Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Brexit ile Türkiye’nin ne ilgisi var? (12.06.2016) Türkiye Gazetesi

Brexit, “Britanya” ve İngilizcede çıkış anlamına gelen “exit” kelimelerinin bir araya getirilmesinden türetilmiş bir terim. İngiltere’nin (Birleşik Krallık) Avrupa Birliği’nden çıkması anlamına geliyor. İngiltere Başbakanı David Cameron 2015 genel seçimlerini kazanması hâlinde, 2016’da ülkesinin AB’ye üyeliğiyle ilgili bir referandum düzenleneceği taahhüdünde bulunmuştu. 23 Haziran’da söz konusu referandum yapılacak. İngiltere’nin Birlik’te kalıp kalmayacağına Ada halkı karar verecek.

Son birkaç yıldır hem genel seçimlerde hem de Avrupa Parlamentosu seçimlerinde hızlı bir yükseliş sergileyen Bağımsızlıkçı Parti AB üyeliğinden çıkmaktan yana. Fakat aynı topyekûn duruş İngiltere siyasetinin diğer önemli partilerinde yok. Başbakan Cameron Birlik’te kalmaktan yana olduğunu açıkça dile getirmesine rağmen, mensubu olduğu Muhafazakâr Parti milletvekillerinin yarısı ayrılmaktan yana. Cameron’un 5 bakanı da AB üyeliğine karşı olduklarını açıkça dile getiriyorlar. İşçi Partisi’nde de benzer bir tablo söz konusu.

İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin son altı aydır düzenlenen anketlerin ortalamasını alarak yaptığı değerlendirmeye göre, bugün itibariyle halkın %41’i ayrılmaktan, %40’ı AB’de kalmaktan yana. İngilizlerin %19’u ise hâlâ kararsız. Referanduma iki haftadan az bir süre kalmışken var olan bu tablo, sonuç hakkında herhangi bir tahmin yapmayı imkânsız kılıyor. Ama en azından AB konusunda İngiltere’nin tam anlamıyla ikiye bölündüğünü söylemek mümkün.

Sonuç ortada olunca, taraflar kendilerine destek sağlayabilmek için birçok gerekçeyi ulaşabildikleri en geniş kitleye aktarmaya çalışıyorlar. Gerekçelerin birçoğu ekonomik. “Kalalım” diyenler de “çıkalım” diyenler de, bunun İngiltere’nin hayrına olacağını savunuyor ve detaylı sayısal verileri sıralıyorlar. Buraya kadar her şey klâsik “maddi çıkar tabanlı İngiliz seçmen davranışı” etrafında, Ada siyasetinin bilindik tabiatı içinde seyrediyor. Fakat son bir aydır Brexit’in ana münazara konularına -akıllara durgunluk verecek şekilde- Türkiye de ekleniverdi.

2005’te Fransa ve Hollanda’da düzenlenen AB Anayasası referandumları öncesindekine benzer şekilde Türkiye’nin AB ile ilişkileri, İngiltere’nin AB dışında kalması için bir gerekçeye dönüştürüldü.

AB’den çıkılmasını isteyenler, Türkiye’nin AB üyesi olması durumunda milyonlarca kişinin İngiltere’ye göç edeceğini iddia ederek, “gelecekteki” bu göç dalgasından kurtulmanın en sağlam yolunun, AB’den çıkmak olduğunu dile getiriyorlar. Türkiye’de, AB konusunda hiçbir uzmanlığı olmayan bir kişi bile, Türkiye’nin AB’ye kısa vadede üye olmasının imkânsız olduğunu bilir. Hatta birçoğumuz AB üyeliğinin artık anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünür hâle geldik. Fakat ilginçtir ki, İngiliz halkının bir bölümü Türkiye üzerinden yürütülen bu kampanyaya inanmış görünüyor. Netice bıçak sırtında olduğundan, AB üyeliğinin devamından yana olanlar da, Türkiye ile ilgili “tehlikeli” karşı argümanlar geliştiriyorlar.

İngiltere hükümetleri yıllardır, “Kriterleri karşıladığı takdirde Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyeceklerini” söylerler. Bu İngiltere’nin resmî politikasıdır. Fakat bu politikanın destekçilerinden Muhafazakâr Parti bile AB üyeliği konusunda bölününce, bazıları söz konusu resmî söylemi değiştirmekten bahseder oldular.

Geçtiğimiz hafta İngiltere’de yayınlanan Financial Times gazetesinde yer alan bir yorumda, önümüzdeki bir hafta içinde AB’de kalmaktan yana olanların sayısını artıramadığı takdirde İngiltere hükümetinin, Türkiye ile ilgili ayrı bir referandumu da gündeme getirebileceği yazıldı. Buna göre, bir son dakika manevrası olarak, günün birinde Türkiye AB üyesi olsa bile Türk vatandaşlarının İngiltere’ye yerleşme ve bu ülkede çalışma hakkının olmaması için peşin bir referandum yapılacağı konusunda halka söz verilebileceği iddia ediliyor.

İngiltere’de Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili bir referandumun yapılması Türkiye’nin müzakere sürecine ne hız katar ne de onu yavaşlatır. Ama AB’ye katıldığı günden bu yana Türkiye’nin üyeliğini desteklediğini “yalancıktan da olsa” söyleyen bir ülkede bu tür tartışmaların gündemde olması bile, AB üyelerinde anlamsız ve abartılı Türkiye korkusunun hangi seviyelere ulaştığını gösterecektir. Her fırsatta, türlü sebeplerle öne çıkarılan bu Turkofobi, gün gelir AB’nin üstünde yükseldiği iddia edilen “farklılıklar içinde birlik” zeminini de yerle bir eder.

Pin It on Pinterest