Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Dış politika arşivlerimizdeki kozmik odalar (12.01.2010) Türkiye Gazetesi

Türk dış politikası konusunda araştırma yapanlar, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Adana’da yaptığı görüşmenin tutanaklarına bile hâlâ ulaşamıyor.Dışişleri ve Genelkurmay arşivleri kapalı oldukça Türk dış politikasının tarihi eksik yazılacaktır. Türk Dış Politikasının tarihi layıkıyla yazılamaz. Bilimsel gözlerle titiz bir biçimde incelenmek suretiyle açığa çıkartılan bir tarihi derinlikten mahrum bırakılan dış politikamız, söyleminiz ne olursa olsun, hakikatte stratejik derinlikten de mahrum kalmaya mahkûmdur. Zira tarih bugünü anlamamıza, yarını tahmin etmemize yardımcı olan yegâne araçtır. Dış politikamızın tarihinin layıkıyla yazılamayacağına dair kesin hüküm vermemize sebep olan şey Türkiye’deki siyasi tarihçilerin ve dış politika uzmanlarının on yıllardır ısrarla dile getirmelerine rağmen, Dışişleri arşivlerimizin anlaşılması güç bir inatla halen araştırmacılara kapalı tutulmasıdır. Sanki bilim adamlarımızın önüne kozmik bir duvar örülmüş gibidir. Dışişleri Bakanlığımızın arşivlerinde akademik araştırma yapabilmek için acaba bir hâkimden arama izni mi almak gereklidir? YABANCILARA MAHKUMUZ Türk dış politikası tarihiyle ilgilenenlerin incelemek istedikleri arşiv belgeleri elbette çok yakın döneme ait, devlet sırrı niteliği devam eden belgeler değildir. Bu kişiler her demokratik ülkenin kendi bilim adamına ve araştırmacılarına cömertçe sağladığı imkânların kendilerine de verilmesini arzu etmektedirler. 1930’lu, 40’lı, 50’li yıllarla ilgili diplomatik yazışmaların ne gibi bir gizliliği ve devlet sırrı niteliği olabilir? Örnek vermek gerekirse, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye ile İngiltere arasındaki resmî yazışmalar, karşılıklı yardımlar, Almanya’ya karşı izlenebilecek ortak tutum, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Adana’da yaptığı görüşmenin tutanakları gibi belgeleri bugün dahi görme imkânına sahip değiliz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İşin garip tarafı, söz konusu belgelere milli arşivlerimizde ulaşmamız söz konusu değilken, İngiltere, Fransa, ABD hatta Soğuk Savaş sona erdikten sonra Rusya Federasyonu arşivleri araştırmacılara bu belgeleri sunmaktadır. Yani, Türk bilim adamı, kendi ülkesinin dış politika tarihini araştırmak için yabancı ülkelere gitmeye ve o ülkelerin arşivlerinde çalışmaya âdeta mecbur bırakılmaktadır. YARIM ASIRLIK BELGELER Devlet Arşivlerimizin çalışma biçimini ve arşiv malzemesinin nasıl saklanacağını düzenleyen yönetmeliğin altıncı maddesi devlet kurumlarının, “ilgili oldukları dönemde gizli kabul edilmiş ve halen bu özelliklerini koruyan arşiv malzemesinin” Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne devredildikten sonra da gizliliğinin devam edeceği hususunu düzenlemektedir. Söz konusu gizlilik, yine aynı maddeye göre “ilgili birimlerin görüşü alındıktan sonra Arşiv Genel Müdürlüğü’nün teklifi üzerine Başbakanlıkça kaldırılır.” Akademik hayatım boyunca verdiğim dışişleri arşivlerinin kullanıcıya açılması mücadelesini, Avrupa Birliği müzakerelerinin ilerlediği, daha demokratik bir ülke haline geldiğimizin söylendiği, bilime-araştırmaya