Prof. Dr. Çağrı ERHAN

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER 70 YAŞINDA (28.06.2015) Türkiye Gazetesi

Dünyada bugüne kadarki en geniş katılımlı uluslararası teşkilat olan Birleşmiş Milletler (BM) 25 Haziran 1945’te San Fransisco’da düzenlenen bir konferansla kuruldu. Geçen hafta 70. yaşına basan BM’nin başarılı olup olmadığı son 20 yıldır sürekli tartışılıyor.

Teşkilatın kuruluş antlaşmasının dibacesinde de ifade edildiği gibi, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki büyük dünya savaşının ardından, insanlığın bir daha böyle büyük acılara tanıklık etmemesi temel gayesiyle oluşturulan BM, 70 yıl boyunca ‘uluslararası barış ve güvenlik’ kavramlarıyla birlikte anıldı. Ama bu anılma çoğu zaman, teşkilatın barış ve güvenliği temin eden değil, aksine saldırganlığı, silahlı çatışmaları, iç savaşları, soykırımları, etnik temizlikleri ve kuruluş antlaşmasında açıkça yasaklanan çok sayıda eylemi durduramayan yönüyle dile getirildi.

BM hakkındaki tartışmalar iki soru etrafında yoğunlaşıyor: “Acaba, BM’nin olmadığı bir dünya bugünkünden daha mı barış dolu olurdu?” ve “BM nasıl daha etkin hâle getirilebilir?”

İlk sorunun cevabı elbette “hayır”. Kurulduğu günden bu yana BM’nin birçok savaşı ve insanlık dramını engelleyememiş olması, bu yaşananların sebebinin BM olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Olsa olsa, BM’nin bazı devletlerin uluslararası hukuk dışı hareketleri karşısında hareketsiz kalışının, etkisizliğinin, tutarsızlığının söz konusu hareketlerin daha büyük acılara sebep olmasına zemin hazırladığı değerlendirmesi yapılabilir. Şayet her şey kitaba uygun yürütülmüş olsaydı, BM varoluş amaçlarına ulaşacak şekilde işletilseydi, bugün artık kangrenleşmiş Filistin Sorunu olmazdı. Bosna’da 250 bin, Ruanda’da ve Irak’ta birer milyon insan katledilmez, yaklaşık 6.5 milyon Suriyeli mülteci durumuna düşmez, Myanmar’da, Darfur’da, Libya’da, Yemen’de, Afganistan’da süregiden acılar yaşanmazdı.

Demek ki, sorun BM’nin varlığında ya da BM’nin kuruluş antlaşmasının kifayetsizliğinde değil, bu teşkilatın işletiliş şeklindedir.

O hâlde ikinci soruya geçelim. Yıllardır sayısız bilimsel çalışmada, resmî raporda, hatta doğrudan BM Genel Kurulu kürsüsünde dile getirilmiş olmasına rağmen bu teşkilat neden daha etkili hâle getirilemiyor. Mesele sadece BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, tüm sistemi kendi işlerine geldiği gibi yönlendirmesinden, istemedikleri kararların çıkmasını engellemelerinden kaynaklanıyor olabilir mi?

İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri oldukları için BM Güvenlik Konseyi’nin sahip oldukları ayrıcalıkları kullanarak BM’yi bloke etmelerinin mevcut vahim tablonun ortaya çıkmasının en önemli sebebi olduğunu zaman zaman ben de düşündüm ve yazdım. Artık bu klişeyi terk etmenin zamanı geldi. Bugün artık görüyorum ki, yaşanmakta olan acıların tüm faturasını BM’ye kesmek ne kadar yanlışsa, 5 daimi üyeyi papağan misali mütemadiyen itham etmek de o kadar yanlıştır. Meseleyi basite indirgemektir. Çok daha kötü bir tabloyu görmezden gelmektir. Aynaya bakmamaktır. Başını kuma gömmektir.

Bu beş daimi ülke dışındaki büyük güçlere bir bakın. Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olan Japonya mı Suriye’de barış için öncülük ediyor? Dünyadaki her 7 insandan birinin yaşadığı Hindistan mı Arakan Müslümanlarının muhatap olduğu zulmü durdurmaya çalışıyor? AB’nin lokomotifi Almanya mı Avrupa’nın göbeğinde bir medeniyetler çatışması çıkmaması için çalışıyor? G-20 üyeleri Brezilya, Suudi Arabistan ve Güney Afrika mı el ele vererek silahlanmaya karşı bir küresel kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar? Bir diğer G-20 üyesi İtalya mı, Akdeniz’de ölüm kalım mücadelesi veren binlerce mülteciyi kurtarmak için operasyon üzerine operasyon yapıyor? Adlarını saydığım bu ülkelerin hiçbiri Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi değil. Ama onlar da en az o beş üye kadar çıkar ve fayda saikleriyle hareket ediyorlar.

Peki, büyük güçler böyle de, orta ve küçük ölçekli devletler farklı mı? Sanki, kendileri zorluklara, saldırılara, baskılara maruz kalmadıkları zamanlarda da, BM’nin daha etkili ve adil bir teşkilat olması için çaba gösteren birçok devlet varmış gibi bir zanna kapılmak ne kadar yanlış. Yok öyle bir şey! Canı yanana kadar neredeyse hiçbir devletin umurunda olmayan bir kuruma dönüşmüş BM…

Gerçekten barışın ve huzurun hakim olduğu bir dünya düzeni arzu ediliyorsa, dünya devletlerinin çok büyük bir bölümü, BM’ye çekidüzen vermeye teşebbüs etmeden evvel kendilerine çekidüzen vermeliler. Herkes kendi evinin önünü süpürsün ki, mahalle tertemiz olsun…

Pin It on Pinterest