Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Bir terör örgütünün anatomisi (09.08.2015) Türkiye Gazetesi

Suriye’den Irak’a uzanan bir alanı denetim altına almaya çalışan Irak-Şam İslam Devleti adlı örgüt, son 20 yılda Ortadoğu’da yaşanan sürekli değişim ve dönüşüm sürecinin ürünü olan, post-modern bir terör örgütü olarak ortaya çıkmıştır.

Kuruluş tarihinden itibaren defalarca isim değiştiren örgütün, Arapça dışındaki dillerdeki karşılığı da değişmiş ve değişmeye devam etmektedir. Türkçede IŞİD, İD, DAİŞ, DEAŞ gibi kısaltmalar örgüt için kullanılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı bir genelgeyle kendi personelinden Türkçe yazışmalarında bundan böyle DEAŞ (Devlet’ül Irak ve’ş Şam) kısaltmasını kullanmalarını istemiştir. Türkiye’de resmî makamlar, içinde “İslam” kelimesi geçen IŞİD kısaltmasını kullanmaktan bilhassa imtina etmektedirler. Farklı kişi, kurum, kuruluş ve medya organlarının aynı örgüt için farklı kısaltmalar kullanması sebebiyle bir süre için kamuoyunda bir kavram karmaşası yaşanmış olsa da, bugün itibariyle bu kısaltmalardan hangisi kullanılırsa kullanılsın, kast edilenin hangi örgüt olduğuna ilişkin bir algı sıkıntısı kaldığı söylenemez.

İlginçtir ki, daha önce PKK terör örgütünün adını “pekaka” ve “pekeke” şeklinde telaffuz edenlerin, farklı kamplarda olduklarının algılanmasına benzer biçimde, şimdi de Irak-Şam İslam Devleti örgütünün kısaltmasını nasıl söylediğinize bakılarak hakkınızda çeşitli kanaatler oluşabilmektedir. Bir kanlı terör örgütünün destekçisi olup olmadığınızın, örgütün ismini nasıl telaffuz ettiğinizle bir ilgisi olmadığı açıktır.

Herhangi bir internet kaynağından ulaşılabilecek olan, örgütün kuruluşu ve gelişimiyle ilgili ansiklopedik bilgileri o kaynaklara havale edip, bu yapılanmanın öne çıkan dört temel özelliği üzerinde duralım.

Birincisi, Irak-Şam İslam Devleti bir terör örgütüdür ama “sadece” bir terör örgütü değildir. Örgüt, siyasal amacına ulaşmak için insanlarda korkuya yol açacak şiddeti bir araç olarak yoğun şekilde kullanmaktadır. Terör örgütlerinin kullandığı başta bombalama, adam kaçırma, gasp ve yasa dışı yollardan mali kaynak elde etme olmak üzere, neredeyse tüm eylem türlerini bu örgütte görmek mümkündür. Fakat, örgüt aynı zamanda 2003’ten sonra Irak’ta ortaya çıkan ve Arap devrimleriyle birlikte Suriye’ye taşan yeni yapının ürünü olarak, kendine has özellikler taşımaktadır. Örgütün altyapısını Saddam sonrası Irak yönetiminin ve Suriye Baası’nın ötekileştirdiği Sünni Arap aşiretleri oluşturmaktadır. Silahlı eylemler gerçekleştiren bu gruplar, kendilerine bir egemenlik alanı açabilmek için Sünni ve/veya Arap olmayan unsurlarla da mücadele halindedirler.

İkincisi, örgütün militanlarının çoğu bölgede yaşayan insanlardır. Arap ülkelerinden, Kafkasya, Avrupa, Doğu Asya hatta Avustralya ve Amerika’dan 15.000-20.000 kişinin “cihat yapacakları” yalanıyla örgüte devşirildikleri doğru olmakla birlikte, örgüt içindeki yabancı militan sayısı %20’nin üzerinde değildir.

Üçüncüsü, örgütün başlıca hedefi hiçbir zaman Esad rejimi olmamıştır. Esad bugünlerde, örgüte karşı askerî operasyonlar yürüterek, uluslararası koalisyonun bir parçası olduğu görüntüsünü vermeye ve meşruiyet sağlamaya çalışsa da, aslında taraflar uzun süre birbirlerini hedef almamaya gayret göstermişlerdir. Örgüt Esad birliklerinden ziyade yeni Irak ordusu, Özgür Suriye ordusu ve Suriye’deki PYD örgütüyle çatışma halindedir.

Dördüncüsü, örgüt evvelce El Kaide’nin yaptığı gibi daha geniş bir coğrafi alanda “markalaşma” çabası içindedir. Her geçen gün, Tunus’tan Yemen’e, Özbekistan’dan Libya’ya kadar Müslümanların yaşadığı birçok ülkede örgüte bağlılıklarını bildiren, sözde “hilafet” makamına biat ettiğini ilan eden irili ufaklı yapılar ortaya çıkmaktadır. Tabiri caizse, bu küçük örgütler Irak-Şam İslam Devleti’nden bayilik almaktadırlar. Bu durum, örgütle mücadelenin sadece Suriye ve Irak ekseninde sürdürülmesinin mümkün olmadığını da göstermektedir.

Terör örgütleriyle mücadelede başarılı olunabilmesi için ilk şart, “tüm terör örgütlerinin birbirine benzediği” yanılgısından sıyrılmaktır. Irak-Şam İslam Devleti kendine özgü nitelikleri olan bir terör örgütüdür. Mücadele edilecek yapının detaylı bir analizinin yapılması icap eder. Siyasi, diplomatik, askerî, istihbari, sosyal ve ekonomik tedbirlerin birbiriyle koordine edilerek alınması şarttır.

“Def-i mefasid, celb-i menafiden evladır” ilkesi gereğince, örgütün Türkiye’ye daha fazla zararının dokunmasının önlenmesi, Suriye’nin geleceğinin ne olacağından daha önemlidir. Diğer yandan, Suriye ve Irak için uygulanabilirliği olan, uluslararası desteğe sahip, kapsamlı bir plan geliştirmeden de, arızi bir takım operasyonlarla istenilen hedefe varılması güçtür. Sivrisineklerin tek tek avlanmasıyla sıtmanın yok edilemeyeceğini, bataklığın mutlaka kurutulması gerektiğini hepimiz biliyoruz…

Pin It on Pinterest