Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Uluslararası terörün kökünü kurutmak (11.11.2018) Türkiye Gazetesi

Günümüzde birçok ülkeyi hedef alan terör faaliyetleri sınıraşan ve uluslararası bir mahiyettedir. Küreselleşmenin 1990’lardan itibaren insanlara birçok kolaylık sağlamasının yanında, gelişmiş ülkeleri gelişmekte olan ülkeler karşısında daha avantajlı hâle getiren bir yapıda geliştiği, bu yönüyle de olumsuzluklar içerdiği yönünde azımsanmayacak sayıda bilimsel çalışma mevcuttur. Küreselleşme döneminde terörizm ve örgütlü suçlar da giderek daha uluslararası hâle gelmiş, evvelce ağırlıklı olarak bir ülkenin sınırları içinde terör faaliyetleri yürüten illegal yapılar bölgesel ve hatta küresel çapta hareket etmeye başlamışlardır.
Terör örgütlerinin uluslararası seviyede yayılma teşebbüsleri sadece birkaç önde gelen şebekeyle sınırlı değildir. İrili ufaklı tüm terör örgütleri küreselleşme döneminde ortaya çıkan imkânlardan kendi amaçları doğrultusunda çeşitli oranlarda yararlanma yoluna gitmekte, her terör grubu kendince uluslararasılaşmaya çalışmaktadır.
Bu dönemde ortaya çıkan gelişmelerden başlıca beş tanesi terör örgütlerince de etkin olarak kullanılmaktadır.
Birincisi, iletişim alanındaki teknolojik yeniliklerdir. Teröristler de en gelişmiş teknoloji ürünü cihazlara ulaşabilmekte ve bunları birbirleri ve diğer terör örgütleriyle haberleşmek için kullanabilmektedirler.
İkincisi, uydu ve sosyal medya üzerinden propaganda alanının gelişmesidir. Basılı medyadan çok daha yaygın ve engellenmesi çok zor olan bu mecralardan terör örgütleri de etkin olarak yararlanmaktadır.
Üçüncüsü, uluslararası alanda seyahatin eskiye nazaran daha ucuz ve kolay hâle gelmesidir. Yukarıdaki imkânlar vasıtasıyla istedikleri noktaya ulaşabilen terör örgütleri, kendilerine militan devşirebilmekte, sempatizanlarının sayısını artırabilmektedir.
Dördüncüsü, uluslararası para transferinin kolaylaşmasıdır. Terör örgütleri legal görünümlü paravan şirketler ya da kişisel hesaplar üzerinden yasa dışı faaliyetlerini finanse etmek için para aktarabilmektedir.
Beşincisi, güvenlik-özgürlük dengesizliğidir. İnsan hakları ve temel özgürlükler alanındaki yasal zemin bazı ülkelerde terör örgütlerinin faaliyetlerini ve propagandalarını rahatlıkla yürütmelerini mümkün kılmaktadır…
Bunlara ilave olarak, küreselleşmeden önce de sonra da var olan terör örgütü-özgürlük savaşçısı tartışmasının hiçbir somut sonuç elde edilmeden uluslararası alanda sürüp gitmesi de teröristlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Bazı yönetimlerin günümüzde dahi “senin teröristin iyi, benim teröristim kötü” söylemini çağrıştıran ayrımcı yaklaşımları, terör örgütlerini cesaretlendirmekten başka işe yaramamaktadır.
Uluslararasılaşan terörün kökü ancak uluslararası iş birliğiyle kurutulabilir. Uluslararası iş birliğinin de herkesten önce müttefik ülkeler arasında kimin, neden terörist olduğu konusunda bir mutabakata varılmasıyla ve ortak tehdit unsurlarıyla müşterek mücadele edilmesiyle başlatılabileceği aşikârdır. İki veya daha fazla müttefik ülkenin, bir örgütün terörist olup olmadığı konusunda görüş ayrılığına düştüğü bir ortam söz konusuyken, daha geniş bir uluslararası alanda terörle mücadeleden söz edilemez.
ABD’nin PKK terör örgütünün elebaşlarından bazılarının başına ödül koymasına milletimizin geniş kesimlerinin temkinli şekilde yaklaşmasının en temel sebebi Washington yönetimlerinin 40 yıldır bölücü terör karşısında Türkiye ile gerçek manada sonuç alıcı bir iş birliğine gitmemiş olmalarıdır. PYD-YPG’nin PKK’yla olan organik bağını kendi istihbarat birimlerinin dahi kabul ettiği bir ortamda bu yapıya binlerce tır dolusu silah gönderen, askerlerini teröristlerle ortak devriyeye çıkaran ve resmî ağızlarından PYD/YPG’nin terör örgütü olmadığını dile getiren ABD’nin, istese saatler içinde derdest edebileceği kadar yakınında olduğu birkaç terörist elebaşını ödüllü arananlar listesine alması terörle mücadelede Türkiye’yle gerçek bir dayanışma içinde olduğunun göstergesi sayılamaz.
Terörün her türlüsü, tüm insanlığın düşmanıdır. Terör örgütlerinin çoğu ‘kullanılıp atılmaya’ müsait olsalar da, atıldıklarında başkalarının başına bela olmaya devam ettikleri akıldan çıkarılmamalıdır. ABD başta olmak üzere Türkiye’nin NATO’daki müttefikleri uluslararası terörizme karşı Türkiye ile omuz omuza olduklarını göstermek istiyorlarsa, PKK, PYD/YPG, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı hukuki, ekonomik, polisiye ve askerî her türlü tedbiri almak zorundadırlar. Türkiye’yle ilişkilerinden bağımsız olarak, böyle davranmaları zaten tutarlı ve ciddi bir devlet olmanın da gereğidir.
Müttefiklikten dem vurulurken sıkça dile getirilen “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” sözünün bir tarihî roman cümlesinden ibaret olmadığını göstermek ancak “müttefikim için tehditse, benim için de tehdittir” demek ve bunun gereğini yapmakla mümkündür…

Pin It on Pinterest