Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Selanik’te cemaatsiz bayram namazı (13.08.2013) Türkiye Gazetesi

Selanik’teki Bayram Namazı boykotunun temel gerekçesi, Türklerin bu kentte bir imamları bulunurken, Yunanistan Hükümeti’nin İskeçe’deki “atanmış” müftülüğe bağlı bir imamı namazı kıldırmak üzere görevlendirmesiydi. Türkiye’deki Rum Ortodoks ve Yunanistan’daki Müslüman Türk azınlığın haklarının, güvence altına alındığı Lozan Barış Antlaşması’nın hükümlerine rağmen, Atina’nın bu hükümleri ihlal etmeye devam etmesi Ankara’da da rahatsızlığa sebep oluyor. Son olarak Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Lozan’a ve kanunlara rağmen Yunanistan’ın müftü ve imam atamasının “hukuku tanımayan bir yaklaşım” olduğunun altını çizdi.Ramazan Bayramı’nın ikinci günü basınımızda Yunanistan’ın Selanik şehrindeki bayram namazıyla ilgili bir haber dikkat çekiciydi. Yunanistan Hükümeti uzun yıllardan sonra ilk kez “Yeni Cami”de bayram namazı kılınmasına izin vermişti. Haberlerde, 1902’de Sultan II. Abdülhamid tarafından yaptırılan bu camide sadece üç kişinin bayram namazı kıldığı, Türk azınlığın temsilcilerinin namazı boykot ettiği ifade ediliyordu. Selanik’te yaşanan bu olay, Yunanistan’daki Türk azınlığın anlaşmalardan kaynaklanan dinî haklarına ne ölçüde riayet edildiği sorusunu bir defa daha akla getirdi.

Türkiye’deki Müslüman olmayan (gayrimüslim) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kendi dinî yöneticilerini seçebilmelerine dair hükümleri Lozan Barış Antlaşması’nın 40. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Madde 40: Müslüman olmayan azınlıklara mensup olan Türk uyrukları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk uyruklarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin aynısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.”

Aynı antlaşmanın 45. Maddesindeyse, “İşbu Kesim hükümleri ile Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları için tanınan haklar, Yunanistan tarafından da, kendi topraklarında bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır” cümlesine yer verilmiştir. Başka bir deyişle, dinî azınlıkların tabi olacağı statü bakımından Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan’da bir mütekabiliyet (karşılıklılık) rejimi ihdas edilmiştir. Bu pozitif yönde bir uygulama olup, mütekabiliyetin azınlıklara verilen hakların kısıtlanması için çalıştırılması mümkün değildir.

Bu düzenlemeye rağmen Yunanistan Hükümeti, dış politikasını Türkiye karşıtlığına dayandıran Andreas Papandre’nun başbakanlığı döneminde 1985 yılından başlayarak, Türk azınlığın seçtiği müftüleri “illegal” ilan etmiş, kendi tercihlerine göre tayin ettiği din görevlilerine “müftü” unvanı vermiştir. Türk azınlık ise bu uygulamanın başladığı günden itibaren, “atanmış” müftüleri hiçbir şekilde kabullenmemiştir.

Müftü atamanın yanı sıra Yunanistan, 240 imamın “din dersi öğretmeni” adı altında Türk azınlığın okullarına kadrolu olarak atanmasını düzenleyen bir kanun çıkarmış, fakat söz konusu kişilerin belirlenmesindeki yetkiyi kendi atadığı müftülere bırakmıştır. 22 Ocak 2013’te Yunanistan Meclisi’nde kabul edilen bu kanun da, Müslüman Türk azınlığın ve Türkiye tarafından eleştirilmektedir.

Yunanistan’ın bu hukuk dışı tutumuna devam ederken, gayrimüslim vatandaşların dinî temsilcilerini seçiminde hukuka harfiyen riayet etmektedir. Bunun en çarpıcı göstergesi, başta Fener Rum Patriği’ni seçmek olmak üzere önemli görevleri olan Büyük Sen Sinod Meclisi üyelerinden Türk vatandaşı olmayan metropolitlere 2010 yılında vatandaşlık verilmesidir. Dahası Türkiye Rum-Ortodoks Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarını Yunanistan’la negatif anlamda bir “karşılıklılık” konusu yapmaktan da uzak durmaktadır. Yani, “onlar müftüleri atıyorlar, biz de metropolitleri ve patriği atayalım” gibi bir tutum içine girmemektedir. Doğrusu da budur.

Türkiye’deki gayrimüslim vatandaşlar, her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdırlar. AB üyesi Yunanistan’ın kendi vatandaşlarına reva gördüğü muamelenin, Türkiye tarafından da kendi vatandaşlarına aksettirilmesi düşünülemez. Geçmişte, başta vakıfların statüsü olmak üzere azınlıklara dair bazı yanlış uygulamalardan son 10 yıl içinde atılan adımlara dönülmesinden sonra, Yunanistan’a kızıp azınlık konularında bir geriye gidiş süreci başlatamayız. Ankara Yunanistan’daki Müslüman Türk azınlığın haklarının teminat altına alınması için bugün olduğu gibi çaba göstermeye devam etmeli, Yunan makamlarının bilinçli olarak Türk azınlığın içine nifak sokma gayretleri karşısında Yunanistan’daki Türklerin birlik ve beraberliğine güçlü katkı sağlamalıdır.

Pin It on Pinterest