Prof. Dr. Çağrı ERHAN

AB ülkelerindeki gençlerimizin temel sorunları (15.03.2015) Türkiye Gazetesi

“Euro-Türk”lerin yaklaşık yarısı bulundukları ülkelerin vatandaşlığına geçmiş durumdalar. Yani  Almanya tabiiyetine geçmiş olan bir Türkiye kökenli insan hem Almanya yasalarının hem de AB müktesebatının vermiş olduğu tüm haklardan yararlanma imkanına -teorik olarak- sahip oluyor. Fakat uygulamaya bakarsak durum hiç de iç açıcı değil. Bilhassa gençlerimizin yaşadıkları AB ülkelerinde karşı karşıya kaldıkları sorunlar, bulundukları ülkelerin kendi gençlerinin sorunlarından çok daha derin. Yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmiş olsalar, doğma büyüme oralı olsalar, hatta hayatları boyunca Türkiye’ye adım dahi atmamış olsalar da, durum değişmiyor.Türkiye Avrupa Birliği’ne 1999’dan bu yana aday. Son 10 yıldır da fiilen katılım müzakereleri yürütüyor. AB ülkelerindeki vatandaşlarımızın varlığı ise çok daha eski tarihlere dayanıyor. 1960’ların başından itibaren Türkiye’nin dört bir yanından vatandaşlarımız başta Almanya olmak üzere, bugün AB üyesi olan ülkelere çalışmak üzere gittiler. Artık üçüncü ve dördüncü kuşak Türkiye kökenlilerden söz ediyoruz. Sadece Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin sayısı 2.5 milyonu geçiyor. Diğer AB ülkelerindekilerle birlikte 3-3.5 milyon civarında “Euro-Türk”ten söz etmek mümkün.

Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde 11 Mart’ta düzenlenen bir konferansta AB ülkelerinde yaşayan gençlerimizin sorunları ve çözüm önerileri tartışıldı. Toplantıya AB ülkelerindeki en kapsamlı vatandaş kuruluşlarımızdan olan Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği (DİTİB), Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD), Avrupa Milli Görüş Teşkilatı, Avrupa Türk-İslam Birliği (ATİB), TD Platformu ve Türk Veliler Birliği’nin temsilcilerinin yanı sıra Gençlik ve Spor Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, SETA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı yetkilileri katıldı. Tüm konuşmacıların altını çizdiği hususlardan biri, gençlerimizin eğitim ve istihdam alanlarındaki sorunlarına acil çözüm bulunabilmesi için daha yoğun ve çözüm odaklı çalışmalar yapılmasının gerekliliğiydi.

AB ülkelerinde özellikle son 15 yıldır tırmanışa geçen İslam karşıtı ve yabancı düşmanı hareketler vatandaşlarımızı doğrudan hedef almaya devam ediyor. Söz konusu hareketleri yasa dışı bulan ve desteklemeyen siyasal kesimler bile İslam karşıtı dalgadan etkilenmiş görünüyorlar. Bu durum, bazı ülkelerdeki ekonomik krizin doğurduğu çeşitli problemlerle bir araya geldiğinde, birçok alanda Türkiye kökenli gençlere sosyal ayrımcılık uygulanıyor. Hiçbir yasal altyapıya oturmasa da, neredeyse hâkim kültürün bir parçası hâline gelmiş bu türden ayrımcılıklar, bırakın Almanların çok sevdiği tabirlerle “uyum” ya da “entegrasyonu”, tam aksi bir sonuca yol açarak, ötekileştirmeleri ve dışlanmışlıkları besliyor.

Diğer yandan, Euro-Türklerin de ihmalleri var. Maalesef, vatandaşlarımızın çok azı çocuklarının eğitimine gerekli önemi veriyor. Üzerinde uzun yıllardır yaşamalarına rağmen, bulundukları ülkenin eğitim sistemi hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmayan, hangi liselerden üniversiteye devam edilebileceğini, hangilerinden meslek sahibi olunabileceğini bilmeyen Türkiye kökenlilerin çocuklarının iyi hazırlanmış rehberlik ve danışmanlık programlarına alınmaya ihtiyaçları var. Yine maalesef, Türkiye’nin AB ülkelerinde görevlendirdiği az sayıda eğitim müşaviri çok dar bir kesimin ihtiyaçlarına cevap verebiliyor.

İyi eğitim alamayan gençlerimiz ister istemez ya istemedikleri işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar, ya da hiç iş bulamıyorlar. 18-25 yaş grubundaki Almanlar arasındaki işsizlik oranı %9 iken, bu oran Türkiye kökenlilerde %19’a çıkıyor. Üniversite mezunu Almanların sadece %2.5’i iş bulamamışken, üniversite mezunu Türklerin %13.5’i işsiz. Suça karışma veya suça itilme oranları açısından da vahim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Başlıca problemlerden biri de Türkçe konusunda yaşanıyor. 3. ve 4. kuşak gençlerimiz bulundukları ülkenin dilini anne ve babalarından çok daha iyi konuşuyorlar. Ama Türkçeden giderek uzaklaşıyorlar. Neredeyse tüm evlerden izlenebilen Türk televizyon kanallarının varlığına rağmen, Türkçe gençler arasında giderek unutuluyor. Korkarım, bir sonraki kuşakta çok az sayıda insan anadilini konuşabilecek…

Konuyu deştikçe, problemin büyüklüğü çok daha net biçimde ortaya çıkıyor. Türkiye’deki tüm ilgili kurumların, hiçbir ayrım gözetmeksizin, AB ülkelerindeki vatandaş kuruluşları ve ilgili ülkelerin yetkili birimleriyle iş birliği hâlinde sistematik bir çözüm süreci başlatmasının zamanı geldi de geçiyor…AB ülkelerindeki gençlerimizin temel sorunları

Pin It on Pinterest