Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Obama’nın Filistin açılımı! (24.05.2011) Türkiye Gazetesi

ABD Başkanı Obama’nın, “İsrail 1967 öncesi sınırlarına çekilmeli” görüşünü, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’ye gerçekleştireceği resmî ziyarete bir gün kala yapması, Tel Aviv yönetiminde ‘homurdanmalara’ yol açtı. KİME GÖZ KIRPTI? Gelişmeler, Obama’nın yeni çıkışı ile Filistinlilerden ziyade İsrail tarafına ‘göz kırptığı’nı, yaklaşan başkanlık seçimi öncesinde Tel Aviv’i zora sokacak bir eyleme kalkışmak yerine desteklemeye devam edeceğini gösteriyor. ABD Başkanı’nın 19 Mayıs’ta yaptığı ‘Orta Doğu ve Kuzey Afrika İçin Fırsat Anı’ başlıklı konuşması, yılbaşından bu yana bölgede meydana gelen gelişmelere ilişkin değerlendirmeler içermekteydi. Obama, Mısır ve Libya karşısındaki tavrıyla mukayese edildiğinde, ‘pasif kalmak’la itham edildiği, Suriye ve bugüne kadar net bir tavır sergilemediği Bahreyn’i de konuşmasına dâhil etmişti. Bölgenin genelinde, halklardan gelen meşru taleplere yönetimlerce olumlu karşılık verilmesinden, reformlar yapılmasının gerekliliğinden ve sivillere karşı şiddet kullanılmasının kabul edilemezliğinden bahseden ABD Başkanı, İsrail yönetimi tarafından temkinli biçimde karşılanan, çok önemli noktaları da dile getirdi. MANEVRANIN ANLAMI NE? Obama’nın, kendisinden önce Bill Clinton ve George W. Bush tarafından da ifade edilen, ‘İsrail’in 1967 öncesi sınırlarına çekilmesi’ görüşünü, seleflerinden çok daha net bir biçimde tekrar etmesi, üstelik bu açıklamayı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’ye gerçekleştireceği resmî ziyarete bir gün kala yapması, Tel Aviv yönetiminde bireysel ‘homurdanmalara’ yol açtı. Washinton’da 20 Mayısta yaptıkları görüşmede Obama, ABD’nin İsrail’in varlığına ve güvenliğine verdiği geleneksel desteği teyid etmiş olsa da, Netanyahu’nun beklentilerinin aksine, 1967 sınırlarına çekilmiş İsrail konusundaki pozisyonundan geri adım atmadı. Musevi lobisinin desteğini almanın, en azından onların düşmanlığını kazanmamanın her aday açısından önem taşıdığı başkanlık seçimine 18 ay kalmışken, Obama’nın, Musevileri kızdırma pahasına ‘1967 öncesi sınırlara sahip bir İsrail’ için neler yapabileceği elbette tartışma konusu. Yoksa Obama, yaygın kanaatin aksine, aslında İsrail’i ‘köşeye sıkıştıracak’ değil, ‘rahatlatacak’ bir manevranın mı peşinde? DÖRT ÖNEMLİ NOKTA İlk bakışta yepyeni bir barış önerisi olmaktan ziyade, evvelce de dile getirilmiş, hatta bir ölçüde Filistin ve İsrail taraflarınca da kabul görmüş önerileri tekrar gündeme taşımaktan ibaret gibi yaklaşım izlenimi veren Obama’nın ‘Filistin Açılımı’nda dört önemli nokta öne çıkıyor. Birincisi, Obama’nın açıklaması kesinlikle iki tarafı “eşit” değerlendiren, dengeli bir açıklama değil. ABD Başkanı, İsrail’e yönelik terör eylemlerinin, İsrail’e düşen roketlerin, otobüslere yerleştirilen bombaların, İsrail halkını çocuklarının bu eylemlerde ölebileceği endişesini taşıyarak yaşamaya zorladığını belirtirken, Filistinlilerin de, işgalin doğurduğu aşağılamanın acısını çektiklerinden bahsediyor. Filistinlilerin de, İsrail operasyonlarında binlerce can kaybettiğini “ıskalıyor”. Keza, “İsrail’i gayrimeşru ilan etmenin Filistinlilere bağımsız bir devlet getirmeyeceği”ni ifade eden Obama, ABD’nin “İsrail’i uluslararası alanda yalnızlaştırmaya ve izole etmeye dönük ter türlü teşebbüsün karşısında olmaya devam edeceğini” açıkça ilan ediyor. Bunları söylerken, her yönüyle yasal, meşru ve adil gerçekleştirilmiş olan 2006’daki Filistin Parlamento seçimlerinin sonucunun gayrimeşru ilan edilmesinden dolayı ortaya çıkan karmaşa ve iç savaş boyutlarına varan istikrarsızlığın sorumluluğunu ortada bırakıyor. YENİ UNSUR YOK İkincisi, Obama’nın Filistin-İsrail ihtilafı için öngördüğü çözümde hiçbir yeni unsur göze çarpmıyor. 