Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Türkiye’nin dostları ve düşmanları (19.06.2016) Türkiye Gazetesi

Uluslararası ilişkilerde aşağıdaki on kuralın her zaman geçerli kanısındayım:Dış politikamızda yeni açılımların başlayacağı ve bazı konularda tutum değişikliğine gidilebileceği yönünde açıklamalar yapılıyor. Özellikle bir süredir kötü giden Rusya, İsrail ve Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesi için girişimlere başlandığı söyleniyor. Bu adımlardan da olumlu sonuçlar elde edilmesi bekleniyor. Acaba dış politika sadece dostlar ve düşmanlar üzerinden tanımlanırsa bölgede karşı karşıya olunan sorunlar kısa vadede aşılabilir mi? Sanmıyorum. Mühim olan ulusal çıkarları rasyonel biçimde yeniden tanımlamak, gerçekçi bakış açısıyla oluşturulmuş hedeflere ulaşmaya çalışmaktır. Yöntem, söylem ve eylem düzeyinde bir örtüşme yakalandığında uluslararası alanda iş birliği yapılabileceklerin sayısında kendiliğinden bir artış zaten gözlenir.

1-İçeride dirlik, düzen ve istikrar olmadan dışarıda başarı yakalanamaz.

2-Dış politikada ebedi dostlular ve düşmanlıklar olmaz. Dostluk da düşmanlık da dönemseldir. Ortak çıkar dostların, çıkar çatışması ise düşmanların sayısını artırır.

3-Bir devlet dostunun dostuyla dost, düşmanıyla da düşman olmak zorunda değildir. Ama bir devletin düşmanının düşmanı potansiyel bir dosttur.

4-Ulusalararası alanda itibar devletlerin yapabileceklerini söylemeleri, söylediklerini de yapmalarıyla orantılı olarak artar veya azalır. Uluslararası itibarın barometresi içerde değil, dışarıda kuruludur.

5-Müttefiklere güven aşılamak, rakipleri ise caydırmak bir devletin uluslararası alanda sözünün dinlenmesinin olmazsa olmaz şartıdır.

6-Askerî ve ekonomik güç, moral (ahlaki) güçle desteklendikçe daha anlamlı hâle gelir. Ama ilk ikisinde yetersizlik var ise bir devletin güçlülüğünden söz edilemez.

7- Uluslararası ilişkiler hukuksuz yürümez. Ama her dönemin hukukunu uluslararası alanda güçlü olanlar yapar.

8- Küresel aktörler aynı zamanda bir ya da birden çok bölgede bölgesel güç statüsündedir. Ama her bölgesel aktörün küresel aktör olması mümkün değildir.

9- Uluslararası alanda mağdurların sayısı mağrurların sayısından her zaman fazla olmuştur. Mağdurları bir araya getirebilecek irade kendi içlerinden çıkamaz. Mağdurlara liderlik edecek olanın onlara değil, mağrurlara benzemesi gerekir.

10- Uluslararası ilişkilerde kısa vadeli kazançlar elde etmek, uzun vadeli kazançlar elde etmeye mani değildir.

Her şey gibi uluslararası ilişkilerin doğası da değişiyor. Bilhassa Soğuk Savaş sonrası dönemde, küreselleşmenin getirdiği fırsatların ve tehditlerin çeşitlenmesiyle birlikte, bu değişim baş döndürücü bir hâl aldı. Statik ittifak ilişkileri anlamını kaybetti. Soğuk Savaş döneminde kurulan NATO gibi ittifaklar ancak yeni döneme uyum sağlayabildikleri ölçüde varlık gösterebiliyorlar. İttifakların tüm öncelikleri ve tanımlamaları biçim değiştirdi. Türkiye’nin öncülük ettiği birçok girişim kuruluş amaçlarına ulaşamadan nötralize oldu. Bugün Karadeniz Ekonomik İşbirliğinden, Ekonomik İşbirliği Örgütünden (ECO), D-8’den bahseden var mı? Dönemsel toplantılar haberlere bile konu olmuyor.

Türkiye’nin dost ve düşman olarak algıladığı devletler sürekli değişti. Aynı şekilde Türkiye’yi dost ve düşman olarak gören devletler de değişti. Bundan sonra da değişecek. Tabiatıyla Türkiye’nin öncelik sıralamaları da, millî hedefleri de değişecek.

Dış politikada sürekli başarı için benimsenmesi ve bundan sonra asla vazgeçilmemesi gereken şey uluslararası ilişkilere realist bir bakıştır.

Pin It on Pinterest