Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Ankara-Moskova yakınlaşması neler getirir? (14.08.2016) Türkiye Gazetesi

Mayıs ayından itibaren Türkiye-Rusya ilişkilerinde bir normalleşme sürecinin başladığına şahit oluyorduk. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın St. Petersburg’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmeden sonra ilişkilerde “normalleşme”den de öte bir “yakınlaşma” olabileceği yorumları artıyor.

İlişkilerin normalleşmesi, Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan gerilim öncesindeki döneme dönülmesi demekti. Yani, Suriye ve Kırım konusundaki görüş ayrılıkları aynen devam etmekle birlikte, ticaret, turizm ve enerji iş birliğinde eski seviyeye çıkılması hedefleniyordu. Yakınlaşma ise normalleşmeye ek olarak  ilişkilerin geleceğinde stratejik olarak nitelenebilecek ciddi iş birliği alanları oluşabileceği anlamına geliyor.

Suriye’nin geleceğiyle ilgili Ankara-Moskova hattında yeni ve güçlendirilmiş diyalog mekanizmasının oluşturulmasına dönük bir iradenin ortaya konulduğunu görüyoruz. Türk savaş uçaklarının DAEŞ’le mücadele için Suriye hava sahasına girmesine Rusya’nın bundan böyle engel çıkartmayacağı anlaşılıyor. Rusya ayrıca, Suriye’deki terörist gruplarla mücadelesi esnasında Türkiye’ye müzahir Suriye muhalifleriyle, Türkmenlere karşı daha hassas davranacak. Bu maddeler önümüzdeki günlerde karşılıklı bir güven artırıcı önlemler paketine dönüşebilir.

Türkiye ve Rusya’nın Suriye’nin geleceği konusunda en azından asgari müştereklerde anlaşması, bölgedeki diğer aktörlerin de bu mutabakat çerçevesine dahil olması sonucunu verebilir. Buradaki asgari müşterekler, DAEŞ’le mücadele, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, ateşkesin tekrar sağlanması ve korunması olabilir. Baas rejiminin Suriye’nin yakın geleceğinde yeri olup olmadığı konusundaki görüş ayrılığına takılarak, görüş birliği olan konuların askıya alınması doğru olmaz. PYD konusunda ise, Türkiye’nin kararlı bir tutum sergileyerek Rusya’yı bu terör örgütüyle ilişkisini tamamen kesmeye ikna edebileceği düşünülebilir.

Normalleşmeden ziyade ikili ilişkilerde yakınlaşmadan söz edilmesinin diğer bir gerekçesi savunma sanayii iş birliğinin gündeme gelmiş oluşudur. Aslına bakarsanız Türkiye ile Rusya arasında askerî temasların düzenli bir hâl alışı NATO-Rusya Konseyi’nin kurulmasından sonra 1998’de başlamıştı. Hatta iki devletin genelkurmay başkanları arasında karşılıklı güvenin artırılması ve ilişkilerin geliştirilmesi için bir mutabakat muhtırası da imzalanmıştı. 2001’de Karadeniz Donanma Görev Gücü (Blackseafor) içinde Türkiye ve Rusya birlikte yer almışlardı. Fakat Gürcistan ve Ukrayna krizleri bu iş birliğini etkisizleştirdi. 2000’den başlayarak savunma sanayii iş birliği konusunda yapılan teşebbüslerden somut bir sonuç çıkmadı. Bunlardan en akılda kalanı Türkiye’nin taarruz helikopteri ihalesiyle Rus firmalarının da ilgilenmesiydi. Rusya’nın Karadeniz, Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Doğu politikalarının Batı başkentlerinde ve Ankara’da yol açtığı rahatsızlıklar askerî iş birliğinin gelişmesini engelledi.

Günümüzde özellikle Rusya basınının savunma sanayii iş birliğini öne çıkartmasının en önemli sebebi, Çinli firmaların kazandığı Türkiye’nin hava savunma sistemleri ihalesinin iptal edilmiş olması. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda bu hayati konuyu tekrar gündemine alacağını bilen Rusya, S-300 ve S-400 sistemleriyle Türkiye savunma sanayii piyasasına giriş yapmak istiyor. Türkiye’nin bu konuda Çin’le iş birliği yapmasına, “sistemler arası teknik uyumsuzluklar” gerekçesiyle karşı çıkan NATO’nun, Rusya’yla iş birliğine de aynı şekilde karşı çıkması muhtemeldir.

Türkiye bir yandan millî savunma sanayiini güçlendirerek dışa bağımlılıktan kurtulmak, diğer yandan da tedarikçileri çeşitlendirmek istiyor. Türkiye’nin savunma sanayii ithalatında temel belirleyicilerin başında fiyat değil, teknoloji transferi ve teknolojinin birlikte geliştirilmesi geliyor. Fakat Rusya bu konuda yeşil ışık yaksa bile, NATO üyeliği devam ettikçe Türkiye’nin Rusya’yla savunma sanayii iş birliğinin kapsamlı olmasının önünde engeller bulunduğu söylenebilir. İleriye dönük her adım, çeşitli gerekçelerle NATO müttefikleri tarafından eleştirilebilir. Bazı bölge ülkeleri de çeşitli sebeplerle rahatsızlık duyabilir. Dolayısıyla Türkiye-Rusya ilişkileri, savunma sanayii iş birliğini de içerecek şekilde normalleşmenin ötesine geçecekse, uluslararası alanda yürütülebilecek karşı kampanyaları etkisizleştirecek bir kamu diplomasisi boyutunun hazırlıklarına şimdiden başlanması gereklidir…

Pin It on Pinterest