Prof. Dr. Çağrı ERHAN

ABD ile İsrail’in arası bozulur mu? (22.03.2015) Türkiye Gazetesi

İsrail’de yapılan erken genel seçimde Benyamin Netanyahu’nun lideri olduğu Likud partisi birinci oldu. 120 sandalyelik İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) 30 milletvekilliği kazanan Likud’un yeni hükümeti kurması bekleniyor. İsrail’de yapılan kamuoyu yoklamalarında seçimlerden bir hafta öncesine kadar birinci sırada gözüken Siyonist Birlik’in, %18’lik oy oranıyla sadece 24 milletvekili çıkartabilmesi belki de bu seçimin en büyük sürprizi. Ocak ayında güçlerini birleştirerek seçime ittifak hâlinde giren dört Arap partisinin oluşturduğu Birleşik Liste, Knesset’te 13 sandalye kazanmasına rağmen, herhangi bir koalisyon hükümeti içinde olmayacağını şimdiden açıklamış durumda.

Kurulduğu günden bu yana koalisyonlarla yönetilen İsrail’de, yeni hükümetin de ikiden fazla partinin bir araya gelmesiyle kurulmasından başka yol yok. Zira seçimi ilk iki sırada bitiren Likud ve Siyonist Birlik bir millî mutabakat hükümeti üzerinde anlaşsalar bile, ikisinin toplam milletvekili sayısı güvenoyu almaya yetmiyor. Kaldı ki, Netanyahu’nun öncelikli tercihi böyle bir koalisyon olmayabilir. İki taraf tutumlarını sonradan değiştirmezlerse, yeni Netanyahu hükümetinin en az beş partinin bir araya gelmesiyle kurulması dışında bir seçenek gözükmüyor. Daha önce Netanyahu hükümetlerinde bakanlık görevi yapan ve Kasım 2014’te kurduğu Kulanu partisiyle 10 milletvekilliği kazanan Moşe Kahlon’un her türlü koalisyon hesabında anahtar rol oynayacağı söylenebilir.

Seçime giren 25 partiden 10’unun %3.25’lik barajı geçerek Knesset’e temsilci soktuğu İsrail’de kötüleşen ekonomik duruma rağmen Netanyahu’nun nasıl böyle başarılı olduğu en popüler tartışma konusu hâline gelmiş durumda. Netanyahu’nun özellikle seçimden önceki son bir hafta içinde yaptığı Filistin devletiyle ilgili açıklamalar, milliyetçi ve aşırı dinci bazı oyların Likud’a kaymasını sağladı. ABD Başkanı Barack Obama’nın söyleminin tam karşısında durarak, “ben başbakan olduğum müddetçe Filistin devletinin kurulmasına izin vermeyeceğim” diyen Netanyahu, Obama’yla “siyasi ihtilafını” iç siyasette bir kazanca dönüştürmeyi başardı. Yine Obama’nın kendisine mesafeli davranmasına rağmen ABD Kongresi’nde -defalarca ayakta alkışlanan- bir konuşma yapan Netanyahu, İsrail sağının millî duygularını okşadı; “dünya lideri olma iddiasındaki Obama’ya haddini bildiren şerefli İsrail başbakanı” şeklinde takdir edildi.

Obama yönetiminin, Netanyahu’dan bir an önce kurtulmak istediği ve İzak Herzog ile Zipi Livni’nin liderliğindeki Siyonist Birlik’in seçimden birinci çıkmasını istediği bir sır değil. Çünkü Netanyahu hem Obama’nın göreve geldiği günden bu yana savunduğu 1967 sınırlarına çekilmiş ve bağımsız Filistin devletiyle yan yana yaşayacak İsrail formülüne hem de ABD’nin İran’la başlattığı siyasi yumuşama sürecine karşı çıkıyor. Netanyahu’nun seçmene verdiği açık sözden de anlaşılabileceği gibi, kendisi başbakanlık koltuğunda oturdukça, Obama’nın “Filistin sorununu çözen ABD başkanı” olarak tarihe geçme ihtimali ortadan kalkıyor.

Diğer yandan, Obama yönetiminin Netanyahu’yla yaşadığı ve büyük ölçüde kişiselleşen ihtilafın, ABD ile İsrail’in arasının bozulduğu şeklinde yorumlanması mümkün değil. Çünkü ABD-İsrail ittifakı, daha önceleri olmadığı gibi, bugün de kişilere bağlı değil. İsrail ABD’nin iki stratejik müttefikinden biri. Yani, İsrail ile ABD arasında, ikisinin başka hiçbir üçüncü devletle olmadığı kadar yoğun bir askerî ve ekonomik ilişki bulunmakta. İki devletin yasama organları ve kamuoyları birbirlerine kalıcı zararlar verecek bir söylem ve davranış içinde hiçbir zaman olmazlar. Ve hiçbir ABD başkanı İsrail’i uluslararası alanda ve bölgesinde zora sokabilecek bir adım atamaz. Daha doğru bir ifadeyle, ABD’nin iç siyasi mekanizmaları, öyle bir adımı hiçbir ABD Başkanı’na attırtmaz.

Dahası, Obama yönetimi iç ve dış siyasette giderek daha etkisiz hale geliyor. Kasımda yapılan seçimlerde Kongre çoğunluğunu Cumhuriyetçi Parti’ye kaptıran Obama’nın, İsrail’in en açık uluslararası hukuk ihlallerini yaptığı dönemlerde bile bu devlete desteğini zerre kadar azaltmayan Cumhuriyetçilere rağmen bir tavır takınması söz konusu bile olamaz.

Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, ABD’nin İsrail’le ilişkilerinin önümüzdeki yıllarda kalıcı biçimde bozulabileceğini iddia etmek abesle iştigalden öteye gitmez.

Pin It on Pinterest