Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Kırım’ın üstüne soğuk su içmek (22.02.2015) Türkiye Gazetesi

Rusya yanlısı ayrılıkçılarla Ukrayna silahlı kuvvetleri arasında 15 Şubat’ta yürürlüğe giren ateşkes bir haftada defalarca ihlâl edildi. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı  François Hollande’ın devreye girmesiyle, uzun müzakereler sonucunda ulaşılan suskunluğun kalıcı olacağı başından şüpheliydi. Küçük kasabaların, orta büyüklükteki kentlerin kimin kontrolünde olduğu gibi esasen detay sayılabilecek konuları bir kenara bırakıp da, sorulması gereken asıl soruyu cevaplamaya çalışırken, çatışmaların yeniden başlamasının neden kaçınılmaz olduğunu da belki anlarız. Soru net: Kırım kimde kalacak?
Bu satırlar kaleme alınırken, uluslararası haber ajansları ABD yönetiminin Minsk’te sağlanan ateşkesin ihlâl edilmesinden “derin rahatsızlık” duyduğunu vurgulayan haberleri servis etmekteler. “Ukrayna’nın doğusundaki Luhansk ve Donetsk arasında kritik bir konumda olan Debaltseve çevresinde taraflar arasında çatışma yaşandığı ve Ukrayna askerlerinin burayı terk etmek zorunda kaldıkları” belirtiliyor.

Acaba, büyük resmi görmememiz için mi bu türden “eften, püften” haberler öne çıkartılıyor?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, birkaç hafta önce  ABD Başkanı Barak Obama’nın küçük düşürücü cümlelerine muhatap olmuştu. “Sen nasıl istihbaratçısın?” diye sormuştu Obama; “Uluslararası hukuku böyle ihlal ederken, yaptıklarına tepki gösterilmeyeceğini mi düşündün?” Obama’nın kastettiği, Ukrayna gelişmeleri dolayısıyla Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımlar, petrol fiyatlarının yönlendirilmiş biçimde hızla düşmesi ve Rus ekonomisinin ağır bir darbe yemesiydi. Hele Putin Minsk’teki ateşkes görüşmelerine katılacağını açıklayınca, uluslararası stratejistler korosu -ki bunlar genellikle birbirlerinden duyduklarını seslendirmeyi pek severler- yaptırımların işe yaradığını ve Putin’in diz çöktüğünü dile getirmeye başladılar. Söz konusu yorumlara göre, “ekonomik çöküntünün eşiğine gelen Rusya, Batı’nın ateşkes taleplerine olumlu cevap vermek zorunda” kalmıştı. “Batı yanlısı Ukrayna hükümetine verilen destek güçlü biçimde gösterilmiş, ABD-AB ittifakı ‘güven’  tazelemişti.”

Bu gibi yorumlara gülümsememek elde değil. Sanki Rusya Ukrayna topraklarından tamamen çıkartılmış ve Putin, Rus ordusunun ve Rusya yanlısı milislerin bugüne kadar verdiği zararları tazmin etmeyi kabul etmiş gibi davranmanın anlamı yok. O zaman hayatî soruyu tekrar soralım: Kırım kimde kalacak? Ve ekleyelim: Putin, Obama’nın sandığı kadar gafil mi?
Krizin başladığı 21 Kasım 2013’ten bu yana olup bitenleri hatırlarsak, haritadaki yerini bile bulamayacağımız Doğu Ukrayna’daki “bilmem ne” kasabasının, şunların veya bunların elinde olmasından çok daha büyük bir gerçekle yüz yüze olduğumuzu da görürüz. Rusya yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in, ülkedeki Batı destekli protestolara daha fazla dayanamayıp Moskova’ya kaçtığı 23 Şubat 2014 tarihinden sadece 4 gün sonra Kırım Özerk Yönetimi Meclis binası Rusya yanlıları tarafından ele geçirilmişti. 16 Mart’ta bir referandum yapan ayrılıkçılar Rusya’ya katılma kararı aldılar. 18 Mart’ta da Rusya Kırım’ı ilhak ettiğini açıkladı. Moskova, Kırım’ın kendisine ait olduğu iddiasından bugün itibariyle vazgeçmiş değil. Rusya Devlet Başkanlığı’nın “kremlin.ru” adresli internet sitesine girecek olursanız, sayfanın en altındaki Rusya haritasının sol alt köşesinde “Kırım Cumhuriyeti”nin de Rusya Federasyonu toprağı olarak yer aldığını görürsünüz. Hatta vaktiniz varsa, bilgisayarınızın imlecini söz konusu bölgenin üzerine getirip, haritaya en son eklenen “Rusya toprağında” ne gibi siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel faaliyetler olduğu hakkında da bilgi sahibi olabilirsiniz.
Hangi açıdan bakarsak bakalım sonuç değişmiyor. Kırım’ın Rusya’ya iltihakının veya Rusya’nın Kırım’ı ilhakının üzerinden tam 11 ay geçmiş.  ABD ile bazı AB ülkeleri çeşitli yöntemler kullanarak Ukrayna’nın doğusunun da Rusya tarafından “yutulmasını” engellemeye çalışadursunlar, Putin zaten kazanacağını çoktan kazanmış; 1954’te dönemin SSCB Komünist Partisi Birinci Sekreteri Nikita Kruşçev tarafından Ukrayna’ya “hediye” edilen Kırım’ı geri almış. Kendi adamı Yanukoviç’in iktidarını kaybetmesi sebebiyle tehlikeye giren Karadeniz’de güçlü bir donanma bulundurma ayrıcalığını tekrar elde etmiş. Fırsattan istifade ederek, başta Moldova’daki -sözde bağımsız- Transdinyester bölgesindekiler olmak üzere, Rusya yanlısı grupları yoğun olarak silahlandırmış. “Askerî danışman” veya “gönüllü” görüntüsü altında binlerce askerini kriz bölgelerinde sabitlemiş. Bu tablo ortadayken, Batı, Rusya’ya diz çöktürmüş oluyor, öyle mi?

Putin’in bir “istihbarat dehası olmadığının ortaya çıktığını” söyleyen Obama, Ukrayna’nın doğusundaki krizin, sırf Kırım’ın ilhakı gerçeğini uluslararası alanda unutturmak ya da “ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek” için Putin tarafından kasten tırmandırılmış olabileceği ihtimalini belli ki, hiç düşünmemiş.

Bu hikâyenin sonunda ne olacağına dair tahminde bulunmak zor ama ben yine de öngörümü sizinle paylaşacağım: Ukrayna’daki çatışma ortamı dalgalanarak bir süre daha devam eder. Rusya, Kırım’ın ilhakının Batı tarafından artık kabullenildiğine ikna olduğu an, canı istediğinde tekrar ateşlemek üzere, ayrılıkçıları yatıştırır. Ukrayna Hükümeti Rusları püskürttüğünü ilân eder. Askerî ve iktisadî gücüyle “meydan okunulması imkânsız” sanılan Batı ittifakı da, Kırım’ın üstüne bir bardak soğuk su içtiğiyle kalır…

Pin It on Pinterest