Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Mısır ve İsrail’le normalleşme olur mu? (26.04.2015) Türkiye Gazetesi

İsrail’in Mavi Marmara saldırısının üzerinden yaklaşık 5 yıl, Mısır’da Mursi’ye karşı yapılan darbenin üzerinden ise yaklaşık 21 ay geçti. Söz konusu olaylardan bu yana Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişkileri bulunmuyor. Ankara’nın Kahire ve Tel Aviv’le ilişkileri zaman zaman karşılıklı olarak yapılan açıklamalarla gerginleşebiliyor.
Her ne kadar farklı sebeplerle yıpranmış olsalar da, Türkiye’nin Mısır’la ve İsrail’le ilişkilerinde şayet normalleşme süreçleri yaşanacaksa, bunların birbirlerine paralel cereyan edeceği kanaatindeyim. Türkiye ya bugüne kadarki beklentilerinde ısrarcı olacak ve bu iki ülkenin bunları karşılamamaları halinde mevcut durumu değiştirmek için bir adım atmayacak, ya da son 5 yıl içinde Orta Doğu jeopolitiğinde meydana gelen devasa değişimleri göz önünde bulundurarak, bu ülkelere yaklaşımında konsolidasyona gidecek.
Türkiye’nin Abdülfettah Sisi yönetiminden temel talebi, başta seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi olmak üzere siyasi sebeplerle tutuklanmış veya mahkûm edilmiş olan Müslüman Kardeşler üyelerinin serbest bırakılmaları. Sisi yönetimi şu an için böyle bir adım atacak gibi gözükmüyor. Aksine, geride bıraktığımız hafta yaşananların gösterdiği gibi neredeyse her gün daha fazla siyasi tutuklu uydurma gerekçelerle mahkûm edilmeye devam ediyor.
Fakat bir şeyi gözden kaçırmamamız gerekir, Temmuz 2013 darbesinden bu yana, sadece Mısır’da değil, neredeyse Arap dünyasının tamamında Müslüman Kardeşler’in gayrimeşru ilan edilmesi için sistematik bir gayret yürütülüyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Bahreyn Müslüman Kardeşler hareketiyle ilişkili her türlü oluşumu terör örgütleri listesine almış durumdalar. Hareketin son derece etkili olduğu bir diğer bölge ülkesi olan Ürdün’de ise, istihbarat teşkilatının etkili manevralarıyla Müslüman Kardeşler önce bölündü, ardından da diğer ülkelerdeki -bilhassa Mısır’daki- “kardeş” oluşumlarla ilişkisi tamamen kesildi. Türkiye gibi, Müslüman Kardeşler’i meşru bir siyasi hareket olarak değerlendiren Katar bile, Suudilerin baskılarına daha fazla dayanamayarak mevcut Mısır yönetimiyle bir yakınlaşma içine girdi. Yemen harekâtı sırasında Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle Mısır arasındaki iş birliği daha da perçinlendi.
Bu tablo ortadayken, Türkiye’nin Mısır’la soğuk ilişkilerini devam ettirmesinin, Müslüman Kardeşler hareketinin sadece siyasi mülahazalarla hapishanelerde süründürülen üyelerinin durumunun düzelmesine herhangi bir katkısının olup olmayacağı gerçekçi biçimde tartışılmalıdır. Kanaatimce, Kahire’ye bir büyükelçi atanması ve ikili ilişkilerin stratejik ve ekonomik boyutlarına yeni bir istikamet kazandırılması, Ankara’nın, Mursi ve arkadaşlarının durumlarının iyileştirilmesi için daha sonuç alıcı hamleler yapabilmesinin önünü açabilir. En azından bu yönde bir teşebbüsün zemini hazırlanmış olur. Ne Arap ülkelerinin ne de Batılı güçlerin Sisi üzerinde, “insan hakları” ve “demokratikleşme” konularında bir baskı kurmaları mevzubahis olmadığına göre, Türkiye ile Mısır ilişkilerinin mevcut haliyle sürmesinin Mısır halkına herhangi bir katkısının olmasını bekleyemeyiz.
Diğer yandan Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştirmek için 5 yıl önce ileri sürdüğü 3 ön şarttan ikisi halen mevcudiyetini sürdürmekte. Başbakan Netanyahu’nun Mavi Marmara saldırısı sebebiyle evvelce Türkiye’den özür dilediği hatırlanırsa, normalleşme için İsrail’in tazminat ödemesi ve Gazze ablukasını kaldırması şartlarının karşılanması yeterli olacak. Bir süredir kesintiye uğramış olsa da, tazminat konusundaki görüşmelerde iki ülkenin hatırı sayılır bir ilerleme kaydettiklerini biliyoruz. Gazze ablukasının kaldırılması konusunda ise hiçbir emare söz konusu değil. Aksine İsrail çeşitli bahanelerle Gazze’yi bombalamayı sürdürüyor.
Türkiye Gazze ablukası konusundaki ısrarından vazgeçerek, tazminat şartının da karşılanmasından sonra İsrail’le diplomatik ilişkilerini yeniden büyükelçi seviyesine çıkartırsa, Filistin halkının izolasyonunun aşılmasında daha etkili bir rol oynayabilir mi? Bu sorunun da, bölgedeki tüm faktörler dikkate alınarak Ankara tarafından gerçekçi biçimde cevaplanması icap ediyor.
Mısır ve İsrail’le ilgili değerlendirmeleri ne olursa olsun Ankara’nın, 7 Haziran’dan sonra tüm Orta Doğu politikasını gözden geçireceği yönünde bir beklentinin akademisyenler ve bölge uzmanları arasında giderek daha fazla rağbet gördüğünü söyleyebiliriz.

Pin It on Pinterest