Prof. Dr. Çağrı ERHAN

2009 yılında dünyada neler oldu? (29.12.2009) Türkiye Gazetesi

Bu yılın en önemli konusu kuşkusuz, 2008 sonbaharında başlayan küresel ekonomik krizdi. 2008’den devreden Irak ve Afganistan’daki çatışmalarla Gazze’deki dram da aynen devam etti20 Ocakta yemin ederek göreve başlayan ABD Başkanı Barack Obama’nın o tarihten sonra değişik zeminlerde bütün dünyayı ilgilendiren konularda yaptığı konuşmaların çoğu, kulağa hoş gelen ama reel bir karşılığı olmayan sözler olarak kaldı. 2009 yılının sona ermesine iki gün kaldı. Hepimiz geride bırakmakta olduğumuz yılın muhasebesini yapıyor, yeni yılın neler getirebileceğini tahmin etmeye çalışıyoruz. Bu çerçevede Diplomatik Muhakeme’de de, 2009 yılının dünya gelişmelerini gözden geçireceğiz… Dünyada 2009 yılının en önemli konusu kuşkusuz, 2008 sonbaharında başlayan küresel ekonomik krizdi. Yıl boyunca, hemen her gün krizin ulaştığı noktayla ilgili haberler ajanslarda yer aldı. Kimi ekonomistler en kötü günlerin atlatıldığını söylerken, kimileri de 2010’un krizin artçı sarsıntılarına sahne olacağı değerlendirmesini yaptılar. Yıl boyunca krizle ilgili en fazla dile getirilen cümle, bu krizin ülkelerin tek başlarına alacakları tedbirlerle değil, uluslararası iş birliği anlayışı içinde çözülebileceğiydi. Yıl boyunca söz konusu iş birliğini yansıtan çok sayıda toplantı yapıldı. Hem Londra ve Pittsburg’taki G-20 toplantılarında, hem İstanbul’daki Dünya Bankası-IMF ortak toplantısında ülkelerin beraberce neler yapabilecekleri tartışıldı. Krizin hafifleme sinyalleri vermeye başlamasıyla, bu müşterek mücadele anlayışının yerini yavaş yavaş her ülkenin kendi başının çaresine bakması düşüncesi almaya başladı ki, tam anlamıyla atlatılmamış olan bir badirenin yeniden alevlenmesine sebep olabilecek bu bencil yaklaşım, 2010’a ilişkin temkinli bir tutum içine girilmesini de beraberinde getirdi. TEMENNİDEN İBARET “Küresel iş birliği” kavramının aslında hâlâ bir iyi niyet temennisinden ibaret olduğunun en çarpıcı göstergeleri herhalde Mart’ta İstanbul’da yapılan Dünya Su Forumu ile aralık ayında Kopenhag’da toplanan İklim Zirvesi’nde ortaya çıktı. Zira tüm insanlığın geleceğini ilgilendiren ve ortak bir çabayla mücadele edilmesi gereken problemlerin çözümünde, gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkelerin ne kadar farklı önceliklere sahip olduklarını bu iki önemli toplantıda tüm çıplaklığıyla görme fırsatımız oldu. Hiçbir somut yaptırım gerektirmeyen, barışçı, kapsayıcı, kucaklayıcı ve küresel dayanışmaya bol miktarda vurgu yapan hamasi konuşmaların ötesine geçilip de, birtakım ciddi adımlar atılması söz konusu olduğunda, hiçbir ülke kendi ulusal çıkarlarına halel getirebilecek bir pazarlığın parçası olmaya yanaşmadı. Dolayısıyla, küreselleşme adı verilen ve kanaatimizce kendisine hak ettiğinden çok fazla anlam yüklenen kavramın, aslında dünyanın gelişmiş devletlerinin çıkarları paralelinde, bizzat bu ülkelerin devlet adamları, şirketleri, kanaat önderleri ve akademisyenleri tarafından inşa edilip yönlendirilen bir süreçten ibaret olduğunu bir kez daha görmüş olduk. KARŞILIĞI OLMAYAN SÖZLERBu yönüyle 2009, dünya ülkeleri arasında “karşılıklı bağımlılık”tan çok, zayıfların kuvvetlilere bağımlılığının varlığını, “uluslararası dayanışma”nın da ancak gelişmiş ülkelerin çıkarlarına uygun olduğu müddetçe söz konusu olabileceğini gösteren sayısız örneklerle doluydu. Yukarıda işaret ettiğim, iyi hazırlanmış, kulağa hoş gelen ama reel bir karşılığı olmayan konuşmaların üçünü ABD Başkanı Barack Obama yaptı. 