1967 sınırlarına çekilmiş bir İsrail kurulması fikri, kendisinden önceki başkanlarca da dile getirilmişti. Aynı şekilde, işgal altındaki topraklardaki Yahudi yerleşimlerinin bir bölümündeki İsrail egemenliğinin devam etmesi karşılığında, İsrail’e ait bazı toprakların Filistin’e verilmesini öngören, ‘değiş-tokuş’ formülü de daha önce Başkan Clinton tarafından 2000’de ortaya atılan parametreler içinde yer almaktaydı. Filistin lideri Mahmut Abbas 2010’da ‘değiş-tokuş’tan yana olduklarını ifade etmiş ama verilecek ve alınacak toprakların bire bir aynı yüzölçümünde olması gerektiği konusunda ısrarcı olmuştu. Obama da, Filistin sorununun en az toprak kadar önemli diğer iki çözümsüz kalmış konusu olan ‘Kudüs’ün Statüsü’ ve ‘Filistinli Mültecilerin Durumu’ hakkında bir çözüm önerisi getirmiyor. “Toprak konusunda bir anlaşma sağlanırsa, bunun diğer iki konuda da sağlıklı bir görüşme süreci yürütülebilmesinin önünü açabileceğini” ifade eden Obama, İsrail’in Kudüs’ü başkent olarak tanımaktan vazgeçmeyeceğini, Filistinlilerin de, Bağımsız Filistin Devleti için Kudüs dışında hiçbir başkent önerisini kabul etmeyeceklerini defalarca söylediklerini biliyor ve şimdilik ‘çözümü imkânsız’ görünen bu iki konuya sadece ismen değinip, geçiyor. Halbuki, bu iki konuda hiç olmazsa temel bazı ilkelerin taraflarca baştan benimsenmemesi durumunda, toprak paylaşımı sürecinin de kesintiye uğrayabileceği, geçmişteki örneklerle defalarca ispatlanmış durumda. Diğer taraftan, toprak meselesi halledilirken, Batı Şeria ve Gazze arasındaki irtibatın nasıl sağlanabileceği konusunda da Obama’nın getirdiği bir öneri yok. SİLAHTAN ARINDIRMA! Üçüncüsü, Obama’nın açıklaması bazı müphem ifadeler de içeriyor. Obama İsrail’in güvenliği konusuna önemli bir vurgu yapıyor. Her devlet gibi, İsrail’in de kendisini savunma hakkı bulunduğunun altını çizerken, İsrail askerlerinin işgal altındaki topraklardan kademeli çekilişi sırasında, Filistin Yönetimi’nin ‘egemen ve silahlardan arındırılmış’ bir devlette güvenliği sağlama sorumluluğunu üstleneceğini kaydediyor. Obama’nın bu açıklamasında yer alan ‘silahlardan arındırılmış devlet’ ifadesinin tam olarak ne anlama geldiğini anlamak zor. Terörizmin önlenmesi, Filistin’e silah girişinin önünün kesilmesi ve sınır güvenliği konularını öne çıkaran Obama’nın ‘ordusu olmayan bir Filistin Devleti’ni mi ima ettiği sorusu ister istemez akla geliyor. Dördüncüsü, Hamas mevcut tutumunu sürdürdüğü sürece, barış görüşmelerinin başlatılamayacağı Obama tarafından açıkça belirtiliyor. ABD Başkanı, İsrail’in varlığını sorgulayan tutum ve yaklaşımlara sahip kişilerin bulunduğu bir Filistin Hükümeti’yle sorunlara çözüm bulunamayacağını dile getirirken, El Fetih ve Hamas arasındaki yıllar süren çatışmayı sona erdiren anlaşmanın da meşruiyetini sorguluyor. Bu çerçevede Obama yönetimi, ancak Filistin halkının tamamını temsil eden bir milli mutabakat hükümetinin İsrail’le barış masasına oturabileceği gerçeğini göz ardı ediyor. NEYİN AÇILIMI? Bu hususları göz önüne aldığımızda, Obama’nın Filistinlilerden ziyade İsrail tarafında ‘göz kırptığı’, yaklaşan başkanlık seçimi öncesinde İsrail’i zora sokabilecek bir eyleme asla kalkışmayacağı, Hamas’ın ‘ehlileştirilmesi’ için çaba sarf edeceği ve hepsinden önemlisi, ne yaparsa yapsın, uluslararası alanda İsrail’in yanında olmaya devam edeceği net bir şekilde anlaşılıyor. Böyle olunca da, kapsamlı ve Filistinliler tarafından da kabul edilebilir bir çözüm önerisi için bir süre daha beklemek kaçınılmaz oluyor. Obama’nınki, “Filistin Açılımı”ndan çok “İsrail Açılımı” gibi duruyor! 1948’de kurulan İsrail, satın aldığı ve işgal ettiği topraklarda büyüyerek 1967 savaşında en geniş sınırlarına ulaştı. ABD?Başkanı Obama, bugün “İsrail 1967 öncesi sınırına çekilmeli” diyor. Ama yaygın kanaatin aksine, aslında İsrail’i ‘köşeye sıkıştırmak’ için değil, ‘rahatlatmak’ için bir manevranın peşinde olduğu görülüyor.HOMURDANMALARA YOL AÇTI

Pin It on Pinterest