Prof. Dr. Çağrı ERHAN

AB YOLUNDA EGEMEN BAĞIŞ’IN ARTILARI (20.01.2009) Türkiye Gazetesi

Önce Hazine’den sorumlu devlet bakanı, ardından da dışişleri bakanıyken aynı zamanda Avrupa Birliği ile başmüzakereciliği sürdüren Ali Babacan bu görevini geçtiğimiz günlerde devlet bakanlığına atanan Egemen Bağış’a devretti. Eşzamanlı olarak, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) de Egemen Bağış’ın koordinasyonunda Başbakanlığa bağlandı. Daha önce de çeşitli defalar Başbakanlık ve diğer bakanlıklar arasında gidip gelen ABGS’nin bu kez kalıcı biçimde Başbakanlığa bağlandığı hatta ileride ayrı bir bakanlığa dönüştürülmesinin söz konusu olabileceği Ankara’da konuşulanlar arasında. Bağış’ın başmüzakereciliğe gelişi ve ABGS’nin yeni durumu tıkanma noktasına gelen Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir dinamizm kazandırır mı? BAŞBAKANIN TERCÜMANI Evvela, başmüzakereciliğin başka bir bakanlık göreviyle birlikte sürdürülemeyecek kadar ağır bir iş yükü olduğunu ifade ederek başlayalım. Görevinde yeterince başarılı olmasına rağmen, Babacan’ın aynı anda hem dışişleri bakanlığı hem de başmüzakerecilik yapması bilhassa AB işlerinde tabii bir gecikmeyi de beraberinde getirmekteydi. Hele Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi olmasından sonra daha da yoğunlaşan Babacan’ın AB ile müzakereleri sürdürmesinin artık mümkün olmadığı apaçık ortadaydı. Bu noktada Başbakan’ın yerinde bir kararla başmüzakerecilik görevini başka bir isme vermesi sonucu ortaya çıktı. İkinci olarak Egemen Bağış ismi üzerinde duralım. Elbette ilk akla gelen soru, kritik bir dönemde AB ile müzakereleri sürdürebilecek yeterli donanıma sahip olup olmadığı. Eğitimine ve geçmişteki mesleki tecrübesine göz attığımızda Bağış’ın AB ile ilişkiler konusunda çok çarpıcı bir diplomatik niteliğe sahip olmadığını görsek de, aslında Bağış’ın kendisini bu görevinde başarılı kılabilecek önemli bir özelliği var. Bağış daha ABD’deki öğrencilik yıllarından başlayarak önce Washington’daki Türk büyükelçiliğinin, ardından Beyaz Saray’ın tercümanlığını yapmış, milletvekili seçildikten sonra da danışmanı olduğu Başbakan Erdoğan’ın tercümanlığını üstlenerek son derece önemli pek çok görüşmeye ilk elden tanıklık etmişti. Bu görüşmeler arasında AB ile 2002’den beri yürütülen resmî temaslar önemli bir yer tutmaktaydı. Dahası, bugün AB ile ilişkilerin tıkanma noktası olan Kıbrıs meselesiyle ilgili Annan Planı sürecine de Başbakan’ın tercümanı olması hasebiyle tanık olmuştu. Her ne kadar Başbakan ile onun muhatapları arasındaki kişi olarak sadece fikirleri aktarma görevi üstlenmiş olsa da, AB ile ilişkilerin son altı yılındaki tüm gelişmelerin içinde bulunması Bağış’a olağanüstü bir tecrübe ve bilgi birikimi kazandırmış olabilir. Bu da Bağış’ın performansına olumlu olarak yansıyabilir. KADROSU SAĞLAMÜçüncü olarak, unutmamalıyız ki, Bağış tek başına çalışmayacak. Kendisine bağlı ve hem müzakere öncesi dönemde hem de müzakereler başladıktan sonra yoğun bir çalışma temposu içinde bulunan ABGS bürokrasisi Bağış’ın yanında olacak. Kuruluş kompozisyonuna bakıldığında Dışişleri, Hazine, Dış Ticaret ve Devlet Planlama Teşkilatı bürokratlarından oluşan ABGS, doğrudan sınavlar yoluyla katılan yeni elemanlarla kadrosunu giderek güçlendiriyor. Dışişlerinin kıdemli büyükelçilerinden Oğuz Demiralp, bakanlık müsteşarına eşdeğer tutulan genel sekreterlik görevini başarıyla sürdürüyor. Bu açıdan bakıldığında Bağış’ın bakanlığının ilk aylarında yaşayabileceği intibak sorunlarının bu tecrübeli kadro sayesinde aşılabileceği değerlendirilebilir. Bağış bakanlık koltuğuna oturduğunda iki çok önemli sorunu masasının üzerinde buluverdi. Bunlardan ilki, Türkiye’de AB’ye olan sempatinin önlenemez biçimde düşmeye başlamasıdır. 