Prof. Dr. Çağrı ERHAN

ORTA DOĞU’YU BU HÂLE KİM GETİRDİ? (31.05.2015) Türkiye Gazetesi

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter IŞİD’in Ramadi’yi ele geçirmesinden sonra, “Irak ordusu savaşma iradesi göstermedi” dedi. Bu kısacık ifade aslında o kadar büyük bir tepkiyi hak ediyor ki!

Sormak lazım dünyanın hiper gücü ABD’nin başkentindeki yetkililere, “Siz Irak’ı işgal etmeden önce IŞİD mi vardı?” diye.

Büyük devlet olmak, kendi sebep olduklarınızı kimseye sorgulatmadan, sanki kabahatli olan hep başkasıymış gibi davranmayı mı gerektirir? Orta Doğu’nun bu hâle gelmesinde özellikle 2000-2008 yılları arasındaki George W. Bush döneminde izlenen siyasetin etkisini göz ardı ederek yapılacak değerlendirmelerin anlamsızlığı ortada. Barack Obama’nın Irak siyaseti de bugünkü tablonun ortaya çıkmasının sebeplerinden biri.

Obama’nın bakanı Irak ordusunun “iradesizliğinden” söz ediyor. Bir diğer yetkili, “savaşmayı bilmiyorlar” diyor. Irak askerlerinin “korkak” olduğunu düşünen ABD’li komutanlardan bazıları, isimlerinin açıklanmasını istemeden, ABD basınına demeçler veriyor. Ama Washington’da bir Allah’ın kulu da çıkıp Orta Doğu’yu cehenneme çeviren gelişmelerin asli sebeplerini mercek altına yatırmıyor. “Ortada Irak mı kaldı? Iraklılık diye bir birleştirici unsur neden yok?” sorularını kimse cevaplamaya yanaşmıyor?

Varsa yoksa, bölgenin radikal akımların barınması için müsait oluşu, demokratik tecrübenin olmayışı, etnik ve dinsel hoşgörü eksikliği, devlet otoritesinin çöküşü, başarısız hükümetler, ekonomik geri kalmışlık, aşiret yapısı, cehalet, şiddet sarmalı vs. Hepsine eyvallah. Ama iki unsur daha var ki, tüm bu sıralanan sebeplerin de kökeninde onlar yatıyor.

1. Bölge dışı aktörlerin sürekli müdahalesi.

2. İsrail’in hukuk dışı davranışlarına göz yumulması.
Bölgeye verilen Orta Doğu isminin nasıl ortaya çıktığından başlayarak dış aktörlerin bu bölgeyle ilişkilerinin detaylarını sorguladığınızda görürsünüz ki, bilhassa Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki dış müdahaleler olmasaydı, bugün bambaşka bir Orta Doğu ile karşı karşıya olurduk.

Bölgedeki temel sorunların hemen hepsinde söz konusu dış müdahalelerin izi görülür. Sınır anlaşmazlıklarından söz ederken, bölgedeki sınırların büyük bölümünün İngiltere ve Fransa tarafından cetvelle çizildiğini unutamayız. Orta Doğu’da demokrasinin olmayışı burada yaşayan halkların “beceriksizliğinden” mi kaynaklanıyor? Ne ilgisi var? Bölge dışı aktörler, kendi çıkarlarına hizmet eden diktatörlükleri, tek parti yönetimlerini ve monarşileri desteklememiş olsalardı, bugüne kadar bazı ülkelerdeki demokratik teşebbüslerin kurumsallaşması yolunda pekâlâ mesafe katedilebilirdi. Yabancı gözlemcilerin tümü tarafından “adil ve düzgün” olarak nitelendirilen 2006 yılındaki Filistin Parlamento Seçimi’nin sonucu ABD ve AB tarafından tanınmış olsaydı muhtemelen bugün çok farklı bir Filistin-İsrail barış süreci manzarası olacaktı. Mısır darbesine destek verilmemiş olsaydı, bölgedeki demokrasi yanlısı unsurlar bu kadar ümitsizliğe kapılmayacaklardı. Orta Doğu’yu “böl ve yönet” zihniyetiyle ellerinde tutmak isteyenler etnik ve dinsel farklılıkları bu denli körüklemeselerdi, radikalizm bugünkü boyutlarına ulaşamayacaktı.

Diğer taraftan, İsrail’in kuruluşundan bugüne yaşanan, saymakla bitmeyecek kadar çok hukuk dışılık da, başka hukuk dışılıkları ve haksızlıkları tetikliyor. 1948’den bu yana anayurtlarından çıkarılarak mülteci durumuna düşürülen Filistinlilerin sayısı bugün 5 milyondan fazla. Çoğu başka ülkelerde en temel medeni haklardan mahrum olarak yaşıyor. İsrail’in evvela işgal ettiği ardından da ilhak ettiğini açıkladığı toprakların, uluslararası hukuka aykırı olarak Yahudi yerleşimcilere açılması devam ediyor. Uluslararası barışı, güvenliği ve insan onurunu korumak için kurulmuş olan Birleşmiş Milletler eli kolu bağlı seyrediyor.

Dış aktörlerin desteği olmasaydı İsrail 48 yıldır işgal altında tuttuğu topraklardan çekilmemeyi nasıl becerebilirdi? Adil sınırlara sahip bağımsız bir Filistin Devleti’nin varlığı, bugün ortaya çıkan birçok aşırılığın kendileri için uydurduğu meşruiyet dairesini de ortadan kaldırmaz mıydı?
Bölge dışı aktörlerin liderleri, devlet yetkilileri ve kanaat önderleri on yıllardır sistematik biçimde tahrip edilen Orta Doğu’nun ürettiği olumsuzlukların sorumluluğunu bölge insanlarına yükleme kolaycılığından vazgeçmelidirler. ABD Savunma Bakanı Carter’in talihsiz ve yersiz açıklamasına benzer açıklamaların tekrar edilmesi mevcut sorunların çözümüne hiçbir katkı sağlamaz…

Pin It on Pinterest