Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Türkiye, Gümrük Birliği’nden çıkmalı mı? (30.04.2013) Türkiye Gazetesi

Derinlemesine bir tahlile tabi tutulduğunda Gümrük Birliği Türkiye’ye hem büyük faydaları olan ama aynı zamanda Türkiye’nin bazı alanlarda elini kolunu bağlayan bir mekanizmadır. İki yönüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.1 Ocak 1996’da uygulamaya konulan Türkiye-AB Gümrük Birliği, 17 yıldır tartışılıyor. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi tamamen dışarıda tutarak ABD’yle Serbest Ticaret Alanı Anlaşması (STA) görüşmelerine başlayacağını açıklaması, Gümrük Birliği tartışmasını yeniden alevlendirdi. Bazı bakanlarımız, Türkiye’nin söz konusu anlaşma görüşmelerinin dışında tutulması hâlinde Gümrük Birliği’nin gözden geçirilebileceği hatta Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden çıkabileceği yönünde açıklamalar yaptılar.

Üç olumlu etkisi vardır:

Birincisi, Türkiye’de üretilen sanayi mallarının ve işlenmiş tarım ürünlerinin herhangi bir gümrük vergisine, eş etkili önleme veya miktar kısıtlamasına (kota) tabi olmadan AB ülkelerinin pazarlarına serbestçe girebilmesidir. 2012 itibariyle ihracatımızın % 39’u AB ülkelerine yapılmaktadır. İhracat yaptığımız ilk beş ülkenin dördü (Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa) AB ülkeleridir. AB’de ekonomik krizin hafiflemesiyle bu rakamın yeniden yüzde 50lere tırmanması beklenmektedir. Gümrük Birliği’nden çıkılması durumunda, AB ülkelerine ihracatımızın nasıl etkileneceği, herhangi bir düşüş olması durumunda, bunun Türkiye’nin ekonomisine getirebileceği olumsuzluklar çok iyi hesap edilmelidir.

İkincisi, Gümrük Birliği sayesinde Türkiye’nin çok sayıda ülkeyle yapmış olduğu STA’lardır. 6 Mart 1995 tarihli ve 1/95 sayılı Türkiye-AT Ortaklık Konseyi kararı uyarınca, AB’nin STA yapmış olduğu tüm ülkelerle Türkiye de STA yapmaktadır. Bu da Türkiye’nin bu ülkelerle ticaret hacminin artmasına katkı sağlamıştır. 

Gümrük Birliği’nin üçüncü olumlu yönü ise, Türkiye’de üretilen malların kalitesinin yükselmesi ve rekabet gücünün artmasıyla ilgilidir. Gümrük Birliği, Türkiye’de tekellerin kaldırılması, Rekabet Kurulu’nun oluşturulması, kalite standartlarının geliştirilmesi, özelleştirmelerin hızlanması, tüketicinin ve telif haklarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin yapılması gibi sonuçlar doğurmuş, böylece hem Türk mallarının dünya pazarlarına girişini hızlandırmış hem de daha liberal bir yapıya kavuşan Türkiye pazarına yabancı yatırımcının daha fazla ilgi göstermesinin önünü açmıştır.

Diğer yandan Gümrük Birliğinin başlıca üç olumsuz etkisinden söz etmek de mümkündür:

Birincisi Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) 1999 ve 2001 krizlerinde ödediği bedeldir. 2000’lerin başında çeşitli ticaret odaları tarafından yapılan çalışmalarda, Gümrük Birliğinin KOBİ’ler üzerinde yıkıcı bir etkisi olduğu ve yaklaşık 50 milyar dolarlık bir zarara sebep olduğu belirtiliyordu. Fakat krizin atlatılmasından sonra, AB standartlarında yeniden yapılanan KOBİ’lerin, bugün AB ülkelerine yapılan ihracatta önemli bir pay tuttuğunu, yani Gümrük Birliğinin o ilk andaki olumsuz etkisini lehlerine çevirmeyi başardıklarını söylemeden geçemeyiz.

İkinci olumsuzluk, Türkiye’nin kendi dış politikası ve ekonomisi açısından öncelikli gördüğü ülkelere bağımsız bir ticaret rejimi uygulayamamasıdır. Gümrük Birliği gereği, Türkiye AB’nin STA yapmadığı hiçbir ülkeyle STA yapamadığı gibi, AB’nin Ortak Gümrük Tarifesinde belirlenmiş oranlar dışında bir gümrük tarifesini de uygulayamamaktadır. Dahası, AB’nin üçüncü ülkeler için benimsediği, Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’ni de aynen tatbik etmekle mükelleftir. Garip gelebilir ama sık sık “iki devlet, tek millet” oldukları ifade edilen Türkiye ve Azerbaycan arasında bile bir STA yoktur.

Üçüncü olumsuzluk, AB’nin başka ülkelerle STA görüşmeleri yaparken Türkiye’yi müzakere masasına oturtmamasıdır. Kısa süre önce Güney Kore ve Meksika’yla yapılan STA görüşmelerinde yaşananın bir benzeri şimdi AB-ABD müzakerelerinde yaşanmaktadır. Türkiye müzakerelerin dışında tutulmakla birlikte ortaya çıkan sonuçları aynen uygulamaya mecbur bırakılmaktadır.

Gümrük Birliği’ni değerlendirirken bardağın hem boş hem de dolu tarafına bakmalı, Türkiye’nin çıkarlarına en faydalı olacak kararı vermeliyiz. Ama karar verirken, Türkiye’nin AB üyelik süreciyle, Gümrük Birliği’nin birbirinden çok farklı konular olduğunu da unutmamalıyız.

Pin It on Pinterest