Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Kore’deki gerginlik ABD-Çin yansıması (16.04.2013) Türkiye Gazetesi

10 ila 15 adet nükleer bombaya sahip olduğu tahmin edilen Kuzey Kore’nin, binlerce kilometre ötedeki hedefleri vurabilecek bir fırlatma kapasitesine sahip olması ihtimali özellikle Güney Kore ile çok yakın ilişkileri olan ABD’de tepkiyle karşılanıyor. Washington, Kuzey Kore’nin herhangi bir saldırısına en sert şekilde karşılık verileceğini açıkladı. Geçen hafta yapılan G-8 toplantısında da, Kuzey Kore’nin faaliyetlerini kınayan sert bir bildiri yayınlandı.Son haftalarda dünyanın gündemini Kore Yarımadası’nda yaşanmakta olan gelişmeler işgal ediyor. Kuzey Kore’nin Birleşmiş Milletler (BM) ile vardığı mutabakat çerçevesinde bir süredir ara verdiği nükleer denemelerine yeniden başlamasıyla kriz tırmanışa geçti. Şubat ayında Pyongyang yönetiminin uzun menzilli bir güdümlü füzeyi test etmesi ise nükleer denemelerden daha büyük bir endişeye yol açtı.

Soğuk Savaş günlerini hatırlatan bu krizin sebeplerine dair üç temel açıklama mevcut.

Birinci açıklama Kuzey Kore’nin iç gelişmeleriyle ilgili. Ülkeyi 17 yıl boyunca yöneten Kim Jong İl’in 2011’de ölümünden sonra onun yerine oturan Kim Jong Un’un, babası kadar güçlü bir iktidara sahip olmadığı zaten söylenmekteydi. Babasının döneminde ülke yönetiminde söz sahibi olan kişilerle örtülü bir güç mücadelesine girişen Kim Jong Un, kendisine yönelik “muhalefeti” susturmak ve iktidarını sağlamlaştırabilmek için, diktatörlerin sıklıkla başvurduğu bir yönteme yöneldi. Dışarıdaki “düşman”la yaşanan gerginliği tırmandırırsa, içeride kendi liderliğini sorgulayanları tasfiye etmek daha kolay olabilirdi.

Bu tırmandırma oyunu hep ince bir çizgi üzerinde sürdürülmüştür. Eğer diktatör bu oyunu oynamakta mahir ve uluslararası konjonktür de oyun için müsaitse, bir savaşın çıkmasına ramak kalana kadar krizi kontrollü olarak tırmandırmak mümkündür. Böylece, içerideki tasfiyesini tamamlayan diktatör, savaş çıkmadan gerginliği azaltacak adımlar atar. Ama BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un tabiriyle, “kazara bir nükleer savaş çıkması” ihtimalinin olduğu böyle bir oyunu oynamak, daha önceki örneklerinden çok daha tehlikeli.

Kriz için yapılan ikinci açıklama, Kore’de yaşananların ABD ile Çin arasındaki küresel güç mücadelesinin bir yansıması olduğu şeklinde. ABD 2012 başından itibaren dünyadaki askerî yapılanmasının sıklet merkezini Asya-Pasifik bölgesine kaydırmaya başlamıştı. Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yla askerî ilişkilerini sıkılaştırdı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB’ye uyguladığı “çevreleme”yi çağrıştıran bir yaklaşımı Çin için uygulamaya başladı. Beijing yönetimi ABD’nin bölgede artan askerî varlığından rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlık, Çin’in Kuzey Kore üzerinden ABD’ye ve onun bölgesel müttefiklerine gözdağı vermesine yol açıyor. Yani aslında bu gerginlik, Kuzey ve Güney Kore arasında değil, bu iki ülkenin davranışlarını perde gerisinden yönlendiren ABD ve Çin arasında yaşanıyor.

Kore krizinin bu noktaya gelmesine dair üçüncü açıklama ise olup bitenlerin aslında ABD tarafından yönlendirildiği şeklinde. Komplo teorisini çağrıştırsa da, bu açıklamanın mantıklı bir temeli var. Son 20 yıldır Asya-Pasifik bölgesinin güvenliğinin sağlanmasında Japonya’nın daha aktif bir rol üstlenmesini isteyen, fakat bu ülkeyi bir türlü ikna edemeyen ABD’nin, Kuzey Kore kaynaklı tehdidi bilinçli biçimde -Güney Kore ile ortak tatbikatlar düzenleyerek ve “hayalet uçakları” Kuzey Kore üzerinde uçurarak- “kışkırtmak”  suretiyle Tokyo yönetiminin silahlanma kararı almasını temin etmeye çalıştığı iddia ediliyor.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bizzat ABD tarafından hazırlanan anayasanın 9. Maddesi, Japonya’nın bir orduya sahip olmasını ve askerî harekâtlara katılmasını açık bir dille yasaklıyor. Japonya’yı da hedef alan Kuzey Kore kaynaklı nükleer tehdidin artması, Japon siyasetçilerin bazılarının 9. maddenin kaldırılması yönünde daha sık görüş bildirmelerine yol açıyor. Güçlü ve ABD tarafından teçhiz edilmiş bir orduya sahip olduğu takdirde Japonya, Washington’ın Asya-Pasifik’te uygulamaya çalıştığı Çin’i “çevreleme” politikasının önemli bir bacağını oluşturabilir.

Kore krizinin sebebi, yukarıdakilerden hangisiyle açıklanırsa açıklansın, bölgesel bir nükleer savaşın ne ABD’nin ne de Çin’in şimdilik işlerine gelmeyeceği söylenebilir. Bu iki ülke gerilimi bir sıcak çatışmaya vardırmadan sona erdirebilmek için adımlar atacaklardır. Tabii, bu adımların, Ban Ki Moon’un dikkatleri çektiği “kaza” yaşanmadan önce atılması gerekir…

Pin It on Pinterest