Prof. Dr. Çağrı ERHAN

BM KÜRSÜSÜNDE “ARTIK YETER!” DİYEBİLMEK (06.09.2015) Türkiye Gazetesi

Geçen Pazar bu köşede yer alan “Bizim Denizin Kurbanları” yazısı şu satırlarla bitiyordu:

“İstatistikleri dikkate aldığımızda, bugün bitmeden en az on insan daha Avrupa’ya geçmek isterken Akdeniz’de hayatını kaybedecek. Hiçbirinin ismi haber bültenlerinde yer almayacak. Faciayla sonuçlanan her “umuda yolculuk” sonrasında ölü ve kayıp sayılarına yenileri eklenecek.

Vebali kimin boynuna?”

Maalesef, geçen hafta da onlarca insan Akdeniz ve Ege’de hayatlarını kaybetti. Bunlar “yeni bir mülteci faciası” başlığıyla haber bültenlerinde yer aldı. Söz konusu acı olayların çoğunda ölenlerin isimlerinden bahis dahi edilmedi. Sadece birer veri olarak istatistiklerde yer aldılar. Ne yapılmak için toplandığı belli olmayan istatistiklere eklendiler.

Ama bir ismi, ailesiyle birlikte Yunanistan’a geçmeye çalışırken hayatını kaybeden 2 yaşındaki Aylan Kurdi’nin ismini birkaç gün içinde duymayan kalmadı.

Anadolu Ajansı muhabirinin fotoğrafladığı, Bodrum sahiline vurmuş ve bu kez sonsuzluk uykusuna yatmış Aylan’ın sessizliği, bugüne kadar hayatlarını kaybeden binlerce insanın çığlığı oluverdi. Yıllardır burunlarının dibinde yaşanan bu büyük trajediyi sanki antik bir tiyatroda tragedya seyreder gibi seyretmekten öteye gitmeyenler bile yerlerinden kıpırdamak zorunda kaldılar. Aylan’ın fotoğrafını yazılı-görsel basında ve sosyal medyada görenlerden vicdan sahibi olanlar iki soruyu insiyaki biçimde kendilerine sordular: “Neden” ve “Bunun vebali kimin?”

Aslında soranların da, sormaya cesaret edemeyenlerin de cevabını bildiği iki soruydu bu. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşananlar dolayısıyla insanlar can güvencesinde olacakları yerlere gitmeye çalışıyorlar. Acı tablonun ise iki temel sebebi var: Ülkelerini yaşanmaz hâle getiren yönetimler ve onların değişmesini istemeyen Batılı ve Doğulu destekçileri.

Libya’da, Suriye’de ve Irak’ta son 5 yıldır ölen sivillerin sayısı, başka bir ülkeye geçmeye çalışırken hayatını kaybedenlerin çok üstünde. Suriye’deki can kaybı 300 bini geçti.  Son beş yıl içinde Irak’ta meydana gelen olaylarda en az 50.000 kişi hayatını kaybetti. Sadece son iki yılda Libya’daki çatışmalarda ölenlerin sayısı ise 5000’e yaklaşıyor. Bu korkunç tabloya Yemen, Lübnan, Filistin, Afganistan, Pakistan vb ülkelerdeki durum da dahil edildiğinde görülüyor ki, Aylan Kurdi sadece iltica etmek isterken yok olan aileleri değil, bulundukları ülkelerde çatışan taraflar tarafından söndürülen ocakları da simgeliyor.

Vicdanı sızlayan ve yeni Aylan fotoğrafları görmek istemeyenler şayet “artık yeter!” diye haykırmaya başlamışlarsa, meselenin salt göçmen hadisesinden ibaret olmadığını da görmenin zamanı gelmiş demektir.

Birleşmiş Milletler 70. dönem çalışmalarına 15 Eylül’de New York’ta başlayacak. Birçok dünya liderinin kürsüye çıkacağı toplantılarda yapılacak konuşmalarda ister istemez “mülteci dramından” da söz edilecek. Hiçbir dünya lideri Aylan’ın fotoğrafında simgeleşen bu vahim tabloyu es geçme cesaretini kendisinde bulamayacak. Ama acaba kaçı somut öneriler getirebilecek? Kaçı laf kalabalığının ötesine geçebilecek? Kaçı “strateji”, “jeopolitk”, “enerji”, “güç dengesi”, “ekonomik çıkar”, “güvenlik öncelikleri” gibi kavramların arasına hapsetmeden, bugün 50 milyon insanın karşı karşıya kaldığı hayatta kalma mücadelesini, sırf insani değerler ve insan olmanın hepimize yüklediği sorumluluklar üzerinden BM gündeminin tam da merkezine taşıyabilecek?

Yıllardır Birleşmiş Milletlerin reforme edilmesinden, kuruluş amaçlarına uygun şekilde yeniden yapılandırılması gereğinden söz edip duruyoruz. BM’nin 70. Genel Kurul toplantısında yapacakları konuşmalarda hiç olmazsa birkaç lider sadece ama başka hiçbir şeyden bahsetmeden sadece insanlık değerlerinden söz etse. Keşke bu yeni bir başlangıç olsa. Aylan’ların sayısı daha fazla artmadan, BM kürsüsünden yükselecek “artık yeter” cümleleri dünyanın tüm başkentlerinde yankı bulabilse.

Keşke Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapacakları konuşmaları hazırlarken, liderlerden hiç olmazsa birkaçı, Antlaşma’nın giriş kısmında yer alan şu satırları okuma zahmetine katlansalar:

“Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir  insan  ömrü içinde iki kez insanlığa  tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin haysiyet ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye,  adaletin  korunması  ve  antlaşmadan doğan yükümlülüklere  saygı gösterilmesi için gerekli  şartları oluşturmaya ve  daha  geniş  bir özgürlük içinde  daha iyi yaşama şartları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya (…) istekli olarak bu amaçları gerçekleştirmek için çaba harcamaya karar verdik.”

Pin It on Pinterest