Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Babasının çizgisi Esad’ı yalnızlığa mahkûm edecek (10.05.2011) Türkiye Gazetesi

BAHANESİ ÇOK

Önce Irak savaşını sonra Lübnan ve Filistin’deki durumu, genel olarak da ABD ve İsrail’le olan gerginliği bahane eden Suriye Devlet Başkanı Esad, 11 yıldır reform çağrılarına direndi. İKİ SEÇENEĞİ VAR Suriye’yi babası gibi Arap Alevisi azınlığa sırtını yaslayarak yönetmeyi tercih eden Beşar Esad ya, kan dökmeye devam edecek ya da süratli biçimde yönetimi demokratikleştirecektir. 2010 baharında, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencilerinden bir grupla Suriye’yi ziyaret etmiştik. Fakülte’de verdiğim Orta Doğu dersi kapsamındaki bu ziyaret sırasında Şam Üniversitesi’nde, Suriyeli öğrencilerin de katıldığı bir panel düzenlemiştik. Konuşmalar yapıldıktan sonra, söz alan bir öğrencimiz panelin Suriyeli katılımcısına, “Beşar Esad diktatör mü?” diye sormuştu. Tamamen kendiliğinden gelişen bu soru, panelin yapıldığı koskoca amfinin bir anda buz kesmesine sebep olmuştu. Fakat Suriyeli profesör gayet rahat bir şekilde cevap verdi: “Evet.” Bizler, bu cevap karşısında şaşkınlığımızı atamamışken, Suriyeli profesör devam etti: “Orta Doğu’daki tüm yöneticiler diktatördür. Bunlar arasında, iyi diktatörler de var, kötü diktatörler de. Beşar Esad iyi bir diktatör. Halk onu seviyor. Ülkesi için iyi şeyler yapmaya çalışıyor.” DÜNYADAN GİZLİYOR Bu cevabı veren profesörün 2011 başından itibaren tüm bölgeyi etkisi altına alan ve sonunda Suriye’ye de sıçrayan halk hareketleri çerçevesinde bugün de aynı görüşleri taşıyıp taşımadığını tahmin etmek zor. Dahası, benzeri bir soru bugün sorulsa, acaba Suriye’de kaç profesör aynı rahatlıkla Beşar Esad hakkında gerçek görüşlerini açıklayabilir? Önce Deraa’da ardından Şam ve Banias’ta çok sayıda Suriyelinin güvenlik güçlerince açılan ateş sonucunda öldürüldüğü olaylar, Esad’ın olağanüstü hali kaldıran kararnameyi yürürlüğe sokmasına rağmen bir türlü dinmedi. Dineceğe de benzemiyor. Binlerce kişinin gözaltına alındığı, muhaliflerin hiçbir gösterisine izin verilmediği ve kaldırılan olağanüstü halin aslında fiili bir sıkıyönetime dönüştüğü haberleri geliyor. Tıpkı Mısır’da olduğu gibi, yönetime karşı seslerini yükseltenler, interneti kullanarak dış dünyaya ulaşmaya çalışıyorlar. Mübarek’in görevden ayrılma sürecini analiz eden Şam yönetimi internet ve cep telefonuyla haberleşmeyi ciddi kısıtlamalara tabi tutarak, olup bitenleri dünyadan gizlemeye çalışıyor. Mübarek’in söylemine benzer bir biçimde, “Suriye üzerinde dış mihrakların oyun oynadığı” tezine sarılan Esad, muhalefeti “işbirlikçi” olmakla itham ediyor. YÜZDE 75’İ SUNNİ Yaklaşık 22 milyon olan Suriye nüfusunun %75’ini Sünni Müslümanlar oluşturuyor. Nüfusun %12’si Arap Alevisi Müslümanlardan ve %10’u da Hristiyanlardan müteşekkil. Ülkeyi 1970-2000 yılları arasında yöneten Hafız Esad, başta ordu, istihbarat ve mülki idareler olmak üzere kilit noktalara kendisi gibi Arap Alevisi olan kişileri yerleştirmişti. Ülkede çeşitli Sünni grupların başlattığı muhalif hareketleri son derece şiddetli biçimde bastıran Esad, 1982’de Hama ve Humus kentlerinde yaklaşık 30.000 kişiyi öldürmek suretiyle Müslüman Kardeşler örgütünü büyük ölçüde etkisizleştirmeyi başarmıştı. Teknik olarak 1967’den beri İsrail’le savaş halinde bulunan Suriye, 1980’lerde de, Türkiye’deki