Prof. Dr. Çağrı ERHAN

Ermeni sınırını açmak için hiç acelemiz yok (13.10.2009) Türkiye Gazetesi

 

Gerçekten Türkiye ile Ermenistan arasında kısa süre içinde diplomatik ilişkiler kuruluyor ve sınır açılıyor mu? Bu suali hemen “evet” diye cevaplamak mümkün değil. Bir adım öteye giderek söyleyeyim, bu sualin cevabının orta vadede “evet” olması da bence mümkün değil. Neden mi?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermeni mevkidaşı Eduard Nalbantyan’ın imzaladığı anlaşma yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Türkiye’nin dış politikasında Cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde görmediğimiz ölçüde bir yoğunluk var. Dış politikamızı oluşturan ve yönlendiren simaları, bir gün Atlantik’in ötesinde uluslararası bir konferansta, daha sonraki gün Ankara’da yabancı bir devletle yapılan ikili diplomatik temaslarda görebiliyorsunuz. Aynı anda hem komşularımızla ilişkilerde son derece önemli siyasi ve ekonomik süreçleri yürütmeye çaba gösteriyoruz, hem de küresel düzeyde dünyanın yeniden şekillendirildiği toplantılarda söz sahibi olmaya çalışıyoruz. Son bir ayda Türk dış politikasının gündemini işgal eden konuları bir gözünüzün önüne getirirseniz, neden bahsetmekte olduğumu daha iyi anlayabilirsiniz: İHTİYATLI VE YERİNDE ADIMLAR İki komşumuz Suriye ve Irak arasındaki ihtilafın çözümü için Türkiye’nin yürüttüğü başarılı mekik diplomasisi; Karşılıklı olarak vizelerin kaldırılmasıyla sonuçlanan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın İstanbul’a yaptığı ziyaret; Türkiye’nin gözlemci statüsüyle yer aldığı, Arap Birliği Teşkilatı’nın Kahire’deki dışişleri bakanları toplantısı; Türkiye’nin Güvenlik Konseyi üyesi olduğu Birleşmiş Milletler’in yıllık Genel Kurul toplantılarının başlaması; ABD’nin Pittsburgh kentinde yapılan G-20 toplantısı; Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanan 2009 yılı İlerleme Raporu taslağının basına sızması; Türkiye’yi yakından ilgilendiren İran’ın nükleer programı ve ABD-İran ilişkilerindeki tırmanma; Küresel ekonomik krize çare arayışının damgasını vurduğu İstanbul’daki Uluslararası Para Fonu (IMF) – Dünya Bankası ortak toplantısı; Kıbrıs’ta yürütülen toplumlar arası görüşmeler… Baş döndürücü bir hızla devam eden ve öngörülebilir bir gelecekte hacmini kaybedecek gibi gözükmeyen bu gündeme yetişmek için Dışişleri Bakanlığı bürokratları olağanüstü bir performans gösteriyorlar. Kuşkusuz personel eksikliği ve Bakanlığın teşkilat yapısının 21. Yüzyıl diplomasisinin gerçeklerine göre güncellenmesi gibi ihtiyaçlar, diplomatlarımızın bazen iki, üç kişilik işi yürütmelerine de sebep oluyor. Yine de, dış politikamızda Türkiye’nin bölgesel bir güç olmanın ilerisine geçerek küresel aktörler arasında yer almasına yol açabilecek ihtiyatlı fakat yerinde adımlar atılıyor. KOLAY SÜREÇ DEĞİL Bütün bu gündem içinde en fazla dikkati çeken gelişme, Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin tesisini ve kapalı bulunan sınırın açılmasını öngören protokollerin, İsviçre’nin Zürih kentinde 10 Ekim günü imzalanması. Protokollerin imza töreninde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, AB’nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov gibi isimlerin müşahit sıfatıyla yer almaları bile başlı başına bu protokollerin imzalanmasının ne kadar büyük önem taşıdığını gösteriyor. İmzaların atılmasından sonra Türkiye ve Ermenistan dışişleri bakanlarının yapmaları öngörülen açıklama taslaklarında tarafların karşılıklı olarak itiraz ettikleri hususların bulunmasından dolayı, imza töreninin başlaması yaklaşık üç saat gecikmiş ve iki dışişleri bakanının gidermekte zorlandıkları gergin yüz ifadeleri salonda bulunanları bir süre endişelendirmiş olsa da, imzalanmış antlaşma dosyalarının değiş tokuş edilmesi ve iki bakanın kameralar önünde el sıkışmalarıyla tören kazasız belasız sonuçlanmış oldu. Zorlanılarak, hatta biraz da ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un