Prof. Dr. Çağrı ERHAN

İran Yemen’de 1-0 önde (25.01.2015) Türkiye Gazetesi

Bütün bu yoğun gündem maddeleri Yemen’de yaşanmakta olan ciddi krizin yeterince tartışılamamasına yol açtı. Silahlı gruplar halinde başkent San’a’da kontrolü ele geçiren Husiler, Başbakan Halid Mahfuz Bahhah’ı ve Cumhurbaşkanı Abburrabu Mansur Hadi’yi istifaya mecbur ettiler. Ensarullah olarak da bilinen, Husilerin büyük çoğunluğunun (aralarında az miktarda Hadi’den memnun olmayan Sünni gruplar da var) Şiiliğin Zeydiyye koluna mensup olmaları, ülkede yaşanmakta olan gerilimin sadece siyasi bir nitelik arz etmediğini, aynı zamanda zaten had safhada olan mezhepsel ayrışmanın geniş çaplı bir iç çatışmaya yol açabileceğini düşündürüyor.Geride bıraktığımız hafta dış politika gündemi açısından son derece yoğun geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika turu devam ederken, Somali’nin başkenti Mogadişu’da, Türk öncü heyetinin kaldığı otel yakınlarında meydana gelen bombalı intihar saldırısı gündemin en önemli maddelerindendi. Keza 2009’dan bu yana Türkiye’nin ilk kez başbakan düzeyinde temsil edildiği Davos Dünya Ekonomik Forumu, belki ele alınan konu başlıkları yüzünden değil ama katılımcıların yaptıkları temaslar açısından yine ilgi çekti. Perşembe günü Suudi Arabistan Kralı’nın hayatını kaybetmesi ve kardeşinin tahta geçmesi ise tüm dünya başkentlerinde yankı bulan şüphesiz çok önemli bir gelişmeydi.

Dünyanın en fakir ülkelerinden olan Yemen’de (Kişi Başı Milli Gelir: 2200 Dolar), ülkeyi anayasal olarak cumhurbaşkanı, esasen diktatör olarak 33 yıl boyunca yöneten Ali Abdullah Salih’in henüz Arap Baharı devam ederken 2012’de görevinden ayrılmasından sonra zayıf bir “demokratikleşme” süreci başlatılmıştı. Cumhurbaşkanlığı görevine gelen Salih’in yardımcısı Hadi, ülkeyi altı federe bölgeye ayırarak bir federasyon oluşturmayı hedeflemekteydi. 1992’de silahlı bir siyasal hareket bünyesinde örgütlenmeye başlamış olan Husiler ise, nüfusun %65’ini oluşturan Sünniler (büyük çoğunluğu Şafi, Maliki ve Hanbeli) tarafından sistematik bir ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını savunarak ve ülkedeki ekonomik durumu bahane ederek Hadi hükümetine karşı mücadelelerine hız verdiler.

Yemen’in kuzeybatısında denetimleri altında tuttukları alanı geçtiğimiz yaz daha da büyüten Husiler ülkenin en güçlü ve organize silahlı hareketi haline geldiler. Ama Yemen’deki tek silahlı “kontrol dışı” grup Husiler değil. Güneydeki Abyan ve Şabvah’da şeriata dayalı İslam emirlikleri ilan eden Ensar el Şeria, nam-ı diğer Yemen El Kaidesi de (Arabistan Yarımadası El Kaidesi de denir) bir yandan Yemen hükümetiyle, diğer yandan da Suudi Arabistan’la mücadele ediyor. ABD’nin insansız hava araçlarıyla sık sık bombaladığı bu örgüt, en son Charlie Hebdo terör eylemiyle adını iki hafta önce yeniden duyurmuştu.

Kelimenin tam anlamıyla “darmadağın” bir görüntü arz eden Yemen’de yaşananlar aslında iki önemli bölge devleti arasında uzun yıllardır süregiden mücadele üzerinden şekilleniyor. Jeopolitik konumu itibariyle Suudi Arabistan için hayati önem taşıyan Yemen, 1979’dan bu yana Maşrık’tan Aden Körfezi’ne uzanan bir hat üzerinde bu ülkeyle adı konulmamış çok boyutlu bir gizli savaş yürüten İran için doğal bir güç gösterisi alanı. İran Devrimi’nin ilk yıllarından itibaren, Orta Doğu’daki Şii halkları manipüle etmeye çaba gösteren ve bu alana olağanüstü bir yatırım yapan İran, Husi hareketinin ismini aldığı Hüseyin Bedreddin el-Husi’yi uzun yıllar boyunca destekledi. Onun 2004’te Yemen güvenlik kuvvetlerinin bir operasyonuyla öldürülmesinden sonra örgütün eş-liderliğini sürdüren Abdülkerim, Yahya ve Abdülmelik Bedreddin el-Husi ile yakın ilişki kuran İran, resmî düzeyde inkâr etse de, Husilerin başlıca silah ve mühimmat sağlayıcısı olmaya devam ediyor.

Yardımcılığını yaptığı Salih gibi Suudi Arabistan’ın müttefiki olan Hadi’nin istifa etmek zorunda kalması, Tahran’ın Yemen’de Riyad karşısında şimdilik yabana atılamayacak bir başarı kazandığı şeklinde yorumlanabilir. Perde gerisindeki yönlendirici olarak da olsa, İran’ın Yemen’de bu kadar etkili hale gelmiş olması, nüfusunun yaklaşık %15’ini Şiilerin oluşturduğu Suudi Arabistan’da “alarm zillerinin” çalmasına yol açıyor.

Tahta çıktığı ilk günde Yemen kriziyle yüz yüze kalan yeni Suudi kralının, İran’la mücadeleye yeni bir yön verip vermeyeceğini bugünden kestirmek zor. Ama daha önce hiç olmadığı kadar gergin bir taht veraseti süreci yaşayan bu ülkede, kendisine 80 yaşında krallık nasip olan Salman bin Abdülaziz el Suud’dan sonra kimin tahta geçeceği şimdiden tartışılmaya başladı bile…

Pin It on Pinterest