terör örgütünü de desteklemeye başlamış, örgüt liderini yıllarca Şam’da barındırırken, Lübnan’daki Bekaa Vadisi’nde de örgütün militanlarının eğitim gördüğü kamplar açılmasına müsaade etmişti. İran-Irak savaşı sırasında İran’la yakınlaşmaya başlayan Suriye, ABD tarafından terörü destekleyen ülkeler listesine alınmıştı. TÜRKİYE’YE YAKLAŞTI Körfez Savaşı’nın sona ermesinden sonra önce 1991’deki Madrid Barış Konferansı’na katılan ardından da Orta Doğu Barış Süreci’nin çeşitli aşamalarında boy gösteren Hafız Esad yönetimi, 1990’ların sonunda ABD’de, İsrail’le gizli görüşmeler yürütmekteydi. Terör örgütü liderinin Şam’dan çıkartılmasından sonra da Türkiye’yle Suriye arasında bir bahar havası başlamıştı. 2000’de Hafız Esad’ın ölümünden sonra yönetime gelen Beşar Esad, önceliği ülke içinde iktidarını sağlamlaştırmaya verdi. George Bush’un Irak’a saldırması sırasında olabildiğince hareketsiz kalarak ABD’nin güvenini kazanmaya çalıştı. Başta Fransa olmak üzere AB ülkeleriyle ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirdi. Türkiye’yle dostluğunu pekiştirecek adımlar attı. Şubat 2005’te Lübnan’ın eski başbakanlarından Refik Hariri’nin öldürülmesinde Şam yönetiminin parmağı olduğu iddiaları sebebiyle, ABD’yle arası açılınca, 1975’te yerleştirdiği askerî birliklerini Lübnan’dan geri çekmek zorunda kaldı. Bu hamlesine rağmen ABD yönetimiyle arasındaki buzları eritemedi. İsrail’in Ehud Olmert döneminde gerçekleştirdiği Lübnan (2006) ve Gazze (2008-2009) saldırıları sırasında iki ülke arasındaki ilişkiler daha da gerginleşti. Dahası 2007’de İsrail uçakları Suriye’ye ait bir tesisi bombaladı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın başkanı Yukiye Amano, Nisan 2011’de yaptığı açıklamada, İsrail’in 2007’de vurduğu tesisin aslında bir nükleer reaktör olduğunu açıkladı. ANKARA’NIN TAVRI Önce Irak savaşını sonra Lübnan ve Filistin’deki durumu, genel olarak da ABD ve İsrail’le olan gerginliğin devam etmesini bahane eden Beşar Esad, göreve gelmesinin üzerinden yaklaşık 11 yıl geçmesine rağmen Suriye’de demokratik reformları gerçekleştirmemekte direndi. Demokrasi ve insan hakları alanlarında atılması beklenen adımlar bir yana, babası gibi Beşar da Suriye’yi Arap Alevisi azınlığa sırtını yaslayarak yönetmeyi tercih etti. Ülkeyi demir yumrukla yönetmesine rağmen, tüm Arap dünyasını etkisi altına alan halk hareketleri dalgasının Suriye’ye sıçramasını engelleyemeyen Esad, muhalefetin taleplerine kulak vereceği yerde, olup bitenleri “Suriye’yi karıştırmak isteyen hainlerin oyunu” olarak yorumlamaya devam etti. Bölgenin en önemli ülkelerinden Suriye’nin bu saatten sonra tek adam yönetimiyle devam etmesinin imkânsızlığı ortadadır. Esad ya, bugüne kadar yaptığı gibi kan dökmeye devam edecek ve ülkesini çok daha acılı bir döneme sürükleyecektir. Ya da, kendisine yapılan çağrılara kulak vererek, şiddete son verecek ve süratli biçimde yönetimi demokratikleştirecektir. Muhtemeldir ki, önce Mübarek’e, ardından da Kaddafi’ye “yönetimden çekil” mesajı veren ama Esad’a “teenni”, “itidal” ve “suhulet” çağrıları yapan Ankara, Esad’ın bugünkü tutumunu devam ettirmesi halinde, kısa süre içinde onu da yalnız bırakacaktır. Zira Esad adım adım babasının 1982’deki çizgisine ilerlemektedir. Ankara, Esad’a halen “çekil” mesajı vermemesini kendi halkına izah etmekte zorlanmaya başlamıştır.

Pin It on Pinterest