan, 2004’te GKRY’nin AB’ye tam üye olarak alınmasını temin ederek Kıbrıs meselesini doğrudan AB’nin de meselesi hâline getirmeyi başarmıştı. Bu sayede AB, kendisinin Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının paylaşımı konusuna müdahil olma hakkı bulunduğunu düşünüyor. Düşünmenin ötesinde, ekim ve aralık zirvelerinde alınan kararlarla, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki duruşunu değiştirmek için çaba sarf ediyor.
1999-2004 döneminde “BM Planı’yla Kıbrıs’ta çözüm sağlanacak”, “Nasıl olsa müzakerelere başlıyoruz” ve “Biz de yakında AB üyesi olacağız” gibi düşünceler revaçtaydı. Türkiye’nin en geç 2010’da AB üyesi olacağını hesaplayanlar vardı. Bu fikirler yüzünden Türkiye’nin etkisiz kalmasıyla, önce Katılım Ortaklığı Belgesiyle AB Türkiye’ye Kıbrıs ve “komşularla sınır sorunlarının çözülmesi” şartlarını dayattı; ardından da göstere göstere GKRY’yi AB’ye üye yaptı. Günümüzde AB Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarını sorgulama densizliği yapabiliyorsa, bunun başlıca sebepleri Yunanistan’ın 20 yıl önceki başarılı manevraları ve o tarihlerde Ankara’nın AB ile ilişkilerin geleceğine dair aşırı iyimserliğidir.
Çok şükür Ankara’nın gözlerindeki AB perdesi artık kalktı. AB’nin Türkiye’yi üye olarak almak istemediğini, adaylık sürecini Türkiye’ye bazı dayatmalarda bulunmak için kullandığı bir araca dönüştürdüğünü artık biliyoruz. Dışişleri ve TSK, FETÖ’den arındırıldıktan sonra, egemenlik sahalarımızdaki hak ve menfaatlerimizi sahada da, diplomasi masasında da daha rahat koruyoruz.
Atina’nın, Kıbrıs meselesi için yaptığını Ege için yapmasını engellemenin üç yolu var:
Birincisi, Ege konusunda AB’yi hiç muhatap almamak ve mevcut pozisyonumuzu koruyarak, meselenin Türkiye ile Yunanistan arasında olduğunu dile getirmeye devam etmek. Bu noktada, tüm AB Katılım Ortaklığı Belgelerinde, Müzakere Çerçeve Belgesinde ve Türkiye ilerleme raporlarında 20 yıldır yer alan ve AB tarafından “üyelik kriteri” ilan edilen “komşularla sınır sorunlarının çözülmesi” ilkesinde zikredilen “komşu”nun Yunanistan olduğu, AB’nin bir uluslararası hukuk süjesi olmadığı için, egemenlikle ilgili uluslararası anlaşmazlıklara taraf olamayacağı aşikârdır.
İkincisi, AB Konsey Başkanlığı’na ve tüm AB üyelerinin hükûmetlerine kapsamlı birer mektup yollanarak, AB’nin neden Ege meselesine taraf olamayacağı anlatılabilir. Söz uçar evrak kalır. Dışişleri Bakanlığı Ege’deki Türk tezlerini ve Yunanistan’ın uluslararası hukuk ihlallerini AB’nin yanı sıra Avrupa Konseyi ve NATO nezdinde de kayıtlara geçirmeyi sürdürmelidir.
Üçüncüsü, Ege meseleleriyle ilgili uluslararası kamuoyunu hedef kitle olarak alan ve Türk tezini anlatan çalışmalar artarak sürdürülmelidir. Maalesef uluslararası akademik literatürde Ege’yle ilgili Türkiye’nin bakışını yansıtan bilimsel çalışmalar ve hukuki mütalaalar son derece azdır. AB müzakereleri başladıktan sonra bu yönde çalışmalar yavaşlamıştır. Yunanistan’ın başta Lozan olmak üzere uluslararası hukuk ihlallerini ve terör örgütü PKK ile organik ilişkisini belgeleriyle ortaya koyan birçok İngilizce kitabın dağıtımı AB müzakere süreci gerekçesiyle 2000’lerin başında dağıtımı durdurulmuştu. Buna tekrar hız verilmelidir. İngilizce hakemli dergilerde yayınlanacak makaleler, ileride bu alanda bir uluslararası hukuk içtihadı oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Yunanistan, gelecek yıldan başlayarak neredeyse 10 yıl boyunca, 1821-1829 Mora Ayaklanması ve Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanmasının 200. Yıldönümü “kutlamaları” çerçevesinde uluslararası alanda tarihî bilgileri çarpıtacak, Türkiye’yi itham edecek bir kamu diplomasisi atağı başlatmak üzeredir. Nihai hedefi Türkiye’yi Ege, Doğu Akdeniz ve sözde Pontus meselesinde köşeye sıkıştırmak olan bu atağa karşı şimdiden gerekli hazırlıklar yapılmalıdır.
Yunanistan Ege’de hukuki ve siyasi açılardan Türkiye karşısında zayıf olduğunun farkındadır. Kaçak güreşmeye ve konuyu mümkün olduğunca AB platformuna taşımaya devam edecektir. Türkiye Yunanistan’ın bu taktiğinin farkındadır. Atina, AB’ye sığınarak beyhude bir çözüm arayışı içine girmiştir.

Pin It on Pinterest