Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Türk-Amerikan ilişkilerinde doğru sanılan yanlışlar (03.04.2016) Türkiye Gazetesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti ikili ilişkileri tekrar gündemin üst sıralarına taşıdı. Başka hiçbir ülkeyle olmadığı kadar kapsamlı bir iş birliğine sahip olduğumuz ABD ile ilişkilerimizin tarihindeki bazı konuları yanlış biliyoruz. Söz konusu ‘doğru sanılan yanlışlardan’ en fazla tekrarlanan dördünü ve bunların doğrularını sizinle paylaşacağım. Yanlış: Türklerle Amerikalılar tarihte hiç savaşmadılar. Doğrusu: Hukuken Osmanlı Devleti’ne bağlı Cezayir, Tunus ve Trablusgarb ile ABD arasında 1801-1805 ve 1815 yıllarında iki kez savaş yaşandı. ABD tarihine ‘Berberi Kıyıları Savaşları’ ya da ‘Trablusgarb Savaşları’ olarak geçen bu çatışmalarda söz konusu Osmanlı vilayetlerini ‘dayı’ unvanını taşıyan Türkler yönetmekteydi. Dönemin Amerikan kaynaklarında, Kongre kayıtlarında ve savaşa bizzat katılan Amerikalıların hatıratında, savaşın Türklerle yapıldığı kaydı açık olarak yer alır. Günümüzde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un duvarlarını süsleyen tablolardan biri bu savaşlarla ilgili olup, Osmanlı kıyafetleri giymiş savaşçıların taşıdığı Türk bayrağı net olarak resmedilmiştir. Yanlış: ABD Senatosu Lozan Antlaşması’nı onaylamayı reddetti. Doğrusu: ABD Senatosu’nun Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan diğer antlaşmalar gibi onaylamayı reddettiği Lozan Anlaşması, hepimizin bildiği 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması değildir. 1917’de kesilen diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmek için Lozan’da akdedilen 6 Ağustos 1923 tarihli anlaşma, sıklıkla Barış Antlaşmasıyla karıştırılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’yle savaşmayan ABD bu antlaşmanın tarafı değildir. İmzalanmamış bir anlaşmanın Senato’nun onayına sunulması söz konusu olmamıştır. Aynı durum Sevr Barış Antlaşması için de geçerlidir. Yanlış: Türkiye NATO’ya, Kore’ye asker gönderildiği için davet edildi. Doğrusu: Türkiye NATO’ya ilk olarak henüz Kore Savaşı çıkmamış iken 10 Mayıs 1950’de üyelik başvurusu yaptı. Kore’ye asker gönderme kararının ardından başvurusunu tekrarlayan Türkiye’ye olumlu bir cevap verilmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Arşivi’nin 1948-1952 dönemi incelendiğinde, Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesinin bu kararda etkisi olmadığı görülür. Başta üyeliğe olumsuz bakan ABD’nin kararını değiştirmesinde iki önemli sebep vardır. Birincisi, Türk hükümetinin, NATO’ya üye olarak kabul edilmediği müddetçe ülke topraklarına Amerikan üssü kurulmasına müsaade etmeyeceğini Amerikalı muhataplarına iletmesidir. SSCB’nin de nükleer silah geliştirdiği bir dönemde ABD’nin Türkiye’deki üslere ihtiyacı artmıştı. İkincisi ise 1939’da Türkiye-İngiltere ve Fransa arasında imzalanan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uzatılan üçlü ittifak sebebiyle, bir Sovyet saldırısı karşısında bu iki ülkenin zaten Türkiye’yi savunmaya gelmeye mecbur olmasıdır. Türkiye’nin NATO şemsiyesi altına alınmasıyla, bu iki ülkeyi ve dolayısıyla onların müttefiki olan ABD’yi SSCB’yle savaşa itecek bir gelişmenin önüne geçilmek istenmiştir. Kore’ye asker göndermemizin ABD kamuoyunda olumlu Türkiye algısı oluşmasına katkı sağladığı ise açıktır. Yanlış: ABD Türkiye’ye silah ambargosu kararını Kıbrıs Barış Harekâtı sebebiyle aldı. Doğrusu: Barış Harekâtından sonra Kogre’nin ambargo kararı aldığı ve Başkan Ford’un Ocak 1975’te bu kararları onayladığı doğrudur. Ama ABD Kongresi’nin iki kanadı olan Senato ve Temsilciler Meclisi harekâttan 18 gün önce zaten Türkiye’ye ambargo kararı almıştı. Bunun sebebi ise Kıbrıs’a yapılan müdahale değil, Türkiye’nin ABD’nin bütün baskılarına rağmen haşhaş ekim yasağını 1 Temmuz 1974’ten itibaren kaldırmasıydı. O dönemde Afyonkarasihar’daki haşhaş tarlalarına napalm bombaları atılmasını öneren Amerikalı siyasetçi ve köşe yazarları bile çıkmıştı. Kıbrıs harekâtı ise Rum lobilerinin baskısıyla ambargo sürecini hızlandırdı… Bu örneklerin de gösterdiği gibi kimi zaman güncel olaylar hakkında değerlendirmeler yaparken tarihten verilen örnekler yanlışlıklar içerebilmekte, bu da ulaşılan sonuçları anlamsızlaştırmaktadır. Yine de, popüler tarih literatürümüzde o kadar çok galat-ı meşhur var ki, ne kadar çaba gösterseniz “çok bilmişlerin” cahilliğini gideremezsiniz…

Pin It on Pinterest