Prof. Dr. Çağrı ERHAN

AB akademik alanda da cazibesini kaybediyor! (23.04.2013) Türkiye Gazetesi

Bu durum özellikle 2008’den itibaren değişti. AB derslerinin sayısı azalırken, üniversitelerimizde daha önce açılmış olan Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezlerinin faaliyetlerinde gözle görülür bir düşüş yaşandı. Akademik dergilere yayınlanmak üzere gönderilen AB konulu makaleler de azaldı. AB ile ilgili yüksek lisans ve doktora programlarına başvuranların sayısında son üç yılda % 80’e yakın düşüşler yaşandı. İlginç olan, yıllarca AB üzerinde çalışmış ve bu konuda yayın yapmış birçok akademisyenin, farklı konulara yönelmeleriydi. Türkiye’nin 1999’da Avrupa Birliği’ne (AB) aday ilan edilmesinden sonra akademik alanda AB ile ilgili çalışmalarda bir artış görülmüştü. 2004’te katılım müzakerelerinin başlamasıyla birlikte bu artış çok güçlü bir ivme kazandı. Bir yandan üniversitelerimizde AB ile ilgili lisans ve lisansüstü dersler çoğalırken, diğer yandan bu konuda yazılan kitap ve makaleler, Türkiye’de uluslararası ilişkiler alanında üretilen akademik çalışmaların büyük bir bölümünü oluşturmaya başladı.

Türkiye-AB ilişkilerinin genel gidişatı dikkate alındığında, akademik alanda yaşanmakta olan bu “AB’den kaçış” sürecinin çok da şaşırtıcı olmadığı söylenebilir. AB ülkelerinin çoğunda Türkiye’nin üyeliğine temkinli yaklaşan siyasi partilerin iktidara geldiği, AB’nin son genişleme dalgasından sonra uzunca bir süre kapısını yeni büyük genişlemelere kapama eğilimine girdiği ve 2008’den itibaren yaşanmakta olan ekonomik buhranın AB’nin gündemini yoğun şekilde işgal ettiği bir dönemde zaten Türkiye’deki AB söyleminde genel olarak bir daralma söz konusu olmuştu. Türkiye’deki siyasi tartışmaların önemli konularından biri olma niteliğini kaybeden AB’nin, akademisyenlerimiz tarafından da öncelikli bir alan değerlendirilmemesi sonucu tabii olarak ortaya çıktı.

Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin (UİK) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde düzenlediği “Beşinci Uluslararası İlişkiler Çalışmaları ve Eğitimi Kongresi”nde sunulan tebliğlerin birçoğunda bu konu daha da netlik kazandı. Türkiye’deki 43 ayrı üniversiteden 130’dan fazla uluslararası ilişkiler akademisyeninin katıldığı kongrede sıklıkla dile getirilen bir görüş, Türkiye’deki akademisyenlerin son beş yıl içinde AB’den çok faklı konulara kaymaya başladığıydı. Daha önce akademik alanda yok denecek kadar az çalışılmış olan, Afrika ve Latin Amerika’yla ilgili çalışmalar artıyor. Yine daha önce sathi çalışılan Orta Doğu ve İslam dünyası gibi alanlar, dil bilen hatta söz konusu bölgedeki üniversitelerde okumuş akademisyenler tarafından derinlemesine inceleniyor. 

 

DIŞ POLİTİKAYA YENİ YAKLAŞIM

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun akademisyen kökenli bir devlet adamı olarak Türk Dış Politikası’na getirdiği yeni yaklaşım da, akademisyenlerimizin ele aldıkları konuları ve o konuları araştırma biçimini büyük oranda etkiliyor. Daha önce siyasi tarih ve kronoloji ağırlıklı olan uluslararası ilişkilerdeki akademik yayınların, giderek artan oranda kavramsal çerçeveler, mukayeseli tahliller, teorik tartışmalar ve disiplinler arası yaklaşımlar ihtiva ettiği net olarak gözleniyor. Son 10 yılda Prof. Davutoğlu’nun öncülüğünde dış politika gündemimizde yer eden, “yumuşak güç”, “akıllı güç”, “stratejik derinlik” vb. kavramlar uluslararası ilişkiler yayınlarının vazgeçilmez unsurları haline geliyor. Buna benzer şekilde, akademisyenlerimiz Türk dış politikasında öne çıkan konuları ele almayı, iç ve dış siyasetimizin öncelikleri arasında olma vasfını kaybeden AB konularını çalışmaya tabii olarak tercih ediyorlar. 

 

ORTA DOĞU VE OSMANLI REVAÇTA

Son 30 yıl içinde akademisyenlerimizin yöneldikleri uluslararası ilişkiler konuları, makale sayıları üzerinden bilimsel bir tahlile tabi tutulduğunda, küresel konjonktürden ziyade, içerideki tercihlerin etrafında oluştuğu anlaşılıyor. Şöyle ki, günümüzde ABD ve AB ülkelerindeki akademisyenlerin yaptıkları tüm yayınlar içinde Çin ve Uzak Doğu gelişmeleri çok önemli bir yer tutarken, Türkiye’deki akademisyenler daha çok Orta Doğu ve eski Osmanlı coğrafyasına yönelmiş durumda. Böyle olunca, bölgesel akademik literatüre önemli katkılar sağlayan ve yoğun atıf alan akademisyenlerimiz, dünyada yükselen bazı trendlerin uzağında kalıyor.

Türkiye’de uluslararası ilişkiler çalışmaları, incelenen konular ve alanda yer alan akademisyenlerin sayısı açılarından gelişiyor. Türkiye bazı konularda uluslararası literatüre katkı sağlıyor. Fakat Türk Dış Politikasının popüler konularında bir yoğunlaşma yaşanırken, AB ve Çin başta olmak üzere aslında dünya akademik literatüründe ağırlığı olan konuların da ihmal edilmemesi gerekir.

Pin It on Pinterest