Prof. Dr. Çağrı ERHAN

MÜZAKERE SÜRECİ TEHLİKEDE Mİ? (11.06.2013) Türkiye Gazetesi

Diğer taraftan başka bir kesim de, müzakere fasıllarının zaten askıya alınmış olduğunu, dolayısıyla Brüksel’in daha ileri bir adım atmasının mümkün olmadığını savunuyorlar. Bunlara göre, hâlihazırda askıya alınmış olan müzakerelerin bir de Gezi Parkı olayları dolayısıyla tekrar askıya alınması mümkün değil.Son olaylardan sonra bazı AB uzmanları Türkiye’nin müzakere sürecinin askıya alınabileceği yorumunu yapıyorlar. AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle’nin İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda, “hayal kırıklığı duyduğunu” söylemesi de, bu görüşü dile getirenleri, AB’nin müzakereleri askıya almaya hazırlandığını düşünmelerine yol açıyor.

Aslına bakılırsa, yukarıda bahsettiğim iki kesim de yanılıyor. Birinci kesimin yanılgısı, müzakerelerin askıya alınmasının kolay bir işlem olduğunu sanmaları. İkinci kesim ise, müzakere başlıklarının dondurulmasını, askıya almak sandıkları için yanılıyorlar.

Müzakerelerin askıya alınması konusu son derece teknik bir husus olup, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde aşağıdaki gibi düzenlenmiştir: “Türkiye’de, Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ciddi ve sürekli olarak ihlal edilmesi durumunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye eder ve müzakerelerin tekrar başlatılması için gerekli koşulları önerir. Konsey, böyle bir tavsiye üzerine, Türkiye’yi de dinledikten sonra, nitelikli çoğunlukla, müzakerelerin askıya alınıp alınmamasını ve tekrar başlatılması için gerekli koşulları karara bağlar. Üye devletler, Hükümetlerarası Konferansta, oybirliği genel kuralına halel gelmeksizin, Konsey kararı doğrultusunda hareket eder. Avrupa Parlamentosu bilgilendirilir.”

Bu paragraftan anlaşılması gereken şey, müzakerelerin ancak Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin “ciddi ve sürekli” olarak ihlal edilmesi durumunda askıya alınmasının mümkün olduğudur. Böyle bir durumda, Komisyon ya re’sen veya en az 18 üye ülkenin talebiyle Konsey’e, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir. Böyle bir önerinin hayata geçebilmesi için yine en az 18 üyenin “evet” oyu vermesi gerekir. Lizbon Antlaşması çerçevesinde, “evet” oyu veren ülkelerin aynı zamanda, AB’nin toplam nüfusunun 3/5’ünü temsil etmeleri gereklidir. Başka bir deyişle, yaklaşık 500 milyon olan AB üyelerinin toplam nüfusunun en az 300 milyonunu temsil eden ülkeler onaylamadığı sürece böyle bir karar alınamaz.

Müzakere fasıllarının açılmasının dondurulması, müzakerelerin toptan askıya alınmasından son derece farklı bir konudur. Diplomatik Muhakeme’de daha önce birkaç kez yazdığım gibi, halen 8 müzakere faslı, Türkiye’nin 29 Temmuz 2005’te imzaladığı Ankara Anlaşması’na Ek Protokolü, tüm AB üyelerine tam olarak uygulamaması dolayısıyla Aralık 2006’da Konsey tarafından dondurulmuştur. Türkiye liman ve havalimanlarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) bandıralı gemi ve uçaklara açtığında, bu 8 faslın açılmasının önündeki siyasi engel ortadan kalkacaktır. Öte yandan, Fransa ve GKRY de toplam 9 faslın daha açılmasını engellemeyi sürdürmektedirler. Bunlardan, Fransa’nın bloke ettiği “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” başlığının bu ay sonunda açılması beklenmektedir.

Elbette, Türkiye’de yaşanan olayları bahane ederek müzakerelerin tamamen askıya alınmasını isteyenler olacaktır. Başta Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı milletvekilleri olmak üzere, Gezi olaylarını “siyasi kriterlerin ciddi ve sürekli ihlali” kapsamında değerlendirmek arzusunu taşıyanlar olabilir. Fakat Ekim-Kasım 2005’te Fransa’da, Ağustos 2011’de İngiltere’de yaşanan olayların Brüksel tarafından “ciddi ve ısrarlı bir ihlal” olarak nitelendirilmediği ortadadır. Ekonomik kriz sebebiyle yaklaşık 4 yıldır Yunanistan’da yaşanan çeşitli olaylarda sert bir tutum takınan güvenlik güçleri Brüksel’de eleştirilmiş ama AB’den kimse Yunanistan’ın bu yüzden üyelikten çıkarılması gerektiğini savunmamıştır.

Örnek verdiğim ülkelerin üye, Türkiye’nin ise “aday” olduğunu, dolayısıyla siyasi kriterler konusunun Ankara için bir problem teşkil edebileceğini söyleyenler olacaktır. Evet ama siyasi kriterlerin ihlali mevzubahis olunca, 2000’de Avusturya’daki aşırı sağcı Jörg Haider’e karşı AB’nin nasıl sert bir tutum içine girdiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, müzakere sürecinin tümüyle askıya alınabileceğini söylemek için henüz erkendir. Fakat yaşananların henüz bloke edilmemiş yeni fasılların açılması üzerinde olumsuz bir etkisi olabileceği değerlendirilebilir.

 

Bahaneleri “Ciddi ve sürekli” ihlal olacak
Türkiye’de yaşanan olayları bahane ederek müzakerelerin tamamen askıya alınmasını isteyenler olacaktır. Başta Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı milletvekilleri olmak üzere, Gezi olaylarını “siyasi kriterlerin ciddi ve sürekli ihlali” kapsamında değerlendirmek arzusunu taşıyanlar olabilir. Fakat Avrupadaki gezi parkı örnekleri unutulmamalıdır. 

Pin It on Pinterest