Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Yeniden seçime giderken dış politika (16.08.2015) Türkiye Gazetesi

Hükümetin kurulması için Anayasa tarafından öngörülen 45 günlük süre 23 Ağustos’ta dolacak. Bugünden itibaren kalan bir hafta içinde kalıcı bir hükümet kurulmasını kimse beklemiyor. Önümüzde iki alternatif var. Ya Milliyetçi Hareket Partisi’nin dışarıdan desteğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından bir azınlık hükümeti, ya da TBMM’de temsil edilen tüm partilerin yer aldığı bir seçim hükümeti kurulacak. İkincisi daha zayıf ihtimal. Hangisi olursa olsun sonuç aynı kapıya çıkıyor: Yeniden genel seçime gidiyoruz.

Türkiye’nin dış politikası açısından bakıldığında, 16 Ağustos’taki tablo, genel seçimin yapıldığı 7 Haziran’dakinden çok farklı. Önümüzdeki genel seçimin yapıldığı esnadaki tablo da, bugünkünden farklı olacak. Genel hatlarıyla bakıldığında, dış politika açısından son 10 yılın en sancılı döneminden geçmekte olduğumuz aşikâr.

Türk dış politikası gündeminde her zaman en üst sıralarda yer alan üç konudaki son duruma bakalım.

7 Haziran’daki seçime giderken Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler iyice gerginleşmişti. Washington yönetimi, IŞİD’le mücadelede yeterli ölçüde aktif olmadığını iddia ettiği Türkiye’yi çeşitli düzeylerde eleştirmekteydi. Batı basını Türkiye karşıtı haber ve karikatürlerle doluydu. Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakat uyarınca İncirlik Üssü’nün IŞİD’e karşı kullanılmaya başlanmasıyla, söz konusu eleştiriler yerini övgüye bıraktı. Dahası ABD, Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü terörle mücadele operasyonlarının da haklı ve meşru gerekçelere dayandığını dile getirir oldu.

Hal böyle olmakla birlikte, iki ülkenin Suriye politikasında var olan derin görüş ayrılıkları devam ediyor. Türkiye’nin kurulmasını çok arzu ettiği “güvenli bölge” konusunda ABD bugüne kadar net bir tavır ortaya koymadı. Koalisyon uçaklarının, IŞİD’in yanı sıra, Esad’la mücadele eden Suriye muhaliflerini de hedef alması Ankara’yı rahatsız ediyor. Ama Ankara’daki en büyük tedirginlik, Washington’ın PYD ile ne yapmak istediğinin henüz anlaşılamamış olmasından kaynaklanıyor. PYD’nin Suriye’nin kuzeyine tek başına hakim olmasını istemeyen Türkiye ile IŞİD’in yok edilmesi sürecinde PYD’den azami fayda sağlamak isteyen ABD arasında önümüzdeki genel seçime kadar yeni görüş anlaşmazlıklarının olması mukadder gözüküyor…

İkinci önemli gündem başlığı olan Avrupa Birliği’yle ilişkiler konusunda kelimenin tam anlamıyla yaprak kımıldamıyor. Sadece 2 ay sonra 3 Ekim’de, 2005’te başlayan müzakere sürecinin “ilk on yılı” dolmuş olacak. Müzakerelere konu olan 35 fasıldan bugüne 14 tanesi açılabildi. Kapanan fasıl sayısı ise sadece bir. Kıbrıs meselesine bağlı olarak dondurulmuş olan 8 faslın açılmasına ilişkin hiçbir çalışma yok. Anayasa gereği 1 Ekim’de toplanacak olan TBMM, genel seçim için muhtemelen derhal tatile gireceğinden, Ankara Anlaşması’na ek protokolün onaylanması konusu yine parlamento gündemine giremeyecek.

Diğer yandan, Aralık 2013’te AB ile Türkiye arasında imzalanan geri kabul ve vize muafiyeti protokollerinin işletilebilmesi için öngörülmüş olan üç yıllık sürenin de ortasına gelindi. İmzalandığı dönemde yetkili ağızlarca ifade edildiği gibi Türk vatandaşlarına AB üyeleri tarafından vize uygulanmasına 2017’de son verilmesi ihtimali her geçen gün azalıyor.

Her gün yüzlerce mültecinin, kıyılarımızdan bindikleri teknelerle Yunan adalarına geçişlerini televizyonlar neredeyse canlı yayınlamaya başladılar. AB ile yapılan geri kabul protokolü, Türkiye topraklarından AB’ye geçenlerin, Türkiye’ye geri yollanabilmesini, Türkiye’nin de bunları ülkeye kabul etmesini düzenlemiş durumda. Türkiye bunun gereğini yerine getirmezse, vize muafiyeti de gerçekleşmeyecek. Müzakere sürecindeki tıkanıklıktan bağımsız olarak, önümüzdeki dönemde AB’yle bir de bu mültecilerden kaynaklanan sorunları yaşayacağız.

Dış politikanın değişmez maddelerinden biri de komşularla ilişkiler. 7 Haziran’dan bugüne Türkiye’nin iki komşusuyla ilişkilerinde yeni gerginlikler ortaya çıkmaya başladı. Gelişmiş ülkelerle imzaladığı nükleer anlaşmadan sonra birdenbire Batı sermayesinin gözde pazarlarından biri haline gelmeye başlayan İran, Orta Doğu’da artık daha öz güvenle hareket ediyor. Tahran’ın Suriye’deki manevraları Ankara’da rahatsızlığa sebep oluyor. Irak’ta hem Bağdat hem de Erbil yönetimleri, terörle mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu ülkede yürüttüğü operasyonlara karşı çıkıyorlar. Yeni bir seçime giderken, Ankara-Bağdat ve Ankara-Erbil hatlarında başka krizler yaşanması ihtimal dışı değil…

Yeniden seçime giderken, siyasi partiler ekonomi, terörle mücadele, kimlik siyaseti, devletin idare şekli gibi konulara ağırlık verecekler. Türkiye için hayati önem taşıyan dış politika alanlarında, rutinin gerektirdiği ölçünün dışında maalesef herhangi bir adım atılamayacak. Dış politikada sağlıklı kararların alınmasına ve uygulanmasına en fazla ihtiyaç duyulan bir dönemde en az dört ay daha içimize kapanacağız. Umarım bu içe kapanma dört ayla sınırlı kalır.

Pin It on Pinterest