Prof. Dr. Çağrı ERHAN

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NE İŞE YARAR? (13.01.2009) Türkiye Gazetesi

 Sekiz yıldır ABD başkanlık koltuğunda oturan George W. Bush, 20 Ocak 2009’da yapılacak bir törenle görevini yeni Başkan Barack Obama’ya devredecek. Bu görev değişimi aynı zamanda sekiz yıllık Cumhuriyetçi yönetimin de sonunu simgeliyor. Ama kuşkusuz bunlardan daha derin anlamlar da içeriyor. Bush, 11 Eylül olaylarından sonra yaptığı bir diplomatik görüşmede muhataplarına şöyle sesleniyordu: “Önümüzdeki dönemde Birleşmiş Milletler’e ihtiyacımız olup olmadığını arkadaşlarıma incelettiriyorum.” BUSH BM’Yİ FELCE UĞRATTI Bu incelemenin sonucunun Başkan Bush’a iletilip iletilmediğini şimdilik bilmiyoruz. Ama apaçık bir gerçekle karşı karşıyayız: Bush’un başkanlığında Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın zaten zayıflamış olan gücü tam anlamıyla felce uğratıldı. Güvenlik Konseyi’nin kararı ve onayı olmadan Irak’a saldırı emri veren Bush 2003 Martından bugüne asgari 900 bin Iraklı sivilin ölümüne sebep olan insanlık faciasının kapısını araladı. Afganistan’da Birleşmiş Milletler’in kendisine verdiği yetkiyi istismar ederek ve sorumluluk alanının dışına çıkarak yüz binlerce Afganlıyı mağdur etti. İsrail’in 2002’de Gazze ve Batı Şeria’da, 2006’da Lübnan’da ve bugün Gazze’de yoğun şekilde sivil halkı hedef alan eylemleri, Bush yönetiminin açık onayı ve desteğiyle gerçekleşti. Üstelik binlerce sivilin ölümüne sebep olan bu eylemler Birleşmiş Milletler tarafından kınanamadı bile. Halbuki İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermekte olduğu bir sırada ABD’nin öncülüğünde Müttefikler tarafından yapılandırılan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın kuruluş gayesi -teşkilatın kurucu antlaşmasında da açıkça yazıldığı gibi- “uluslararası barış ve güvenliği korumak” olarak tespit edilmişti. Dahası “tüm üyelerin, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınacakları” temel bir ilke olarak belirlenmişti. Belki hepsinden önemlisi, Birleşmiş Milletler kurucu antlaşmasının dibacesinde, üye ülkelerin halkları “savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine saygı göstermeye” söz veriyor, “ortak çıkarlar gerektirmedikçe silah kullanmaktan kaçınacaklarına” söz veriyorlardı. DAİMİ ÜYELERE YAPTIRIM YOK! Verdikleri sözü tutmadıkları ve Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkelerine aykırı davranan üyelerin Güvenlik Konseyi’nin alacağı kararla çeşitli yaptırımlara tabi tutulması öngörülmüştü. Bu yaptırımlar arasında,ekonomik ilişkilerin ve demir yolu, hava, deniz, posta, telgraf, telsiz ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle ya da bir bölümüyle kesintiye uğratılması ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi kuvvet kullanmayı gerektirmeyenler olduğu gibi, abluka ve silahlı kuvvet kullanımı gibi askerî olanlar da vardı. Tahmin edilebileceği gibi, bu yaptırımlar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine hiçbir zaman uygulanamadı. Ne İngiltere ve Fransa 1956’da Mısır’a saldırdıklarında, ne Fransa 1955-1962 arasında Cezayir’de sivil katliam yaptığında, ne Sovyetler Birliği 1956’da Macaristan’a, 1968’de Çekoslovakya’ya, 1979’da Afganistan’a girdiğinde, ne Çin Halk Cumhuriyeti Tibet ve Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlalleri dolayısıyla bir karara muhatap oldular. Tabii ABD de, 1960’larda Vietnam’da köylere napalm bombaları atarken, 1953’te İran’da, 1954’de Guatemala’da, 1958’de G. Kore’de, 