Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Avrupa’da ayrılık rüzgârları (02.04.2013) Türkiye Gazetesi

Kökleri çok eskilere gitmekle birlikte bu üç ülkedeki ayrılıkçı/bağımsızlıkçı seslerin son birkaç yılda daha gür işitilmesinin arkasında elbette ekonomik kriz yatıyor. Zaten var olan etnik, dilsel ve yer yer dinsel ayrışmalar, bağımsızlık isteyen sivil toplum hareketlerinin olduğu kadar, siyasi partiler tarafından da “özgürleşme” arzusunun sebepleri olarak ileri sürülüyor. Real Madrid ve Barcelona futbol takımları arasındaki El Classico maçları dünya çapında on milyonlarca futbolseveri televizyon başına çeken en önemli derbi olarak kabul edilir. Londra’yı ziyaret eden turistler kendilerine mahsus kareli etekleri ve şapkalarıyla saray muhafızlığı yapan İskoç askerleriyle mutlaka fotoğraf çektirirler. Brüksel’de dolaşırken, sokak tabelalarından otobüs isimlerine kadar her yerde Fransızca ve Flamanca ibarelerin bir arada yazılmış olması mutlaka dikkatinizi çeker. Belki de önümüzdeki 10 yıl içinde bu üç konu da tarihe karışacak. Çünkü İspanya, Britanya ve Belçika’da ayrılıkçı hareketler giderek güç kazanıyor.

Katalonya Özerk Bölgesi’nin başbakanı Artur Mas, Avrupa’daki en önde gelen ayrılıkçı liderlerden. Barcelona merkezli Katalonya’nın İspanya’dan bağımsızlığını kazanması gerektiğini ileri süren güçlü bir siyasi harekete liderlik eden Mas, hâlen var olan özerkliğin yeterli olmadığını, mutlaka bunun ötesine geçilmesi gerektiğini savunuyor. Katalonya’nın önde gelen partileri olan Cumhuriyetçi Sol (Esquerra) ve Halk Birliği Adaylığı (CUP) başta olmak üzere bölgenin bağımsızlığını hedefleyen siyasi partilerin aldığı toplam oy %60’lara yaklaşıyor.

 

KATALONYA BÖLGESİ

25 Kasım 2012’de, dört yıl içinde bağımsızlık için referandum yapılması yönünde bir karar alan Katalonya Bölgesel Parlamentosu İspanya Hükümeti’nin sert tepkisiyle karşılaştı. Madrid yönetimi ne referanduma ne de bağımsızlığa izin vereceklerini açıkça ifade etmiş olmasına rağmen 23 Ocak 2013’te Katalonya Parlamentosu bir adım daha ileri giderek, “Egemenlik Bildirgesi” yayınladı. Bu bildirgeyle, bağımsızlık için çalışmaların resmen başlatıldığı ilan edildi.

Britanya’da da durum İspanya’dakinden parlak değil. İskoç Milli Partisi (SNP) lideri Alex Salmond, partisinin İskoçya’da kazandığı seçim zaferinden hemen sonra 2014 sonbaharında bağımsızlık referandumu yapılacağını açıklamıştı.

10 Ocak 2012’de İskoçya Hükümeti, referandumun mutlaka yapılacağını teyid eden bir açıklama yaptı. İspanya’dakinin aksine, İngiltere Başbakanı David Cameron, Salmon ile bir anlaşma imzalayarak, yapılacak olan referandumun hukuki çerçevesi konusunda anlaştı.

18 Eylül 2014’te yapılması beklenen referandumdan önce İskoç partileri özellikle ekonomik konularda nasıl bir ayrışma olacağı konusunda sert tartışmalar yürütüyorlar. İskoçya’nın İngiliz sterlinini kullanmaya devam edip etmeyeceği, İskoçya’nın ayrı bir merkez bankasının olup olmayacağı, vergilerin kimin tarafından toplanacağı, emekli maaşlarını kimin ödeyeceği, bağımsızlıktan sonra AB ile ilişkilerin nasıl olacağı gibi önemli konular İskoç siyasetinin gündemini işgal ediyor. Bugün itibariyle bağımsızlık isteyen İskoçların sayısı %50’nin biraz altında seyrediyor.

 

BELÇİKA DA DURULMADI

Avrupa tarihinin hükümet kuramama rekorunu kıran Belçika’da da ayrılıkçı hareketler hız kesmiş değil. Fransızca konuşan Valonlar ile Flamanca (Hollanda dili) konuşan Flamanlar arasındaki derin uçurum, hükümet kurulduktan sonra da kapanamadı. Flaman milliyetçi partileri başta Fransızca konuşulan okullarda Flaman çocukları için ayrı sınıflar açılması olmak üzere çok sayıda istek ileri sürüyorlar. Ekonomik krizin hafiflememesi hâlinde, Haziran 2010’daki seçimlerde % 28’lik oy oranına ulaşan Yeni Flaman İttifakı’nın (N-VA) Belçika’dan ayrılma konusundaki görüşlerini daha sert biçimde dile getirebileceği tahmin ediliyor.

Kuşkusuz, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerdeki ayrılıkçı hareketler bu üç örnekle sınırlı değil. İtalya’nın zengin kuzey bölgesinin bağımsız olması düşüncesi şimdilik sıcaklığını kaybetmiş olsa da, İtalya’daki siyasi istikrarsızlığa ve ekonomik krize bağlı olarak yeniden canlanması söz konusu olabilir. Fransa’dan ayrılmak için uzun yıllar mücadele yürüten Korsika milliyetçileri de, AB içindeki ayrılıkçı rüzgârlardan etkilenebilir.

Bütün bu örnekler, önümüzdeki yıllarda yepyeni bir Avrupa siyasi haritasıyla karşılaşabileceğimizi gösteriyor. ‘Arap Baharı’nın, Orta Doğu haritasını yeniden şekillendirebileceğinin tartışıldığı bu günlerde, “Eski Kıta”nın da harita değişikliklerine gebe olduğunu söylemeden geçemeyiz.

EL CLASSICO TARİH OLABİLİR

İskoçlar arasında bağımsızlık yanlıları yüzde 50 civarına ulaşırken, 2014 yılında yapılacak referandum için  kampanyalar sürüyor… İspanya’da ise bağımsızlık isteyen Katalan bölgesinin takımı olan Barcelona ile Real Madrid arasındaki maçlar dünyanın ilgisini çekerken, ayrılık durumunda “El Classico” da tarih olacak.

Pin It on Pinterest