Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Gümrük Birliği güncellenmelidir (01.05.2016) Türkiye Gazetesi

Avrupa Birliği ile bir yandan vizelerin kaldırılması konusundaki teknik görüşmeler devam ederken, diğer yandan geçen yıl alınan kararlar çerçevesinde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için çalışmalar sürüyor. Kabul etmek gerekir ki, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi artık bir ihtiyaç olmaktan öte gereklilik hâline gelmiştir. Ama neyin, nasıl değiştirilebileceği hakkında bugüne kadar ne Türkiye ne de AB tarafı masaya somut bir öneri geliştirebilmiş değiller.

İki ya da daha çok ülke arasında ekonomik bütünleşmenin üst aşamalarından biri olarak kabul edilen Gümrük Birliği rejiminin, serbest ticaret anlaşmalarıyla getirilen düzenlemelerden daha ileri düzeyde olması beklenir. Türkiye-AB Gümrük Birliği de, yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1996’da böyle bir niteliğe sahipti. Fakat aradan geçen 20 yıl zarfında, ‘yeni nesil serbest ticaret anlaşmaları’ olarak isimlendirilen bir uluslararası ticaret rejimi ortaya çıktı. Bunun ortaya çıkmasında en büyük itici güç şüphesiz dünya ekonomisinin küreselleşmeyle birlikte kabuk değiştirmesi. Dünyada 800 trilyon dolara yaklaşan toplam gayrisafi hasılanın yaklaşık %70’inin hizmet sektöründe üretildiği günümüzde, sanayi üretiminin ve işlenmiş tarım ürünlerinin uluslararası ticaret anlaşmalarının belkemiğini oluşturduğu dönem çoktan kapandı. Böyle olunca da, hizmet sektörünü merkeze oturtan ‘yeni nesil’ anlaşmalar ve bölgesel ekonomik bütünleşme yapıları hızla ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye ile olandan çok sonra imzalanmış olmalarına rağmen bugün AB-Güney Kore ve AB-Meksika serbest ticaret anlaşmaları, bazı alanlarda Gümrük Birliği’nden çok ileri hükümler taşımaktadır. Görüşmeleri devam eden ve dünya tarihinin en kapsamlı ticaret anlaşması olarak tanımlanan AB-ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nı ise adeta ‘ortak pazar’a hazırlık olarak nitelemek abartılı olmayacaktır.

Türkiye her şeyden önce AB’nin bu yeni nesil ticaret anlaşmalarının görüşmelerinde yer almayı ve yapılan anlaşmaların da kendisi için geçerli olmasını istiyor. ABD’nin ayak diremesi sebebiyle, gözlemci statüsünde bile olsa Türkiye Transatlantik Ortaklık görüşmelerinde yer alamadı.

İkincisi, Türkiye’nin başını sürekli ağrıtan vize meselesinin bir an önce çözülmesi gerekli. Geri kabul konusunda üzerine düşeni yerine getiren Türkiye’nin beklentisi vizelerin haziran sonuna kadar kalkması.

Üçüncüsü, bazı AB ülkelerinin Türkiye çıkışlı tırlara kota getirmesi ticaretimizi olumsuz etkilediğinden, Gümrük Birliği’nde yapılacak bir güncellemeyle bu engellerin tamamen kaldırılması ertelenemeyecek bir zorunluluk hâline geldi.

Dördüncüsü, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nden çıkan ihtilafların çözümü konusunda 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi kararında öngörülen mekanizmanın işlemediği ortada. Bilhassa, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bağlı gemi ve uçakların Türkiye’deki liman ve havalimanlarına mal getirebilmeleriyle ilgili ihtilafın nerede ve nasıl çözüleceği belli değil. AB tarafı bunun Gümrük Birliği’nin bir gereği olduğunu, Türkiye ise ulaştırma alanının Gümrük Birliği’ne dahil olmadığı gerekçesiyle bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini savunuyor. Anlaşmada düzenlenmesine rağmen taraflar konuyu tahkime dahi götürmüyorlar.

Sonuncusu ise, başta bahsettiğim hizmetler sektörünün de AB ile Gümrük Birliği’nin alanı içine sokulması gerekiyor. Dünyadaki gidişat bu yöndeyken, Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin sanayi ve işlenmiş tarım ürünleriyle sınırlı kalması zaten mantığa aykırı.

Peki Gümrük Birliği’nin güncellenebilmesi mümkün mü? Bu soruya cevap verebilmek için, çok ağır işleyen görüşmelerin hız kazanması gerekiyor.

Konuya gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşırsak, AB’den, Türkiye’den ve bulunduğumuz coğrafyanın durumundan kaynaklanan sebeplerle Türkiye-AB ilişkisinin orta vadede tam üyelikle sonuçlanması imkânsız. Bunu 15 yılı aşkın süredir Avrupa Birliği konularında çalışan ve Jean Monnet Kürsü Başkanı unvanlı bir akademisyen olarak yazıyorum. Bu değerlendirmeye, Türk insanının zaten AB üyeliği konusunda büyük bir hevesi kalmadığını da ekleyebilirim. Dolayısıyla, AB ile ilişkiler konusunda bugün atılabilecek en ileri adım Gümrük Birliği’nin süratle güncellenmesidir. Tam üyelik hedefi bir devlet politikası olarak belirlenmiş olduğu için Türkiye’nin resmen bundan vazgeçmesi söz konusu olmayacaktır. Ama ‘olmayacağı’ beklermiş gibi yaparken, mevcudu kendi çıkarlarımız doğrultusunda değiştirmeye çalışmanın bize hiçbir zararı dokunmaz.

Pin It on Pinterest