telkinleri sayesinde atılabilen imzalar bugünkü aşamaya gelinmesinin bile hiç de kolay olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Peki gerçekten de Türkiye ile Ermenistan arasında kısa süre içinde diplomatik ilişkiler kuruluyor ve sınır açılıyor mu? Bu suali hemen “evet” diye cevaplamak mümkün değil. Bir adım öteye giderek söyleyeyim, bu sualin cevabının orta vadede “evet” olması da bence mümkün değil. Neden mi? HÜKÜMET İSTERSE… Çünkü, bu protokollerin yürürlüğe girmesi için evvela Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun bulunması gerekiyor. Zira Anayasamızın uluslararası antlaşmaların yürürlüğe girmesiyle 90. Maddesi “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır” hükmünü içeriyor. Böyle olunca da, diplomatik ilişkilerin kurulabilmesi de, sınırın açılabilmesi de ancak imzalanmış protokol metinlerinin TBMM tarafından da onay görmesiyle mümkün olabiliyor. Anayasamızın 90. Maddesinde, söz konusu uygun bulma kanunun çıkarılabilmesi için nitelikli çoğunluk aranacağına dair bir hüküm yok. Dolayısıyla, muhalefetin bir bölümü Ermenistan’la yapılan protokollere “hayır” oyu verse de, Hükümet, Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak bu belgeleri süratle yürürlüğe sokabilir. Ama isterse. “İsterse” diyorum, çünkü Türkiye’nin Ermenistan’la yürüttüğü diplomasinin en önemli noktası burası. Türkiye’nin en üst düzeyde defalarca ifade ettiği gibi, Azerbaycan’ı rahatsız edecek hiçbir adımın Ankara tarafından atılması mümkün değil. Daha açık bir ifadeyle, Karabağ sorununda, Azerbaycan’ın da olumlu yaklaşacağı bir çözüm planını Ermenistan kabul etmedikçe ve işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarından çekilmeye dair bir takvimi başlatmadıkça, Hükümet, imzalanmış olan protokollerin Meclis tarafından onaylanmasını “istemeyecek”. Hükümet, protokolleri Meclis’e sevk edecek ama bu metinlerin onay için Meclis Genel Kurulu’nun gündemine alınmasını da geciktirecek. Dışarıdan bir baskı geldiğinde ise, Türkiye’de yasama ile yürütme arasında, tüm Batı tipi demokrasilerde olduğu gibi bir güçler ayrılığı prensibinin var olduğu, yürütmenin, yasamanın işlerine müdahale edemeyeceği, yani “topun artık Parlamento’da olduğu” ifade edilecek. Ne zaman ki, Ermenistan ve Azerbaycan, Azeri kardeşlerimizi tatmin edecek şekilde bir çözüme ulaşacaklar, işte o zaman TBMM, bu protokolleri hiç geciktirmeden onaylayacak. KIBRIS’TA DA YAŞANMIŞTI Benzeri bir durum, Kıbrıs meselesiyle ilgili olarak da yaşanmıştı. Hatırlarsanız, Türkiye Temmuz 2005’te gümrük birliğini “Kıbrıs” dâhil AB’ye yeni katılan ülkelere genişleten bir protokolü imzalamış ama söz konusu metin TBMM tarafından henüz onaylanmadığı için, limanlarını Rum bandıralı gemilere kapalı tutmaya devam etmişti. Kıbrıs’ta, KKTC’yi izolasyonlardan kurtaran düzenlemeler yapılmadıkça, bu konuda bir ilerleme olmayacağını net bir dille ifade etmişti. Tabii, Avrupa Birliği’nin buna tepkisi gecikmemiş, Türkiye ile müzakereler sekiz fasılda dondurulmuştu. Ermenistan protokolleri konusunda, AB’nin tepkisine benzer bir tepkiyle karşılaşma riski bulunmuyor. Türkiye’nin eli gayet kuvvetli. Meclis’in onay konusunda acele etmesini gerektirecek hiçbir durum da söz konusu değil. Böyle olunca da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçen yıl Erivan’a yaptığı maç ziyaretinden bugüne Türkiye’nin arka arkaya attığı olumlu adımlara, Ermenistan’ın artık cevap vermesi gerekiyor. Uluslararası hukuku hiçe sayarak işgal altında bulundurduğu Azerbaycan topraklarından çekilmesinin zamanının geldiğini anlaması gerekiyor. Son olarak, sınırın açılması için, protokolleri sadece TBMM’nin değil, Ermenistan Parlamentosu’nun da onaylaması icap ediyor. Ermenistan Parlamentosu’nda bu işlem gerçekleştirilmeden, bizim önce davranıp adım atmamızı zorlayan bir durumun da ortada olmadığını aklımızdan çıkartmamamız lazım. Onay, Karabağ…

Pin It on Pinterest