20 Ocakta Washington’da göreve başlarken, 4 Haziranda Kahire’de “Müslüman Dünyası”na seslenirken ve 24 Eylülde New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na hitap ederken ABD Başkanı’nın defalarca altını çizdiği husus dünya siyasetinde ABD’nin tek başına hareket etmekten vazgeçip, uluslararası ilişkilere yeni bir çok taraflılık anlayışının hâkim olmasına öncülük edeceğiydi. Obama’ya göre, “birbirimizi anlamaya çalışmalıydık”, “ön yargılarımızı ortadan kaldırmalıydık”, “hepimizi ilgilendiren problemlere, hep birlikte çözümler üretmeliydik.” 2009 Obama’nın sözünü ettiği “çok taraflılık” açısından vasatın altında bir yıl oldu.GAZZE DRAMI SÜRÜYOR Öte yandan, önceki yıllardan 2009’a intikal eden pek çok konu, uluslararası ilişkilerde birer problem olmaya devam etti. 2008’i İsrail’in acımasızca yürüttüğü Gazze operasyonuyla tamamlamıştık. İsrail’de yapılan seçimlerde iktidara gelen Binyamin Netanyahu başkanlığındaki koalisyon hükümetinden 2009 yılı boyunca, Filistin meselesinin çözümüne dair olumlu bir işaret gelmedi. YENİ STRATEJİLER İran hâlâ aralanmamış bir esrar perdesi ardında sürdürdüğü nükleer çalışmalarıyla dünya gündemindeki yerini korudu. Zaman zaman Kuzey Kore’nin gerçekleştirdiği füze denemelerinin gölgesinde kalsa da, yılın geneline bakıldığında Batı dünyasının tehdit algılamasında şampiyonluğu elden bırakmadı! 12 Hazirandaki cumhurbaşkanlığı seçiminde en yakın rakibi Mir Hüseyin Musavi’yi geçerken hileye başvurduğu iddia edilen Mahmud Ahmedinecat, nükleer silah yapmadıklarını ama baskılara da boyun eğmeyeceklerini söylemeye devam etti. Musavi’nin belki de en büyük şanssızlığı, rejim yanlıları tarafından, İran’daki rejimi devirmeye çalışan Batı’nın içerideki ajanı olarak takdim edilmesiydi. 2010 tartışmalı seçimlerin hesaplaşmasının süreceği, diğer yandan da İran üzerindeki uluslararası baskıların artacağı bir yıl olacağa benziyor. 2009’da bir başka tartışmalı seçim de Afganistan’da yaşandı. Hakkındaki tüm yolsuzluk iddialarına rağmen, ABD’nin ve AB’nin himayesi altında cumhurbaşkanlığı yarışına tekrar giren Hamid Karzai, eski Dışişleri Bakanı Abdullah Abdullah’ı yendi yenmesine ama oyların sayımının neredeyse 3 ay sürmesi bu seçim hakkındaki hile ve usulsüzlük söylentilerinin doruğa çıkmasına yol açtı. Afganistan’ın geleceğini elbette bu seçim sonuçları belirlemeyecek. Ülke halen işgal altında. Taliban güçlenmeye devam ediyor. ABD Başkanı’nın açıkladığı yeni Afganistan Stratejisi, önceki tecrübelerden ders çıkarılmadığını, asker sayısının artırılmasının Taliban’ın üstesinden gelmeye yeterli olabileceğine ilişkin bir inancı ortaya koyuyor. Halbuki bölgedeki yabancı kuvvetlerin çekilme tarihi olarak 2011’in açıklandığı andan itibaren bu mücadeleyi ABD’nin kaybettiği çoktan tescil edildi. Afganistan halkının 2010 için ümitli bir bekleyiş içine girmesini gerektirecek güzel bir haber maalesef yok. AB VE DİĞER KONULAR 2009’un diğer önemli konuları arasında, AB’nin önemli “derinleşme” aşamalarından Lizbon Antlaşması’nın nihayet onaylanmasını, ABD’nin Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya füze yerleştirmekten vazgeçmesini, Somali açıklarındaki korsanların yıl boyunca gemi kaçırmaya devam etmelerini, Dubai emirinin iflasını ilan edip, sonra “yanlış anlaşıldığını” açıklamasını, Yunanistan seçimlerinde Yorgo Papandreu’nun iktidara gelmesini ama arkasından ülkede baş gösteren büyük ekonomik krizi saymamız mümkün. Türk dış politikasında 2009’un öne çıkan konularının bir değerlendirmesini gelecek haftaya bırakırken, bence bu yılın en önemli olayının Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e seslenişi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 2010’un Türk milletine, İslam âlemine ve tüm insanlığa huzur getirmesini diliyor, yeni yılınızı kutluyorum.

Pin It on Pinterest