1961’de Küba’da, 1973’te Şili’de darbe organize ederken, 1980’li yıllar boyunca, Grenada’dan Panama’ya, Latin Amerika’da askerî operasyonlar düzenlerken Birleşmiş Milletler’in kendisini, bırakın engellemesinin, kınamasının dahi mümkün olmadığını pek tabii biliyordu. Daimi üyeler, sadece kendilerini muhtemel bir yaptırımdan izale etmediler, bunun yanında kolladıkları, kol kanat gerdikleri başka ülkelerin de benzer bir muameleye maruz kalmasını engellediler. Bu durumun en bariz örneği ABD’nin İsrail’e giydirdiği “koruyucu kalkandır.” ABD’nin vetosu sayesinde İsrail, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın amaçlarının ve ilkelerinin neredeyse tamamını ihlal ettiği halde, hiçbir yaptırıma tabi tutulamamıştır. Güvenlik Konseyi’nin 1967’de aldığı 242 sayılı kararla işgal ettiği Arap topraklarından (Golan Tepeleri ve Batı Şeria) çekilmesi istenmiş ama bunu yapmadığı gibi, işgal altında tuttuğu Kudüs’ü ilhak etmiş, başkenti haline getirmiş, Arap topraklarına yasa dışı yerleşim bölgeleri kurmuştur. İSRAİL, ABD’DEN GÜÇ ALIYOR Tahmin edilebileceği gibi bu eylemlerinden dolayı Birleşmiş Milletler tarafından kınanmamıştır, kınanamamıştır. Hal böyle olunca da, İsrail Başbakanı Ehud Olmert ABD’nin bu kez “çekimser” kalmasıyla geçen hafta nihayet çıkarılabilen Güvenlik Konseyi kararını uygulamayacağını rahatlıkla ifade edebilmiştir. Kararda İsrail için bir yaptırım öngörülmüyor sadece ateşkesin ilan edilmesi ve Gazze’ye insani yardımların ulaşmasının engellenmemesi isteniyordu. İsrail bunu bile kabul etmedi. 20 Ocakta görevi devraldığında Başkan Obama acaba çalışma arkadaşlarına Birleşmiş Milletler’in gerçekten kendi amaç ve ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösterecek bir teşkilat olabilmesi için gerekli çalışmayı yapmaları talimatını verecek mi? Hiç sanmıyorum. Ama bizim, burnumuzun dibinde ve kameraların önünde her gün gerçekleşen çocuk cinayetlerini bile durdurmaktan aciz bu teşkilatın ne işe yaradığını daha yüksek sesle sormanın zamanı artık gelmedi mi? Ve tabii George W. Bush’a veda etmenin zamanı da artık geldi: “Elveda Bush. Seni hiç özlemeyeceğiz…” Bilmediklerimiz Bush’un ‘ölüm’ kabinesi * Afganistan ve Irak Savaşlarının Sivil Kayıpları: 7 Ekim 2001 tarihinde başlayan Afganistan savaşında günümüze kadar olan süreçte sivil kayıpların 11.185 ile 13.000 civarı olduğu; Irak işgalinin başladığı 20 Mart 2003 tarihinden bugüne kadar ise 946.000 ile 1.120.000 sivil kaybın olduğu iddia edilmektedir. * Donald Rumsfeld: (9 Haziran 1932) Donald Rumsfeld ilk olarak 1975-1977 yılları arasında Gerald Ford başkanlığında, 2001-2006 yılları arasında da George W. Bush başkanlığında Savunma Bakanlığı görevlerinde bulunmuştur. * Condoleezza Rice: (14 Kasım 1954) Standford Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü olarak akademik kariyer yapan Rice, 2001-2005 yılları arasında George W. Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanlığını, 2005-2009 yılları arasında da Dışişleri Bakanlığı görevlerini yürütmüştür. Condoleezza Rice, ilk siyahi kadın Dışişleri Bakanı’dır. * Colin Luther Powell: (5 Nisan 1937) Emekli General olan Colin Powell, George W. Bush’un ilk başkanlık döneminin ve ABD’nin ilk siyahi Dışişleri Bakanı’dır. Irak işgaline giden süreçte Irak’ın sahip olduğu iddia edilen kimyasal silahlara ilişkin yanlış bilgi vermekle suçlanan Powell 15 Kasım 2004 tarihinde görevinden istifa etmek mecburiyetinde kalmıştır. GEORGE W. BUSH DÖNEMİ KRONOLOJİSİ İÇİN TIKLAYIN

Pin It on Pinterest