daha fazla kaynak ayrıldığının iddia edildiği bir dönemde de hâlâ sürdürüyor olmak beni son derece rahatsız ediyor. İlgili kurumlarla görüşmelerimizde, dışişleri arşivinin kapalı olmasının gerekçesi her zaman aynı: “Belgeler henüz tasnif edilmedi. Tasnif tamamlanmadığı için de belgeler üzerindeki gizlilik kaydı kaldırılmadı.” Bu 15 yıl önce de böyleydi; bugün de böyle. Yani, tüm demokratik ülkeler kendi dışişleri arşivlerini tasnif etmek için yeterli personel istihdamını yapıyor ama Türkiye, -bir yandan tarihine ne kadar büyük önem verdiğini söylerken- bunu yapmıyor. Hâlbuki bu kaynak ayrılmadığı için yurt dışına gidip, oralardaki arşivlerde çalışmak zorunda kalan araştırmacılarımızın maliyeti, Arşivlerimizin sağlıklı çalışabilmesi için harcanacak paradan kat be kat fazla. Üstelik yabancı ülkelerin belgelerine tek taraflı olarak dayanmak zorunda kalan bu araştırmacılarımız, çoğunlukla meselenin Türkiye tarafından nasıl algılandığına vâkıf olmadan makaleler yazıyorlar, kitaplar çıkarıyorlar. Türk dış politikası tarihiyle ilgili herhangi bir kitabı elinize alıp da kaynakçasına baktığınızda, bir tek dışişleri arşiv belgemiz bile gözünüze çarpmazken, çok sayıda yurt dışı resmî belgeye rastlıyorsunuz. Türk siyasî tarihçiliği açısından bu durum bir trajedidir. Her aklıselim sahibi devlet adamımızın kabul edebileceği gibi, 50-60 sene öncesine ait diplomatik yazışmalarımızın hâlâ kozmik odalarda korunuyor olması ne şeffaflıkla, ne de bilime değer verilmesiyle örtüşür. Ümit ederim ki, Dışişleri bakanımızın akademisyen kökenli oluşu bu yönde olumlu adımlar atılmasını ve birkaç yıl içinde bizlerin de, tıpkı yurt dışındaki meslektaşlarımız gibi kendi milli arşivlerimizde kendi diplomatik belgelerimizi inceleyebilmemize yol açacaktır. GENELKURMAY DA AÇMALI Dışişleri arşivlerinin bir an önce araştırmacıların hizmetine sunulması için devlete üç önerim var: 1-Tüm arşivi “tasnif” edene kadar beklemeyin. Belgeleri dönemlere ayırın. Bu dönemlerin tasnifi bittikçe, araştırmacının kullanımına açın. Mesela, pilot uygulama olarak 1939-1945 yılları arasını kapsayan İkinci Dünya Savaşı yılları alınabilir. 2-Tasnifin hızlı yürümesini sağlayabilmek için yeterli personele sahip değilseniz ve bütçe imkânları tam zamanlı personel istihdamına elvermiyorsa, üniversitelerimizde yüksek lisans ve doktora yapmakta olan, konuyla ilgili genç akademisyenlerden yarı zamanlı ya da burslu olarak yararlanın. Emin olun, sırf bu ulvi hizmete katkı sağlamak için bilabedel, gönüllü olarak çalışacak onlarca idealist genç bulursunuz. 3-Belgeleri incelenmeye hazırlarken, ele alınan dönemler ve konularla ilgili olarak yurt dışındaki arşivlerde çalışmış uzman akademisyenlerden oluşan danışma kurulları oluşturun. Onların görüş ve önerileri doğrultusunda, daha hızlı ve sağlıklı bir tasnif politikası oluşturmanız mümkün olacaktır. Bir siyasî tarihçi olarak açılması gerektiğini düşündüğüm tek arşiv dışişleri arşivi değil. Genelkurmay arşivlerimiz kapalı oldukça da Türk dış politikasının tarihini eksik yazmak durumunda kalacağımızı biliyorum. Üstelik çok uzun yıllar boyunca dış politikasıyla, güvenlik politikası birbiriyle paralel cereyan eden Türkiye gibi bir ülkede bu daha da büyük bir zarurettir…

Pin It on Pinterest