Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Muammer Kaddafi’nin “besleme” profesörleri (12.04.2011) Türkiye Gazetesi

İMAJ ANLAŞMASI

Harvard üniversitesi bünyesinde kurulan Monitor Group danışmanlık şirketiyle Libya Hükümeti arasında, Libya’nın dünyadaki imajını değiştirmek için 2006’da 3 milyon dolarlık sözleşme imzalanmış. Kaddafi’ye ÖVGÜLER Hemen işe koyulan şirket birçok profesörü Libya lideri Kaddafi ile tanıştırmış. Çok sayıda etkili ABD gazetesinde, Kaddafi’nin “yumuşak ve demokrasiye yatkın kişiliğiyle” ilgili makaleler çıkmış. Libya’daki çatışmalar ve NATO harekâtı devam ederken, Batı dünyasındaki bazı üniversiteler ve profesörler Albay Kaddafi’nin akademik dünyaya gösterdiği ‘yakın ilgi’ yüzünden medyanın ilgi odağı haline gelmiş durumda. Lockerbie davasında ABD ve İngiltere’yle anlaştıktan sonra, Batı’daki imajını düzeltmek için 2000’lerin ortalarından itibaren sistematik bir ‘kamu diplomasisi’ atağına kalkışan Kaddafi, meğer aralarında çok ünlü isimlerin de bulunduğu Batılı akademisyenlerden müteşekkil bir danışmanlar kurulu oluşturmuş. Ankara Üniversitesi ATAUM’un çıkardığı e-Bülten’in mart sayısında yer alan “Danış(manl)ıklı Dövüş” başlıklı makalede, ABD’nin en saygın üniversitelerinden Harvard bünyesinde kurulan Monitor Group adlı bir danışmanlık şirketiyle Libya Hükümeti arasında 2006 yılında 3 milyon dolarlık bir sözleşme imzalandığından söz ediliyor. Sözleşmeye göre, danışmanlık şirketi etkin bir kamu diplomasisi yürütmek suretiyle Libya’nın dünyadaki imajının pozitif yönde değişmesi için çaba harcamayı taahhüt etmekteydi. “Muammer Kaddafi’nin halkı tarafından sevilen, popüler, entelektüel ve bilge bir halk adamı” olarak tanıtılacağı da sözleşmenin hükümleri arasında yer almaktaydı. KADDAFİ’Yİ ÖVEN YAZILAR YAZILMIŞ Libya Hükümeti’yle anlaşır anlaşmaz işe koyulan şirket, aralarında neo liberal uluslararası ilişkiler yaklaşımın kurucusu ve “yumuşak güç” kavramının kâşifi Joseph Nye’ın da bulunduğu bazı akademisyenleri Kaddafi’yle görüştürmüş. Harvard’dan Robert Putnam, Rutgers’dan Benjamin Barber, Princeton’dan Bernard Lewis ve İngiltere’nin önde gelen sosyal bilimler üniversitesi London School of Economics’ten (LSE) Antony Giddens da danışmanlar kurulunda yer alıyorlarmış. Danışmanlar Kurulu üyelerinin, Monitor Group’la kuruduğu mali ilişkilerin neticesi olarak çok sayıda etkili ABD gazetesinde, Kaddafi’nin “yumuşak ve demokrasiye yatkın kişiliğiyle” ilgili makaleler çıkmış. Kaddafi’nin akademik dünyaya duyduğu ilgi bununla sınırlı kalmamış. Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin 2008’de doktora çalışmalarını “başarıyla” tamamladığı LSE’ye, Libya hükümeti tarafından farklı programlar çerçevesinde yaklaşık 3.7 milyon sterlin taahhütte bulunulduğunun ortaya çıkması ünlü üniversitenin bazı yöneticilerinin istifasına yol açtı. LSE, bugüne kadar Libya hükümetinden 300 bin sterlin alındığını kabul ederken, bundan böyle “tek kuruş” bile kabul etmeyeceklerini açıkladı. Hemen arkasından da, Seyfülislam Kaddafi’nin “Sivil Toplumun Küresel Yönetişim Kurumlarının Demokratikleşmesindeki Rolü” başlıklı tezinin, başkalarının akademik çalışmalarından intihallerle dolu olduğu iddiası araştırılmaya başladı. Konuyla ilgili olarak ABD ve İngiltere basınında yürütülen tartışmalarda Kaddafi’yle Batılı bilim adamları ve üniversiteler arasındaki parasal ilişkiler, “skandal” olarak nitelendiriliyor. Hâlbuki başta ABD olmak üzere birçok devletin, kendi politikalarını destekleyen rapor, makale ve kitap yazmaları için çok sayıda akademisyenle uzun yıllardır benzer bir ilişki içinde oldukları bilinen bir gerçek. George Bush’un başkanlığı sırasında Irak saldırısına uluslararası meşruiyet kazandırmak için geliştirilen “ön alıcı saldırı” kavramının savunucularıyla ABD Hükümeti arasında kurulan “danışmanlık” ilişkisini öne çıkaran haberler ABD basınında yer almıştı. Keza, yeni muhafazakâr görüşleri savunan kimi düşünce kuruluşlarının (think tank) Bush yönetiminin cömertçe desteklediği projeler sayesinde faaliyet gösterebildikleri de hep yazıldı. ABD’deki lobiler ile bazı üniversiteler ve düşünce kuruluşları arasındaki organik bağ inkâr edilmiyor. Vergisini ödedikleri müddetçe, akademisyenlerin şirketlere para karşılığı danışmanlık yapmaları da hem yasal, hem de gayet normal karşılanıyor. Dolayısıyla, Kaddafi’nin kendisine yardımcı olacak “besleme profesörler” bulmak konusunda hiç de zorluk çekmediği, aksine bu işlerde uzmanlaşmış Harvard’lı profesörlerin kurduğu şirketin bizzat Kaddafi’ye teklif götürmüş olduğu iddiası doğru gibi gözüküyor. LİBYA’YLA SINIRLI DEĞİL Arap dünyasında, paranın gücünü kullanarak, saygın Batılı akademisyenler üzerinden imaj çalışması yaptıran tek kişi herhalde Kaddafi değil. Suudi Arabistan’dan Katar’a, Bahreyn’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar tüm petrol zengini Arap ülkelerinin Batılı profesörlerle ve alanlarında uzmanlaşmış kişilerle sıcak ilişkiler kurdukları vakıfları, üniversiteleri, şirketleri ve yayın kuruluşları var. Kamu diplomasisinin, Batı’da geliştirilen kurallarını günümüzde Doğu dünyası da pekâlâ uyguluyor. Kaddafi’nin yaptığı değil, paraya tamah edip, inanmadıkları halde onu “sempatik bir halk kahramanı” ilan edenlerin durumu sorgulanmalı. Kim bilir, kaç Batılı üniversite bugüne kadar anti demokratik yönetimlerden ne kadar para aldı? Kim bilir kaçı, bağımsız bilim üretme kisvesi altında, kendi hükümetlerinin politikalarını aklama aracı olarak kullanıldı?

Pin It on Pinterest