Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Afrika’daki Farkımız (04.03.2018) Türkiye Gazetesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son 10 yılda 28 Afrika ülkesine 30 kez gitti. Sonuncu Afrika turu Cezayir, Moritanya, Senegal ve Mali’yi kapsıyordu. Ziyaretin tüm ayaklarında verimli görüşmeler yapıldı. Ayrıntılarını haberlerden takip ettiniz. Özetle, küresel gelişmelere ilişkin görüş alışverişi yapıldı, başta uluslararası terörle mücadele ve Kudüs meselesi olmak üzere birçok konudaki görüş birliği teyid edildi, karşılıklı ticaret ve yatırım imkânlarına matuf adımlar atıldı. Şüphesiz tüm Afrika ziyaretlerinde olduğu gibi bunda da en önemli başlıklardan biri FETÖ’yle mücadeleydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan FETÖ’nün açtığı okulların Maarif Vakfımıza devredilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yeni okulların devredileceği müjdesini verdi. Afrika ülkelerinin liderlerinin FETÖ’yle mücadele konusunda sergiledikleri güçlü iş birliğinin önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı’nın ve Türkiye’den misafirlerin Afrika ülkelerinde çok büyük bir teveccühle karşılanmasının çok önemli bir sebebi var: Türkiye “diğerlerinden” farklı.

Şu “diğerlerinin” kimler olduğunu daha iyi değerlendirebilmek için Afrika’nın beş asırlık trajedisinin ana başlıklarını hatırlamak lazım. Portekizli ve İspanyol gemiciler 15. asır ortalarından itibaren Afrika’ya adım atmaya başladılar. Henüz “Yeni Dünya” keşfedilmemişti. Evvela İberik yarımadasından gelenlerin, bilahare 16. asırda “Aşağı Ülkelerden” buraya akanların, nihayetinde 17. asırdan 20. asrın ortalarına kadar İngilizlerin, Fransızların, Belçikalıların, İtalyanların ve Almanların Afrika siyasetlerini tek kelimeyle ifade edilirse, o kelime: “SÖMÜRMEK”tir.

Sömürgecilik, Sanayi ve Fransız Devrimlerinin ortaya çıkarttığı, ucuz ham madde ihtiyacı, ucuz iş gücü ihtiyacı, pazar ihtiyacı, milliyetçilik gibi olgularla birlikte dönüşüm geçirdi. En acımasız sömürü şekli olan EMPERYALİZM aşamasına ulaştı. “Beyaz Adam” Afrika’da ayak bastığı her yeri, akla gelebilecek her şekilde sömürdü: Afrikalıların topraklarını, dillerini, dinlerini, isimlerini aldılar.

Kenya’nın ilk devlet başkanı Jomo Kenyatta o kadar veciz anlatmış ki, emperyalizmin Afrika için ne olduğunu. Okuyalım:

“Beyaz adam geldiğinde onların elinde İncil, bizim elimizde ise topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda bir baktık ki, bizim elimizde İncil, onların elinde ise bizim topraklarımız vardı…”

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Afrika halkları teker teker sömürgeden kurtulmaya başladı. Çok kan döküldü. Sömürgeden kurtulsalar bile, birbirleriyle savaşlardan, iç savaşlardan, açlıktan, salgın hastalıklardan bir türlü kurtulamadılar. Darbeler bazı ülkelerde sıradan olaylar hâline dönüştü. Eski sömürgecilerin çoğu, farklı yöntemlerle bu ülkelerin zenginliklerini sömürmeye devam ettiler. Kendilerine hizmet etsinler diye yetiştirdikleri işbirlikçi burjuvazi ile asker-sivil bürokrasi üzerinden bu ülkelerin zenginliklerini Avrupa’ya akıtmayı sürdürdüler. Büyük değerli maden, petrol, doğalgaz rezervlerine sahip ülkeler, bu yeni sömürgeciliğin kıskacında, fakir ve azgelişmiş olmaya mahkûm edildiler. Çoğu Afrika ülkesi, kendilerini hiç ilgilendirmeyen ABD ile SSCB arasındaki ideolojik mücadelenin en acı yansımalarının sahneleri hâline geldi. Silahlı gruplar, “ideolojileri” adına birbirleriyle çatışırken, milyonlarca masum Afrikalıyı da katlettiler. Onlar çatışırken, zenginlikler yine dışarıya akmaya devam etti.

Son 20 yılda bu kez Çin Halk Cumhuriyeti Afrika’ya girmeye başladı. Büyük altyapı ihalelerini alan Çinli şirketler, kıtaya getirdikleri işçileri burada bırakmaya başladılar. Afrika şehirlerinde Çin mahalleleri oluşmaya başladı. Çin bu ülkelerin ekonomisinde ve elbette siyasetinde etkili bir aktör olmaya başladı. Yöntem, eski sömürgecilerden çok farklı olsa da, maksat Afrika’nın zenginliklerini Çin’e aktarmaktan ibaretti.

Türkiye ne eski, ne de yeni sömürgecilerin yolundan gitti. TİKA Afrika’nın en ücra köşelerinde su kuyuları kazarken, dispanserler açarken, Türk Kızılayı ihtiyaç sahiplerine gıda ve çadır dağıtırken, Türk iş adamları yatırımlarında yerel halkı istihdam ederken, Ankara’da tespit edilen Afrika Stratejisinin ana fikrine harfiyen sadık kaldılar: Afrika kazanırsa, Türkiye de kazanır…

Türkiye’nin farkı budur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine “Türkler Cezayir’i sömürge olarak mı görüyordu?” diye Fransızca soran Cezayirli gazeteciye verdiği cevapla, Türkiye’nin Afrika’daki farklılığının çarpıcı bir delilini gözler önüne serdi:

“Türkler sömürgeci olsaydı, sen bu soruyu bana Fransızca değil, Türkçe sorardın.”

 

Pin It on Pinterest