Prof. Dr. Çağrı ERHAN

OBAMA’NIN MESAJLARININ ŞİFRELERİ (14.04.2009) Türkiye Gazetesi

 Siyasi olaylar hakkında sıcağı sıcağına yorum yapmak son derece zordur. Zira süreç halen devam etmektedir. Mevcut gelişmenin, henüz içeriği bilinmeyen bir sonraki adımla bağlantısını kurmak neredeyse imkânsızdır. ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretinin her aşamasında, benim de aralarında bulunduğum çeşitli uzmanlarca dile getirilen görüşler de bu çerçevede yorumlanmalıdır. Şimdi ziyaretin tamamlanmasından bir hafta geçtikten sonra, 5 Nisan Pazar akşamından 7 Nisan Salı akşamına kadar Obama’nın ziyareti ekseninde yaşananları bir bütün olarak görüp, değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Kuşkusuz, önümüzdeki aylarda, bu ziyaretin bugünden tahmin edilmesi mümkün olmayan birtakım yansımalarının ortaya çıkabileceği ihtimalini saklı tutarak yazıyorum bunları. ASIL MUHATAP KİMDİ? Ziyaret boyunca yaptığı konuşmalarda, basın toplantılarında ve öğrencilerle sohbetinde Obama’nın sadece Türk hükümetini muhatap aldığını ve Türk kamuoyuna mesajlar gönderdiğini söylemek zordur. Elbette Türkiye’de bulunulduğu için birincil muhatap biziz. Ama iki diğer unsur daha var Obama’nın seslendiği. Birincisi, Amerikan kamuoyu. Ya da daha politize bir ifadeyle Amerikan seçmeni. Hiçbir ABD başkanı tek dönem görev yapmak için kampanya yürütmez. Obama da, dört yılını bitirdikten sonra, Anayasa’nın müsaade ettiği şekilde bir dönem daha seçilmeye çalışacaktır. Hattızatında, gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında verdiği mesajlarda mutlaka kendi seçmen kitlesinin gönlünü hoş tutmaya da çalışacaktır. Obama, Türkiye’de de bunu yaptı. Ermeni ve Rum lobilerine mesajlar gönderdi. Her ne kadar “soykırım” ifadesini kullanmasa da, üstü kapalı bir şekilde bunu ima etti. Nasıl mı? Hadi hep beraber hatırlayalım: Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Gül ile Obama’nın görüşmesinin ardından yapılan ortak basın toplantısında Obama ilk sözü -bir mizansen olduğu çok aşikâr bir şekilde-kendi seçim bölgesi Chicago’dan bir Amerikalı gazeteciye verdi. O da “soykırım” ile ilgili görüşlerini sordu. Obama’nın cevabı, “Benim daha önce dile getirdiğim kanaatim değişmedi” şeklindeydi. Bu üstü kapalı “soykırım” göndermesiyle Başkan kendi Ermeni seçmenlerine gül yollamış oldu. Obama’nın mesajlarının ikinci muhatabı ise tüm dünyada Bush döneminde ABD politikalarına karşı soğuk bir tutum takınan kitlelerdi. Türkiye, milyarlarca insana “Bush dönemi artık sona erdi” mesajının gönderildiği mekân oldu. Obama’nın, “ABD İslam’la savaş halinde değildir” ya da “ben de ailesinde Müslümanlar bulunan Amerikalılardan biriyim” sözleriyle sadece İslam âlemine sıcak bir mesaj göndermeye çalıştığını söylemek aldatıcı olabilir. Obama, İslam âlemini de kapsayan çok daha geniş bir kitleye seslendi. Bundan sonraki ziyaretlerinde de aynı çizgiyi devam ettirmesi ve 8 yıl boyunca gerileyen Amerika’ya güveni yükseltmeye çalışması beklenebilir. Tabiatıyla bizi öncelikle Obama’nın Türkiye’ye verdiği mesaj ilgilendiriyor. Aslında tüm söylediklerini üç ana başlık altında değerlendirmek mümkündür: Birincisi, şaşırtıcı olmayan bir şekilde ve kendinden önceki başkanların da yaptığı gibi “gönül okşayan nağmeler” başlığıdır. Obama da bizim gönlümüzü okşadı, duymak istediklerimizi söyledi. Ama kendisinden öncekilerden önemli bir farkla. Obama, hiç kimseyi atlamadan Türkiye’deki her kesimi memnun edecek sözler dile getirdi: Laik demokrasiden de bahsetti, Osmanlı’dan da, Atatürk’ten de, Abdülmecit’ten de, Türkiye’nin yerinin Avrupa Birliği olduğundan da dem vurdu, Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur’u da zikretti. Mecliste grubu