Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Bunun adı insanlık mücadelesi (18.12.2016) Türkiye Gazetesi

Halep, Suriye’de sergilenen cehennem piyesinin son perdesinin ismi. Daracık bir alana sıkışmış yüz binlerce insan, gözlerini kan bürümüş Şam güçleri ile Tahran güdümlü silahlı militanların hedefi hâline gelmiş durumda. Yiyecek yok, temiz su yok, ilaç yok, bomba, kurşun çok. Halep’te can pazarı yaşanırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri tabiri caizse “meleklerin cinsiyetini tartışan Bizanslı rahipler” gibi!.. ABD ve Rusya temsilcileri her geçen saniyenin onlarca kişinin canına mal olduğu gerçeğini bir kenara bırakmış, “tencere dibin kara, seninki benden kara” sözünü hatırlatırcasına birbirleriyle retorik yarışına giriyorlar. Avrupa Birliği ülkelerinde halkın bir bölümü meydanlarda gösteriler yapıp, sosyal medyada kampanyalar düzenleyerek Suriye’de olup bitenlere dikkati çekmeye çalışırken, hükümetler çoktan Noel ve Yılbaşı havasına girmiş. Kendilerinden “lider” diye söz ettiğimiz Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin yönetimleri incir çekirdeğini doldurmayacak cümleler sarf etmek dışında hiçbir şey yapmıyorlar…Askerî ve ekonomik açılardan dünyanın önde gelen devletlerinin bazen başlarını kuma gömdükleri, geri kalan zamanlarda da aylarca sonu getirilemeyen diplomatik müzakerelerde havanda su dövdükleri bir süreçte Suriye’de 1 milyona yakın insan hayatını kaybetti. 6 milyondan fazla kişinin mülteci durumuna düştüğünü biliyoruz. Modern dönemin uluslararası hukuk metinlerinde ‘savaş suçu’ olarak tanımlanan her ne varsa Suriye’de işlendi ve işlenmeye devam ediyor.

Dünyada sadece bir ülke, Suriye’deki dramın ortaya çıktığı günden bu yana tavrını hiç değiştirmedi. Sadece bir millet, Suriyeli mültecilere öz kardeşleriymişçesine sahip çıktı. Sadece bir lider 2010’da ne diyorsa, 2016’da da aynı şeyleri söylemeye devam etti. O ülke Türkiye, o millet Türk milleti, o lider de Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesinin adı “insanlık mücadelesidir”… Birleşmiş Milletler’in üzerinde inşa edildiği değerlerin neredeyse hiç kimse tarafından hatırlanmadığı bir zaman diliminde Ankara, zalim karşısında mazlumun, güçlü karşısında zayıfın, ceberut karşısında mağdurun yanında yer almanın, barış ve huzurun tesisi için vazgeçilmez olduğunu dünyaya ilan etmektedir. Üstelik Türkiye bu insanlık mücadelesini Fetullahçı terör örgütüyle, PKK’yla, DAEŞ’le ve DHKP-C’yle aynı anda mücadele ederken, dış destekli ekonomik operasyonlara maruz kalırken taviz vermeden sürdürmektedir. Müttefiklerinden en ufak bir destek görmemesine rağmen çizgisinden milim sapmamaktadır. Mülteciler için Türkiye’ye 6 milyar avro yardım vermeyi taahhüt edenlerin bunun onda birini bile vermedikleri bir noktada, Türkiye bedel ödemesine rağmen ilkelerinin arkasında durmaktadır.

Türk milleti, Batılı hükümetler gönlümüzü okşayıcı iki üç cümle kursunlar diye mi, Suriyeli mazlumlara kucak açmaya devam ediyor? Recep Tayyip Erdoğan, kendisine Nobel barış ödülü verilsin diye mi, Suriye ile ilgili her konuşmasında Umran bebeği, Aylan bebeği hatırlatıyor? Elbette hayır.

Büyük Türk milletinin seciye ve ahlakından bihaber, bu millete kurucu liderlik yapmak Allah tarafından kendilerine nasip olunanların vasıflarına yabancı bir kısım sözde uzman bırakın alışık olduğumuz safsatalarını ortaya saçmaya devam etsinler. Türkiye insanlık mücadelesini inanç ve kararlılıkla sürdürecektir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bugün verdiğimiz bu mücadele Orta Doğu’da barış ve huzurun temini için elzemdir.

Bugün Suriye ve Irak’ta kazandıklarını zannedenlerin, yakın bir gelecekte nasıl bir kaderle yüzleşeceklerine şahit olacağız. Bölgeyi mezhepçi bir çatışmanın eşiğine taşıyan İran’ı da, İran’ın ve Rusya’nın himayesi altında iktidarını korumaya çalışan Şam rejimini de, mezhep siyasetini devlet yönetiminin esası hâline getiren Bağdat yönetimini de parlak günlerin beklemediği ortada. Vatana ihaneti meslek hâline getirmiş her türlü terör örgütü de, bu coğrafyanın Türkiye’nin savunduğu insani değerler üzerinden yeniden inşa edilmesi sürecinde tamamen yok edilecekler.

Pin It on Pinterest