Prof. Dr. Çağrı ERHAN

2015 Avrupa Birliği’yle ilişkilerde “Eylem Yılı” olabilir (04.01.2015) Türkiye Gazetesi

Aralık 2013’te imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın geçen yıl TBMM’de uygun bulunarak yürürlüğe girmesi bu önemli adımlardan ilkini oluşturdu. Türkiye’nin söz konusu anlaşmadan doğan yükümlülükleri yerine getirmesi durumunda AB üyelerinin Türk vatandaşlarına vize uygulamasına son vermesi bekleniyor. Her şey yolunda giderse, AB Parlamentosu ve AB Komisyonu uygun görüş verirse ve AB Konseyi de onaylarsa üç yıl sonra vatandaşlarımız birçok AB ülkesine vizesiz seyahat edebilecekler. “Birçok” diyorum, çünkü AB üyelerinin tamamının vize uygulamasına son vermesi beklenmiyor.Türkiye’nin AB ile sürdürdüğü müzakere süreci ortaya çıkan olumsuzluklara rağmen halen devam ediyor. 2013 sonunda açılan “Bölgesel Politikalar ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” faslından sonra yeni bir fasıl açılamaması 2014’ün “kayıp bir yıl” olduğu yorumlarının yapılmasına sebep olsa da, Türkiye geçtiğimiz yıl içinde iki önemli adımı atarak, AB hedefinden sapmadığını gösterdi.

İkinci önemli adım ise “Türkiye’nin Yeni Avrupa Birliği Stratejisi” adlı belgenin ilan edilmesiydi. Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır tarafından açıklanan yeni strateji, “AB süreci Cumhuriyetimizin ilanından sonraki en önemli modernleşme projesidir” cümlesiyle başlıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bu hedeften sapmadığı vurgusunu daha ilk satırlarında yapıyor.

Yeni AB Stratejisi, “Siyasi Reform Sürecinde Kararlılık”, “Sosyo-Ekonomik Dönüşümde Süreklilik” ve “İletişimde Etkinlik” başlıkları altında Türkiye’nin 2015-2019 döneminde kararlılıkla sürdürmeyi öngördüğü son derece kapsamlı bir “iş paketi” içeriyor. “AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı” adındaki bu iş paketi Türkiye’nin 2019’a kadar uygulamaya geçireceği yasal ve ikincil düzenlemeleri kapsıyor.

Ulusal Eylem Planı’nın kararlılıkla uygulanması hâlinde 2015’ten başlayarak, epeydir atalete uğrayan AB ile ilişkiler konusunda yeni bir canlanma yaşanabilir. Böyle kapsamlı bir planın hazırlanmasının asıl sebebi, başta Kıbrıs meselesi ve Fransa ile GKRY’nin engellemeleri olmak üzere çeşitli siyasi gerekçelerle durma noktasına gelen müzakerelerin hızından bağımsız olarak AB müktesebatına uyumun bir an önce sağlanması. Başka bir deyişle, Türkiye eğer kendi hazırladığı bu plana harfiyen uyarsa, sadece açık olan müzakere fasıllarındaki değil şu veya bu sebeple açılmamış fasıllardaki müktesebat uyumunu da gerçekleştirmiş olacak. İleriki yıllarda bugünkü siyasi engellemelerin ortadan kalkması durumunda, Türkiye zaten AB müktesebatını kendi iç hukukuna yansıtmış olduğundan, fasılların açılıp kapanması son derece hızlı olacak; kaybedilen zaman telafi edilebilecek.

Yeni AB Stratejisinin başarıya ulaşabilmesinin en temel şartı, AB Bakanlığı’nın koordinasyonunda tüm bakanlıkların ve bağlı kuruluşların Eylem Planı’nda kendilerine verilen görevi yerine getirmesi ve ilgili fasıllardaki yasal ve ikincil düzenlemelerin yapılmasını sağlamaları. Bu husus çok önemli. Zira, Türkiye daha önce de Ocak 2010’da “AB Stratejisi”, Mart 2010’da ise “Eylem Planı” adıyla belgeler hazırlamıştı. Önceki Eylem Planı’nda öngörülen düzenlemelerin neredeyse sadece üçte birlik kısmı gerçekleştirilebildi. Bu kez aynı durumla karşılaşmamak için AB Bakanlığı’nın bakanlıklar arası koordinasyon çalışmalarına azami hassasiyeti gösterdiği anlaşılıyor. Hükümetin ortaya koyacağı güçlü bir siyasi iradeyle, 2019’a varmadan yeni Eylem Planı’nda yer alan hedeflerin tamamına ulaşılması mümkün olabilecektir.

Türkiye’nin AB müktesebatına uyum için atacağı adımlar üyelik hedefine ulaşılmasını maalesef tek başına sağlamıyor. AB ülkelerinde -müzakerelerin hukuken başladığı 2005’e nazaran- negatif Türkiye algısının güçlendiğini gözden kaçırmamalıyız. Yeni AB Stratejisi’nin iletişim boyutu da zaten bu algıyı olumlu yöne çevirmeyi amaçlıyor. Başta Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Danimarka olmak üzere birçok AB ülkesinde kamuoyunun ve siyasi partilerin Türkiye’nin AB müzakere sürecine destek vermesini sağlamak hiç de kolay değil. AB ülkelerinin çoğunda İslam ve Türkiye karşıtlığının yükselişe geçmiş durumda. 2015’te Ermeni meselesinin de gündemi işgal edeceği düşünülürse, AB ülkelerine yönelik kamu diplomasisinin ne kadar büyük önem taşıdığı apaçık görülür.

2015’i AB’yle ilişkilerin yeniden ivme kazanacağı bir yıl hâline getirmek için bir yandan Eylem Planı’nı taviz vermeden uygulamalı, diğer yandan da bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde güçlü ve sonuç alıcı bir kamu diplomasisi atağı başlatmalıyız.

Pin It on Pinterest