Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Suriye için “Dayton Formülü” gerçekçi mi? (21.05.2013) Türkiye Gazetesi

Cenevre görüşmelerinin hemen öncesinde, Suriye için “Dayton Formülü”nün işletilebileceği sıkça dile getirilmeye başladı. Dayton Barışı, üç buçuk yıl süren ve büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu 250 binden fazla insanın hayatına mal olan Bosna Savaşı’nı 1995 sonunda bitiren anlaşmadır. Boşnak, Hırvat ve Sırp temsilcilerin söz konusu anlaşmayı imzalamalarında, ABD ile Sırplara destek veren Rusya arasında uzlaşma sağlanması büyük rol oynamıştır. ABD, Boşnakların ve Hırvatların, Rusya ise Sırpların barış masasına oturmasını temin etmiştir.ABD ve Rusya’nın Suriye’nin geleceği için Cenevre’de görüşmeler yapılması konusunda anlaşmaları, Esad rejiminin uluslararası bir askerî müdahaleyle devrilmesi seçeneğini en azından bir süre için gündemden kaldırdı.

Dayton Barışı ile bir yandan silahlar susmuş, diğer yandan ise bugün de varlığını devam ettiren Bosna-Hersek Konfederasyonu kurulmuştur. Anlaşmaya göre, 3 toplum arasında toprak değiş tokuşu yapılmış, nüfus bakımından nispeten mütecanis kantonlar oluşturulmuş ve bu bölgeleri ihtiva eden Sırp Cumhuriyeti ile Boşnak-Hırvat Federasyonu kurulmuştur. Dayton hükümlerinin ihlal edilmemesini temin maksadıyla BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun biçimde evvele Uygulama Kuvveti (IFOR) ardından da İstikrar Gücü (SFOR) adıyla iki çok uluslu askerî güç Bosna’da konuşlandırılmıştır. 2004’e kadar Bosna’daki misyonunu sürdüren söz konusu birlikler, taraflar arasındaki gerilimin yumuşamasına katkı verdiği gibi, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan çok sayıda savaş suçlusunu da ele geçirmiştir.

Kısaca tahlil edildiğinde Dayton’un arkasında iki itici güç olduğu açıktır: Birincisi, ABD-Rusya mutabakatı. İkincisi ise BM Güvenlik Konseyi kararları. Suriye için Dayton formülünün çalışabilmesi için bu iki unsurun da mutlaka bulunması gerekir. Ayrıca, çok uluslu bir askerî gücün Suriye’deki geçiş dönemi sırasında görev yapması mutlaka gereklidir. Bu noktada, Dayton benzeri bir anlaşmanın olabilirliğini bir yana bırakarak, eğer olursa uygulanabilirliği üzerinde duralım.

Eğer tüm taraflar Suriye’nin kantonlara ayrılmasını, toprak değiş tokuşunu ve oluşturulacak parça devletler arasında gevşek bir konfederasyon kurmayı kabul etseler bile, bu planın başarılı olma şansı son derece zayıftır. Çünkü;

> Bosna-Hersek’in nüfusu 3 milyon 800 bindir. Bunun % 48’ini Müslümanlar, % 37’sini Sırplar, %14’ünü ise Hırvatlar oluşturmaktadır. Yani Müslümanlar ile diğer unsurlar arasında bir denge mevcuttur. Suriye’nin nüfusu ise -başka ülkelere giden sığınmacılar dâhil- 22.5 milyondur. Ülkede yaşayanların % 90’ı Arap, % 7 kadarı ise Kürt’tür. Nüfusun % 75’i Sünni, %15’i Nusayri ve Dürzi’dir. Nüfusun %10’luk bölümü ise Hıristiyan’dır. Her ne kadar Suriye’de taraflar rejimin sahibi Nusayriler ve muhalif Sünniler olarak tanımlansa da, aslında her iki tarafta söz konusu ana unsurlara mensup olmayan kesimler de yer almaktadır. Sadece bu karmaşık nüfus yapısı bile, ülkeyi etnik ya da dinî özelliklere göre parçalara ayırmanın zorluğunu ortaya koymaktadır.

> Bosna Savaşı bittiğinde, üç kesimin elinde bulundurduğu topraklar büyük ölçüde diğer kesimleri içermemekteydi. Sırpların soykırımı neticesinde evvelce Boşnakların da yaşadığı birçok yerleşim birimi tamamen Sırplaştırılmıştı. Zorunlu iç göçlerin sonucu mütecanis birimler ortaya çıkmıştı. Suriye’de ise 2 yıldır süren çatışmalara rağmen, Bosna’dakine benzer bir nüfus dağılımı oluşmadı. Nusayrilerin çoğunlukta olduğu zannedilen Lazkiye merkezinde bile çoğunluğu Sünniler oluşturmakta. Lazkiye kırsalında ise Sünniler azınlığa düşmekteler. Eğer Dayton’dakine benzer federal yapılar Suriye için de gündeme getirilirse, nüfus mübadelesi yapılmadan, sırf Sünni ya da sırf Nusayri yerleşim birimlerinin oluşması neredeyse imkânsızdır.

> Son olarak, Bosna-Hersek’in yüzölçümü 51.197 kilometrekare. Dayton’u bu küçük ülkede uygulayabilmek için 54.000 asker gerekmişti. Suriye ise 186.475 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip. Bu kadar geniş bir alanı ve büyük bir nüfusu, Esad sonrası geçiş döneminde istikrar içinde tutabilmek için kaç kişilik birçok uluslu askerî güç gerekebileceğini hesaplamak son derece zor. Üstelik, Suriye’de görev almaya istekli çok fazla devlet yokken.

Bütün bunlar Dayton tipi bir barışın Suriye’de uygulanabilme şansını azaltıyor. Keşke Cenevre’de Esad’sız ve demokratik Suriye için tüm taraflar anlaşabilse de, daha büyük çaplı bir iç savaş yaşanmadan akan kan bir an önce dursa…

Pin It on Pinterest