Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Trump’ın kararsızlığı (23.06.2019) Türkiye Gazetesi

Perşembe günü dünya medyasına çok çarpıcı bir haber düştü. İddiaya göre, ABD’ye ait bir İnsansız Hava Aracı’nın İran tarafından düşürülmesinin ardından, Başkan Donald Trump orduya İran’a saldırı emri vermiş ama birkaç saat sonra bu emrini geri almıştı. Verilen emrin kısıtlı bir saldırı mı yoksa bir savaş başlatma şeklinde mi olduğu yönünde herhangi bir detay basına sızmadı. Fakat emrin mahiyetinden bağımsız olarak, Trump’ın bilhassa dış politikadaki kararsızlıkları bir kez daha tartışılmaya başladı.
 
Başkanlık koltuğuna oturduğu ilk günden itibaren; Rusya, Almanya, Çin gibi güçlü ekonomilerle ilişkilerinde olduğu kadar, Kuzey Kore, Suriye, Meksika konularında da çelişkiler sergileyen Trump’ın İsrail siyasetinde ise herhangi bir sapma olmadı. ABD Büyükelçiliğini -taahhüt ettiği gibi- Kudüs’e taşıdı, Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıdı ve Başbakan Netanyahu’nun en büyük destekçisi oldu.
 
Aslına bakarsak, İran konusunda da Trump’ın herhangi bir tutarsızlığı yok; kararsızlığı var. Nükleer Anlaşma’dan çekildikten sonra İran yaptırımlarını daha da ağırlaştıran ABD Başkanı, Tahran yönetiminin geri adım atmamasından dolayı giderek sertleşen bir söyleme sahip fakat bu sert söylemi bir adım öteye taşımak konusunda ciddi tereddütler yaşıyor. İyi ki de öyle. Zira ABD ile İran arasında sıcak bir çatışmanın yaşanması sadece Körfez bölgesinde değil tüm dünyada olumsuz etkilere yol açabilir.
 
New York Times gazetesinde cuma günü konuyla ilgili olarak yer alan bir yorumda Başkan Trump’ın ‘Bağırarak konuştuğu ama küçük bir sopa taşıdığı’ ifade ediliyordu. Bu cümle elbette 20. Yüzyılın başında ABD’yi yöneten ve sert güç unsurlarına dayalı bir dış politika yürüten Theodore Roosevelt’in ünlü, ‘Yumuşak konuş ama büyük bir sopa taşı’ cümlesine atıf içeriyor. Trump’ın hem mikrofonlar karşısında hem de sosyal medyada sert ve pervasız cümleleri sarf ettiğini kimse inkâr edemez. Ama elinde ‘küçük bir sopa’ taşıdığını düşünen yoktur herhâlde. Dünyanın en büyük saldırı gücüne sahip bir devletin potansiyelini küçümseyemeyiz. Diğer yandan, söz konusu ‘sopa’yı taleplerini elde edebilecek şekilde kullanıp kullanmadığı, kullanmak konusunda ne kadar kararlı olduğu, istese de kullanıp, kullanamayacağı gibi konular tartışılmaya devam edecek.
 
Bir kere ABD’nin nükleer gücünü analizin dışında tutalım. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kullanmadığı atom bombalarını İran’a ya da başka bir devlete karşı kullanma ihtimali yok. Irak Savaşı’na benzer topyekûn bir savaşa girmeyi kendi taraftarları için bile meşru kılacak gerekçeler de yok. Geriye iki seçenek kalıyor. Birincisi, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkelerini dışarıdan destekleyerek İran’la çatışmaya sürüklemek. Suudi Arabistan’ın, sekiz yıl süren İran-Irak savaşı kadar ağır sonuçlar doğurabilecek böyle bir savaşı üstlenmeye bugünlerde pek niyetli olmadığı ortada. O hâlde Trump muhtemelen ikinci seçenek konusunda bir emir verdi ve sonra geri çekti. O da İran’a sınırlı bir hava saldırısı yapmak.
 
Başkan Trump adını duymuş mudur emin değilim ama ABD generallerinin yetiştirildiği West Point Akademisinde okutulan ‘Savaş Üzerine’ adlı eserinin bir yerinde ünlü Prusyalı stratejist Karl von Clausewitz, savaşın diplomasinin devamı olduğunu savunuyor. Yani devletlerin uluslararası siyasetle elde edemediklerini, savaşa başvurarak elde etmeye çalışacaklarını yazıyor. Her ne kadar Birleşmiş Milletler Antlaşması, askerî güce başvurmayı ve güç kullanma tehdidinde bulunmayı yasaklamış olsa da, Clausewitz’i haklı çıkarırcasına birçok devlet savaşı uluslararası hedeflerine ulaşmanın bir aracı olarak kullanmayı sürdürdüler.
 
O zaman soralım: ABD’nin -kısıtlı da olsa- İran’a yapacağı bir saldırıyla ulaşmak istediği hedef ne olabilir? Böyle bir saldırıyla İran’da yönetim değişikliği olur mu? Hayır. Dinî lider görevini bırakır mı? Hayır. Tahran sokaklarında ayaklanma mı başlar? Hayır. İran ABD’nin isteklerine harfiyen uyacağını taahhüt ederek, nükleer programını tamamen rafa mı kaldırır? Hayır. İran Suriye’deki milislerini geri mi çeker? Hayır. Lübnan’daki Hizbullah’la bağlantısını mı koparır? O da hayır…
 
Trump’ın kararsızlığının asıl sebebi de bu. Bugüne kadar yüzlerce kez tekrar edilen ‘İran’a saldırı seçeneği masada’ sözünü iç politika ve uluslararası kamuoyu bakımından anlamlı hâle getirmenin ne kadar zor olduğunun farkında. Seçimlere iki yıldan az kalmışken, siyasi rakipleri tarafından başarısızlık olarak nitelendirilecek bir işe girişmek Beyaz Saray’da bir dönem daha kalmasını zora sokabilir.
 
Yine de, verdiği bir emri iki saat içinde geri alan bir Başkanın, iki gün sonra da başka bir emirle İran’a saldırı başlatabileceğini ihtimal dışında tutmayalım. Maalesef gerçek dünyada attığınız füzeyi, sanal âlemde attığınız mesaj gibi silemiyorsunuz.

Pin It on Pinterest