2004’te müzakerelerin açılması kararı alındığında %75 seviyesinde olan Türkiye’nin AB’ye üye olmasını destekleyenlerin sayısı 2008 sonu itibariyle %35’lere gerilemiş durumda. Güçlü bir kamuoyu desteğini tekrar var etmeden AB konusunda kararlı adımlar atmasının mümkün olmadığının farkına vardığında, Bağış’ın özellikle sivil toplum örgütleriyle koordineli olarak toplumdaki AB duyarlılığını yükseltecek projelere öncülük etmesi söz konusu olabilir. Daha önemli bir sorun ise, AB Konseyi’nin, Türkiye, Ankara Anlaşması’na Ek Protokol’ü tam olarak uygulayana kadar 8 fasılda müzakerelere başlanmamasını ve diğer müzakere fasıllarının ise geçici olarak dahi kapanmamasını kararlaştırmış olması. Bağış’ın bu tıkanmayı ortadan kaldırmaya kuşkusuz tek başına gücünün yetmesi mümkün değil. Bu her şeyden önce Başbakan’ın siyasi bir kararıyla mümkün olabilir. Ek Protokol’ün TBMM’de onaylanması, müzakerelerin sağlıklı ilerlemesinin ön şartı haline gelmiştir. Kıbrıs adasında Türk tarafını da tatmin eden adil bir çözüme ulaşılmadan Başbakan’ın bu Protokol’ü onaylanmak üzere TBMM’ye göndermesi mümkün olabilir mi? Bugüne kadarki söylemlerini göz önüne alırsak, bu sorunun cevabı “hayır” olmalıdır. YENİ AÇILIMIN ÇIKIŞ NOKTASI Ama ben Hükümet’in yerel seçimlerden sonra bu konuda farklı bir yaklaşım içine gireceğini ve Bağış’ın da bu yeni yaklaşımın belirlenip yürütülmesinde etkili bir işlev göreceğini tahmin ediyorum. Bu açılım büyük ihtimalle Ek Protokol’ü onaylamak ama liman ve havaalanlarını çeşitli teknik gerekçelerle Güney Kıbrıs’a kapalı tutmaya devam etmek şeklinde olacaktır. Zira, Ek Protokol’ün onaylanması Türkiye’nin bir taahhüdünü yerine getirmesi, dolayısıyla AB’nin koyduğu ön şartın ortadan kalkması demektir. Halbuki, liman ve havaalanlarının AB üyesi bir ülke olan Güney Kıbrıs’a kapatılması ise 6/95 sayılı Gümrük Birliği kararından doğan bir ihtilaf alanıdır. Bu ihtilafın çözüm mercii, yine Gümrük Birliği kararına göre Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’dir. Tahminimce Bağış’ın Başbakan’ın önüne sunacağı yeni açılımın ana çıkış noktasını bu varsayımlar oluşturacaktır. Bu adım atıldığında ilişkilerde yeni bir dönemin gerçekten başlayacağı açıktır. Aksi takdirde 2009 da, 2008 ve 2007 gibi AB ile ilişkiler açısında kayıp yıllar arasında yerini alacaktır.Bilmediklerimiz Egemen Bağış: 1970 doğumlu Egemen Bağış, işletme ve insan kaynakları yönetimi lisans eğitimini ve kamu yönetimi üzerine olan yüksek lisans eğitimini ABD’de almıştır. Bir süre ABD’de yaşayan Bağış, aynı zamanda Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu başkanlığında bulunmuştur. Evli ve iki çocuk babası olan Egemen Bağış, Adalet ve Kalkınma Partisi 22. ve 23. dönem İstanbul milletvekilidir. 8 Ocak 2009 tarihinde AB’den sorumlu Devlet Bakanlığı’na atanan Egemen Bağış, 10 Ocak 2009 tarihi itibarıyla da AB makamlarıyla yapılacak tam üyelik müzakerelerinde “Başmüzakereci” görevini yürütmekle görevlen-dirilmiştir. Daha önceki “Başmüzakereci” görevini Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın yürütmesi nedeniyle 31 Ağustos 2007 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na bağlanan Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Egemen Bağış’ın anılan göreve atanmasıyla birlikte Başbakanlığa bağlanmıştır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dış İlişkiler Danışmanı olarak da görev yapmış olan Bağış, AK Parti’nin uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanlarında önemli isimleri arasında yer almaktadır. 2009 yılının ilk yarısında AB Dönem Başkanlığını Çek Cumhuriyeti, ikinci yarısında ise İsveç yürütecektir. Bu dönemde Türkiye’nin AB ile yürüttüğü tam üyelik müzakerelerinde vergilendirme, sosyal politika ve istihdam, rekabet, çevre başlıklarının müzakereye açılması beklenmektedir. TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE BAZI ÖNEMLİ İSİMLER (1959-2009) İÇİN TIKLAYIN

Pin It on Pinterest