bulunan tüm partilerin liderlerini ziyaret etti. Kısa süreli de olsa, onları dinledi. Bunun Türk kamuoyunda nasıl bir yansıma bulduğunu görmek için 7 Nisan tarihli gazete manşetlerine bakmak yeterlidir. Herkes kendine göre güzel bir yön çıkarmış Obama’nın “gönül okşama” seansından. YENİ TERİM: MODEL ORTAKLIKObama’nın mesajlarının ikinci ana başlığı kısaca “ev ödevleri” olarak nitelendirilebilir. Bu yönüyle Başkan’ın Türk hükümetine ilettiği “Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesinden”, “Heybeliada ruhban okulunun açılmasına” ve “dini hürriyetlere” kadar pek çok husus, Avrupa Birliği’nin her sonbahar Türkiye için hazırladığı İlerleme Raporlarında yer alan konu başlıklarıyla neredeyse birebir örtüşmektedir. Obama AB’den bir adım daha ileri gitmiş, Türkiye’de tahammülleri zorlama pahasına, AB raporlarında bile kullanılmayan “Kürt azınlık” ifadesini ağzından kaçırıvermiştir. Üçüncü ana başlık ise, ilişkilerin yeni yapısına ilişkindir. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana önce “Stratejik İttifak”, sonra “Stratejik Ortaklık”, daha sonra “Stratejik Konularda İşbirliği” olarak adlandırılmaya çalışılan ama bir türlü içi iki tarafı da tatmin eder şekilde doldurulamayan Türk-Amerikan ilişkilerine Başkan Obama yeni bir terim kazandırmıştır: “Model Ortaklık”. Obama’nın bu tabirle neyi kastettiğini ancak önümüzdeki aylarda ikili ilişkilerde yaşanacak gelişmeler muvacehesinde anlayabileceğiz. Fakat ilk bakışta akla gelen, Obama’nın Türkiye’den Balkanlar’dan Orta Doğu ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada kendisinin “vekili” gibi hareket etmesini istediğidir. Türk-Amerikan ilişkileri bu ziyaretten sonra belki de “kefalet-vekalet” ilişkisi olarak anılacaktır. Yani, ABD Batı dünyasında, özellikle AB’de, Türkiye’nin “kefili”, Türkiye ise bölgesinde ABD’nin “vekili” mi olacaktır? Daha sağlıklı yorumlayabilmek için beklemeliyiz. GÜL DE KONGRE’DE KONUŞMALI Bu ziyaretten sonra Türkiye’nin milli menfaatlerine uygun olarak Türk-Amerikan ilişkilerini daha da ileri götürmek için iki adım atılması gerekir. Birincisi, arayı fazla uzatmadan, mesela bu yılın sonuna kadar Cumhurbaşkanı düzeyinde ABD’ye bir resmî ziyaret yapılmalıdır. Bu ziyaret esnasında Cumhurbaşkanı Gül’ün ABD Kongresi’nde konuşması mutlaka programa dâhil edilmelidir. Merhum Celal Bayar’dan bu yana hiçbir cumhurbaşkanımız Kongre’de konuşmamıştır. Cumhurbaşkanı Gül, bilhassa Ermeni meselesiyle ilgili gerçekleri ABD Kongre üyelerinin gözlerinin içine baka baka söyleyebilmelidir. İkincisi, 1980 tarihli Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması (SEİA) bugünün ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak ve demodedir. Her iki tarafın da beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanacak yeni bir temel anlaşma, mesela Cumhurbaşkanının yapacağı ziyaret esnasında, imzalanmalıdır. SEİA’nın TBMM’den geçirilmemiş (darbe sonrası Meclis dağıtılmış olduğundan) bir anlaşma olduğu hususu göz önünde bulundurulursa, sırf bu sebeple bile yeni bir anlaşma yapılması zaruridir. Son olarak, Obama’nın ziyaretinin teknik boyutları, protokolle uğraşan kişiler açısından olağanüstü dersler içermektedir. Bir cumhurbaşkanı ziyaretinden önce gidilecek ülkenin kamuoyunun nasıl olumlu yönde şartlandırılacağı, liderin yapacağı konuşmalarda neleri, nasıl söyleyeceği, hangi programlara katılacağı gibi konularda Obama’nın ziyaret programından öğrenilecek çok şey vardır. Eğer cumhurbaşkanı düzeyinde ABD’ye gidilecekse, ziyaret programının, “Türk toplumunun temsilcileriyle görüşme”, “resmî temaslar”, “iş ve finans çevreleri”, “Musevi kuruluşlarına ziyaret” dörtgeninin ötesine geçmesi zamanı gelmiştir.

Pin It on Pinterest